3 Tem
Şairim kaf dağı sırtımda yüküm,
Sırların tahtına kurulan benim.
Böylesi verilmiş ezelden hüküm,
Kurşunsuz, silahsız vurulan benim.
İçimde tufana döner gözyaşı,
Söndürür yanardağ olsa ataşı,
Yaya benzetirken incecik kaşı,
Gizli bir el ile gerilen benim.
Gökyüzünde burçtan burca gezerken,
Yıldızları yâr boynuna dizerken,
Beynimi mantığın örsü ezerken,
Fikrin yokuşunda yorulan benim.
Mevlana’da fikir, Yunus’ta sevi,
Bir sözüm indirir tahtından devi,
Sevgiyle dolarken gönlümün evi,
Çağlayan, köpüren, durulan benim.
Sebepler mülküne sermişim postu,
Sezerim en gizli hileyi, kastı,
Zalimin hasmıyım, mazlumun dostu,
Adalet tığıyla örülen benim.
Kalemim kılıçtır, şiirim kalkan,
Köleyle köleyim, hakanla hakan,
İçimde kaynarken binlerce volkan,
Tasasız, kedersiz görülen benim.
2 Tem
Göbek attık yıllarca demokrasi dendikçe,
Kavramlar kuşa döndü sakızca çiğnendikçe,
Geçmişe kara çalıp iğrendik iğrendikçe,
Ne dönek şeymişsin sen be canım demokrasi,
Bir türlü anlamadık kim kahraman,kim âsi…
Senelerce dinlettin bize bin bir palavra,
Sırtımızdan inmedi ne hikmetse angarya,
Vaatlerin hep dümen fasa fiso fasarya,
Ne dönek şeymişsin sen be canım demokrasi,
Köşe dönmek baş tacın,dürüstlük yüz karası…
Kanunların güçlüye güç üstüne güç katar,
Partilerin ar etmez biri birine çatar,
Faziletten yoksunlar halka fazilet satar,
Ne dönek şeymişsin sen be canım demokrasi,
Tepemizde tepinir durur aristokrasi…
Yüzünün cilasına ,falan filana kandık,
Cenneti vaat ettin cehenneminde yandık,
Uyandık amma lakin neden sonra uyandık,
Ne dönek şeymişsin sen be canım demokrasi…
Gölgende keyif çatar nice kalleş siyasi…
Sayende anladık ki halkı aldatmak hüner,
Hangi yüzüne baksak o yüzün yanar döner,
Böyle giderse durum yıldızın bir gün söner,
Ne dönek şeymişsin sen be canım demokrasi,
Darılma bize amma vaziyet kakokrasi
1 Tem
Geçmişten ders almak bizim önümüzü açar. Bazen olumsuzluk yaşadığımızda , canımız çok sıkılır. İşte niye olmadı gibilerinden, oldukça sinirlenebiliriz de. Kendimizce haklı sebeplerimiz vardır.
Olumsuzluktan sonraki gerginliğimizin nedeni bellidir. Yüzeysel düşündüğümüz için böyle kanaate varırız. Derinlemesine düşünmediğimizden böyle yorumlarız hadiseleri.
Hayal kırıklığı yaşadığınızda size kalıcı prensipler edinmenize de katkısı olabilir. Aslında başarısızlık gibi görünen durumumuzu olumluya çevirme şansı doğuyor bizlere. Başarının yolu açılabilir.
Ümit var olduğumuz zaman , beklediğimiz sonucu elde edemediğimizde üzülürüz.
Size basit gibi gelen konuların ihmali sonunda kaybederseniz. Bu kayıp size ileri de başarının en önemli kuralını hatırdan çıkarmamanızı sağlayarak ihmallere son verdirir. İhmallerin ne sonuçlara götürdüğünü görünce daha itinalı, daha dikkatli çalışmamızı sağlar.
Yaşadıklarınızla , hayatınızda her anında ihmalden uzak yaşamamız gerektiğine adınız gibi inanırsınız.Çünkü bazen önemsiz gördüğünüz konular bakıyorsunuz umulmadık başarısızlıklar yaşatabiliyor.
