7 Haz
Bundan bir kaç yıl önce PC Time’da “Âlem ‘blog’ olmuş” demiş ve meramımı anlatmaya çalışmıştım. “Bu ‘Blog Dergibi’ de nereden çıktı?” diyorsanız, ‘blog’lar evrenine kısa bir yolculuğa çıkın ve kişisel sitemdeki arşivime aktardığım bu yazıyı okuyun!
7 Haz
Melih Bayram Dede yine bir yeniliğin altına imza attı; kendisini kutluyorum. Tıpkı Dergibi gibi (Gibi gibiyim diye bir şarkı vardı değil mi? :)) bu yeni oluşumun da pek çok başarıyı getireceğine inanıyorum. Şimdiden bu site için emeği geçecek/geçen herkese başarılar dilerim…
6 Haz
Sevgili dergibi sakinleri! Niye böyle söyledim bilmiyorum. Belki de bir sükunet sezdiğimden olmalı birden sakin kelimesi çıktı ağzımdan. Burada sessiz olsalar da kimsenin sakin olduğunu sanmıyorum. Bilindiği gibi “dergibi” ilk kuruluşundan bugüne edebiyat sitesi olmanın dışına sarkmadı. Başka konu ve gündemlerden medet ummadı. İstikrarlı bir edebiyat ortamı olarak süregeldi. Yüzlerce şiir, bir o kadar öykü ve deneme yayınlandı sitede ve hâlâ da yayınlanmaya devam ediliyor. Ne var ki buradaki ürünler edebiyat ortamlarında nedense makes bulmuyor. Bu bütün internet dergileri için geçerli. O halde soruyu bir kez daha sormak gerekmez mi: “İnternet edebiyat dergicliği bir yanılsama ya da bir gölge mi? Ne dersiniz bu konuda konuşmaya değmez mi? İnternet edebiyat dergiciliğinin dünü bugünü ve yarını nasıl bir görüntü arzediyor?
6 Haz
Makbule kendisini terk eden İzzet’i acıklı şarkıların yükseldiği bir meyhanede bulmuş ve kendisine geri dönmesi için ikna etmeye çalışmaktadır. İkili arasındaki diyaloğun şu bölümü çok ilgimi çekti:
- Mektup yazdıydım
- Okumadım
- E-meyil attıydım
- Onu da ’spam’ ettim!
‘Spam’in bu kadar halk ağzıyla günlük literatüre girmesi beni oldukça şaşırttı. Aslında şaşırmış olmama şaşırıyor da olabilirsiniz. Çünkü artık