Gelecekte sınava girmek için hazırlanırken bazı konulara bakmasam da olur deriz. Sonra ihmal ettiğimiz konuyla alakalı soru sorulunca aklımız başımıza gelir. O an için belki yapılacak yoktur.
Bundan sonraki hayatımızda ise ihmalkarlığımızdan ders alarak, daha dikkatli, ihmal etmeden işlerimizi yaparız.
Buradan soru gelmez , bununla vakit geçirmeye değmez dersiniz. Kitabın o bölümünü atlarsınız , çünkü size göre hiç önemi yoktur.
Aslında o bölümde belki de sizin karşınıza çıkacak sorunun bir kaçı bulunmaktadır. İşte atlasam bir zararım olmaz diyerek sonuca gitmeye çalışırsak yanılırız.
Yaptığımız işin burası önemli , şurası önemsiz diye değerlendirmemeliyiz. Bunun yerine bölümlerin başından sonuna kadar dikkatli okumalıyız.
İmtihana girmeden önce hesap yaparız evimizde, nasıl olsa çalıştım diyerek , kendimize çokta güvenebiliriz, birde bakmışsınız hesap tutmaz.
İşte evde ki hesapla, çarşıda ki hesap bazen denk gitmiyor. Böylece yaşayarak küçük şeyler diyerek bazı yerleri atlamamızın sonunda , başarıyı ertelettiğine inanırız.
İnsan burayı da okumasam sonuca etki etmez dememeli. Kendi içinde ki bütünlüğü bozmadan imtihanlara hazırlanmalıyız. Yoksa seçerek burası önemli, burası önemsiz değerlendirmesi yaparak hazırlanırsak başaramayız.
Bazen insanlar birbirlerine ayrıntıya çok takılıyorsun diye kızarlar. Son zamanlarda gördüm ki , küçükte olsa ayrıntıların ne kadar önem arz ettiğini anladım.
Kitapları okurken, bazen atlayarak okurum.Kitaba bakarım , baş tarafta bulunan paragrafları okumadan atlarım. Çünkü baş taraftaki paragrafta önemli bilgi bulunmaz diye inanırdım. Veya kitap okurken sona yaklaştığımda sıkılmışsam, zaten son satır ne olacak orayı okumasam da olur der , bundan zarar görmem derdim.
İlginçtir ki geçenlerde dostumun birine bu tür okumanın faydası olur mu diye fikrini alayım diye sordum?
Onun cevabı benim, budayarak okumamın zararlarını ortaya koydu. Kendisi meal çalışmış. Bazen baş tarafta bulunan ayetlerin mealini okumadan alt taraflardan okurmuş. Yarışmaya hazırlanıyordu.
Hatta okumaya başladığı yerleri not tutarak çok ciddi okuyordu.Atlayarak okusa da fark etmeyeceğini düşünmüşmüş.
Sonra kendisi anlattı. O başta ki ayetlerin meallerini okumamanın zararını görmüş. Nasıl mı? Girmiş olduğu bilgi yarışmasında, o önemsemediği baş taraftaki meallerden on kadar soru gelmiş. Vakıf olmadığından on soruyu kaçırmış. Yanlış işaretlemiş.
Okumadığı içinde on soruya cevap bulamamış.İşte küçük ihmalin sonucu, başarıya giderken başarısızlığı yaşama.
Kendi de ifade etti , çok büyük ders oldu bana dedi.
30 Haz
yabancı düşlere kurban gitti gençliğimiz.
hiçler dünyasında var olduğumuzu sandık.
yaşamak nefes almaktı ya; aldık!..
mütemadi acılarımıza aldırmadan, münferit isteklere kurban ettik benliğimizi.
daha fazlasını istedik hep.
bilinçaltı hırsızı reklamlar, soluk ve soğuk gazete kupürleri, ayarı bozuk televizyon ekranları bu yönde salık veriyordu.
şükretmekte neydi?
isteyenin bir yüzü karaydı sadece, onunda önemi yoktu, hatta iyi bile oluyordu;
bronzlaşmak sınıf atlama nedeniydi!
şehadette getirmiştik -amenna ve saddakna!- daha ne olsundu?
Elhamdülillah Müslümandık.
Cennete girmeden önce azıcık ateş kimseye dokunmazdı.
hem dünyada alışmıştık yanmaya, bize koymazdı!
çok sıkışırsak “şeytan’a uyduk” der kurtulurduk…
velhasıl kendimizi kandırdık yıllarca.
kabuğumuza çekilip olan biteni seyre daldık, film izler gibi…
algılarımız donuk, hislerimiz eğretileşti.
Filistin’e, Irak’a hatta Lübnan’a destek verdik -oturduğumuz yerden-.
elimizden daha fazlası da gelmiyordu.
“Onlar” “Biz”den güçlü(?) idi ne de olsa.
hep sustuk, dost(?) meclislerinde egomuzun tatmini için attığımız nutukları saymazsak.
biz sustukça;
Mavi Susuşlarıyla bebekler öldürüldü; yaşasalardı kötülük göreceklerdi ne de olsa!
beton yığınlarını toprağa kattılar; görüntü kirliliğine neden oluyorlardı!
insanlar hayvan yerine konulup işkence edildi “esfeli safilinler”ce; acının insanı olgunlaştırdığı gerekçesiyle!
aileler dağıtılıp farklı coğrafyalara sürüldü; hasret had safhaya çıkıp birbirlerini daha çok sevsinler diye!
yalnızca rutin kelimeler muhteva eden rutin cümlelerimiz vardı rutin günlerimizde.
bayatlamış sessizliğimizi kimse bozamadı…
“ARUN ALEYKÜM!” dedi Filistinli bir melek, dönüp bakmadık bile.
“FE EYNE TEZHEBUN?” diye sordu bir ses, “Cennete(!)” diye cevapladık kaygısızca…
FaRuKS - 2006
29 Haz
Bir kazayla nice şerler saçıldı
Çeteler meydana çıkıyor Ali.
Devlet sırlarının üstü açıldı,
Komisyon kirleri yıkıyor Ali.
Koalisyon curcunası bir şenlik,
Muhalefet kanadında yarenlik,
Belli değil kimde riya, içtenlik,
Liderler kurdunu döküyor Ali.
Hâlimiz vallahi tozdur, dumandır,
Kafalar karışık durum yamandır,
Gönüller perişan sineler tandır,
Herkes bildiğini okuyor Ali.
Çüıümüşlük aklı zorlar raddede,
Sahte şeyhler dini horlar raddede,
Ahlaksızlık fink atıyor caddede,
Her yanda pis koku kokuyor Ali.
Utanma kalktı şu renkli camlardan,
Musikinin farkı yok tamtamlardan,
Gına geldi her gün gelen zamlardan,
Enflasyon belleri büküyor Ali
Her gün üç beş şehit verdik tınmadık,
Avrupa’dan azar gördük tınmadık,
Kendi kendimize attık hep kazık,
Tezgâhlar şer bezi dokuyor Ali..
İbrahim Sağır 1998
28 Haz
Nesilden nesile emanet irfan,
İrfanı hür ise hür olur insan,
Maziden aldığın haysiyete kan,
Vermesini bileceksin.
Geçmişine bağlı tüm mefahirin,
Hizmetkarı olma nefs-i hakirin,
Güçsüzün,yetimin,bikes fakirin,
Gözyaşını sileceksin.
Hür ise bayrağın,hür ise vatan,
Millet sevgisiyse kalbinde yatan,
Herkes bahtiyârsa,işte o zaman,
Huzur ile güleceksin.
Sevgi doğar,kollar kolu sarışta,
Hedefine adım adım varışta,
Milletler arası fende,yarışta,
Fezaları deleceksin.
Uğratma semtine bir dem uykuyu,
İlim nurlu sema,cehâlet kuyu,
Mânâ hızarıyla havayı,suyu,
Eşit eşit böleceksin.
Bencillik putunu parça parça kır,
Putları kırmanın hünerinde sır,
Muzdarip insanlar asrı bu asır,
Çaresini bulacaksın.
Esir olma nefse,kıza,kadına,
Getir ecdadını her dem yadına,
Yükünü çektiğin dava adına,
Öl denende öleceksin.
27 Haz
27 Haz
Dünya çapında 100 milyondan fazla albümü satılan, hard rock ve heavy metalin öncülerinden Deep Purple, BKM ve Radyo Eksen işbirliği ile 20 Temmuz’da Turkcell Kuruçeşme Arena’da sahne alacak.
1968 yılında Londra’da “Searchers” topluluğunun davulcusu Chris Curtis önderliğinde kurulan Deep Purple, daha önce 1992, 1998 ve 2005 yıllarında Türkiye’ye geldi. Grup, 2008’de müzik dünyasındaki 40.yılını kutladı.
25 Haz
“DO, RE, Mİ, FA, SOL, LA, Sİ” şeklinde sıralanan Musiki notalarını ezbere bilmeyenimiz yoktur. Bu nota harflerinin, güfte olarak adlandırılan şarkı sözlerini bestelemek için kullanıldığını da hepiniz biliyorsunuzdur. Beste kelimesi de “bağlama” anlamına gelerek sözün notalarla bağlandığını ifade etmektedir zaten. Ancak notaları ifade eden harflerin ne anlama geldiklerini, ya da bu nota sisteminin hangi dönemde, kim tarafından oluşturulduğunu pek düşünmemişizdir. Ben de günlerdir bu notaların ne anlama geldiğini bulmaya, anlamaya çalışıyorum. Bu araştırmam sırasında elde ettiğim bazı bilgileri de sizinle paylaşmam gerektiğine inanıyorum. Bilimsel gerçekliklerinden çok da emin olmamakla birlikte, toplumumuzun düşünen kesimleri arasında bu alanda da bir beyin fırtınası oluşturmak adına kendi özgün görüşlerimi de sizlerle paylaşacağım..
Günümüz dünyasında kabul edilen görüşe göre –si- harfi hariç (bu sonra eklenmiştir) bu notaları ilk keşfeden kişi Arezzolu Guido adlı Müzik teorisyenidir. Arezzo, 991-1033 yılıllarında İtalya’nın Arezzo şehrinde yaşamıştır. Geliştirdiği nota sistemi Papa 19. John tarafından ilgiyle karşılanır ve 1028 yılında Avellena’da bu yeni sistemi öğretmesi için görevlendirilir. Guido’nun bu nota harflerini, Aziz Yuhanna ilahisindeki mısraların ilk hecelerinden aldığı söylenmiştir. Bu iddia, ilgili şiir incelendiğinde tutarlı bir iddia olarak kabul edilebilir. 8. yüzyılda Pausl Diaconus tarafından yazılan Saint Johannes (Aziz Yuhanna) ilahisini alıntılayarak meseleyi açıklayalım isterseniz:
Ut queant laxis
resonare fibris
Mira gestorum
famuli tuorum,
Solve polluti
labii reatum,
Sancte Iohannes
“Ut” kelimesinin daha sonraları “Do” sesine dönüştüğü de batı kaynaklarında ifade edilmektedir. Bu görüşlerden de anlaşıldığı gibi günümüz notaları “Kilise Müziğine” hatta bir Hıristiyan Aziz olan Johannes’in ilahi sözlerine dayanmaktadır. İlgili ilahinin sözlerinin ne anlama geldiğini de bir açıklayalım isterseniz:
“Ut queant laxis” = “just as your servants”
“Resonare fibris” = “may sing freely”
“Mira gestorum” = “of the miracles”
“Famuli tuorum” = “of your works,”
“Solve poluti” = “release the stains (of sin)”
“Labii reatum” = “from their lips”
“Sancte iohannes” = “Saint John”
Sadece senin hizmetçilerin
Özgürce ilahi söyleyebilir
İşlerinin mucizeleri hakkında…
Günahlarının lekelerini sil!
Onların dudaklarından
Aziz John (Çeviren, O.D)
İnanç sistemlerini kabul etmeyen pek çok müzisyenin de kullandığı bu notalar, görüldüğü gibi tam da inancın, dinin merkezinden fışkırmışlardır. Eğer bu notaların dinden kaynaklandığı savı doğru bir iddia ise, dünyadaki bütün gelişmelerde ve sıçramalarda, dinlerin inanılmaz bir katkısının olduğu, bu noktadan hareketle inancın geriletici bir unsur değil, doğru kullanıldığında yüceltici, ilerletici bir müessir olduğu anlaşılacaktır. Bu gerçek de, inancın, dinin gereksiz ve gerileştirici olduğunu savunanların kulaklarında bir küpe olmalıdır.
Bu notaların oluşmasında genel manada olumlu bir bakış açısıyla dinin katkısından bahsedilebilir ama özel manada görünüyor ki, bizim de benimsediğimiz bu notalar Hıristiyan Batı dünyasının bize bir armağanıdır. Hıristiyan Batı kültürünün dili olan Latince kaynaklı seslerden ve İncil içerikli anlamlardan oluşur. Elbette kendi medeniyetimizi yeni baştan inşa etme faaliyetine girişirken, musikiyi de kendi öz kültürümüzün renkleriyle boyamamız gerekiyor. Bunun için de oldukça zengin olduğunu düşündüğümüz musiki geleneğimizin imkanlarından faydalanmamız kaçınılmazdır. Atalarımız bilhassa Lale devri döneminden başlamak üzere, müzik eserlerini bestelerken hangi yollara başvurmuşlardır? Binlerce yıl boyunca müzikle içli dışlı olan bir medeniyetin mensupları olarak bizler, notaları ifade etmek hangi yollara başvurmuşlardır?
Çok öncelerde Türk musikisi daha çok, usta-çırak yöntemiyle öğretilirdi. Bir eser bestelenirken de herhangi bir nota kaydına ihtiyaç duyulmaz, bestelenen eser, ustalardan öğrencilere geçerek yayılırdı. 9. yüzyılda yaşamış ünlü bir İslam filozofu olan Yakub El Kindi ilk olarak “Ebced” harflerine (Ebced, hevvez, hutti, kelemen…) dayalı bir nota sistemi geliştirmişti. “Risâle fî khubr te’lifi’l-elhân” adlı eserinde bu nota sisteminin esaslarını örneklerle açıklamıştır. ( http://img205.imageshack.us/img205/7346/tarihc1b988d3ta1.jpg)
Arap harflerine dayanan bu nota sistemi, Müslüman Türkler arasında da yayılmış, büyük Türk bilgini Farabi de Kindi’nin geliştirdiği Ebced notasını kullanmışlardır. “13.yüzyıl Türk Musikisi nazariyatçıları Kutbüddîn Şirâzî (1236-1311), Dürretü’t-Tâc’ında; Safiyüddîn Urmevî (1225?-1294) , Şerefiyye ve Kitâbü’l-Edvâr’ında; Abdülkâdir Merâgî (1360?-1425), Cami’ü’l-Elhân’ında Türk Mûsikîsine uygulamak üzere bu notayı geliştirerek kullanmışlardı” (http://www.msxlabs.org/forum/muzik/11951-turk-musikisinde-notanin-tarihcesi.html) Abdulkadir Meragi’nin ve Safiyuddin’in Ebced notalarıyla besteledikleri en eski belgeleri aşağıdaki adreslerden inceleyebilirsiniz :
http://img205.imageshack.us/img205/3570/tarihc2ba65a6vh6.jpg
http://img205.imageshack.us/img205/1940/tarihc6bb08bczt8.jpg
Osman Dede adlı Mevlevi Şeyhi de yeni bir Ebced sitemi geliştirmiştir. Yenikapı Mevlevihanesi Şeyhi Nasır Abdulbaki Dede de 3. Selim döneminde Osman Dede’nin nota sistemini geliştirmiş, mükemmel bir hale getirmiştir:
http://img218.imageshack.us/img218/9560/11iy7.jpg
3. Selim’in müzik ilgisi o kadar ileri bir seviyededir ki, Padişah bir Ermeni Müzik ustası olan Hamparsum Limonciyan’dan mükemmel bir nota yazım sistemi geliştirmesini istemiştir. (http://img215.imageshack.us/img215/2351/hamparsum1cc57f3aw8.jpg) Bu dönemde, batıdaki musiki nota yazım sistemini olduğu gibi taklit etmek yerine, medeniyetimizin esaslarından beslenen bir Nota Sistemi geliştirilmeye çalışılması oldukça manidardır. Elbette müzikte, yazıda, kültürde, inançta kendimiz olmayı başardığımız sürece yeni bir medeniyet inşa edebilecektik. 3. Selim de, Mevlevi Şeyhleri de bu gerçeğin farkındaydılar elbette. Çeşitli çevrelerce haksız bir şekilde eleştirilen 3. Selim’in medeniyet şuuruna hayran olmamak elde değildir..
Günümüz Avrupa’sında bile 8, 9. yüz yılda Müslümanlar tarafından oluşturulan bu Ebced sistemine benzer bir Nota Yazım sistemi de kullanılmaktadır. A, B, C, D, F, G, H sesleriyle ifade edilen bu sistem, Müslüman Türklerin icad ettiği ve geliştirdiği Ebcede dayalı Nota Yazım sistemini andırmaktadır: (http://www.mu-sig.de/Theorie/Notation/Notation02.htm)
Aslında bazı kolaycı yöntemlerle, batıda gelişen nota yazım sistemlerinin ilk olarak Müslümanlar tarafından geliştirildiğini iddia etmek bile mümkündür. Örneğin, do, re, mi, fa, sol, la harflerinin “Darb-el Fasıla” “Fâilatun failun” “du remel fasl” vb. Arabi-Farisi terkibli muhtemel müzik ıstılahlarından neşet ettiğini savunmak bile mümkündür ama bu kolay ve çoğu zaman da tarihi gerçeklerle çok da uyuşmamaktadır.
Elbette çeşitli zorlama açıklamalar da yapılabilir. Guido’nun nisbet edildiği “Arezzo” aslında “Aruz” ölçüsünden gelmedir, bu dönemde Arapların İtalya’ya deniz seferleri düzenlediği ve hatta Sicilya gibi yerlere yerleştikleri biliniyor. O halde bu nota sistemi Müslüman Araplar tarafından bu bölgeye taşınmış olabilir, de denebilir elbette. Ancak bu kolaycı bir yöntem olacaktır. Üstelik kökenleri bize de ait olsa, şu andaki Nota sistemi Hıristiyan Batı kültür ve medeniyetiyle yoğrula yoğrula bugüne gelmiştir. Yani şu andaki bu kültürün bizim medeniyetimizi bütüncül olarak kuşattığını iddia etmek imkansız gibidir.
Bu nedenle zor sayılabilecek ama bir yerde de geçmişimizde zaten üretildiği için kolay da diyebileceğimiz bir yola talib olmamız gerekiyor. Ben buradan musiki üstadlarımıza, en azından kendi öz medeniyetimizin sevdasıyla yanıp tutuşan üstadlarımıza bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Batının nota yazım sistemini kullanmak yerine, kendi medeniyetimizin bağrında gelişen, olgunlaşan “Ebced Nota” sistemini neden kullanmayasınız? Veyahut da bugünkü Nota Yazım sistemi yanında tarihten gelen bu nota yazım sistemimizi de neden diriltmeyesiniz?
Kaynakça:
http://www.answers.com/topic/guido-of-arezzo
http://www.webhatti.com/icatlar-ve-buluslar/137033-notayi-kim-buldu.html
http://everything2.com/node/671144
http://www.msxlabs.org/forum/muzik/11951-turk-musikisinde-notanin-tarihcesi.html
24 Haz
Nice gönül devretti vakti, devir fısıldamakta
Kuruyan hevesler varsa, fırsat olmaz damakta
Nice arzunun da giriş kapısı oydu
Kapanan kapı ardında kilit, pasını ortaya koydu
Bütünleşmiş düşünce ağında her yer beton
İzin verilmiyor izne, istese bir jeton
Külçe ayarında elbisedir altın,
Altın viranede yüzerken katın
Durduramaz çaresizliği bir kulaç takoz
Feleğin avucunda elde edilmemiş bir koz,
Serilse de zemine ışık ışık ipek
Teneke kirpiklerde iştah olmuyor pek;
Sarayı andıran çile kubbesinde vardır bir salon
İğne mesafesinde havalanır bir balon
Her şey geçici; seçiciliğin kahramanlığıdır cennet,
Emekleyen duvarın zelzelesinde ganimettir cinnet!
| KİTAP ARAYIN! |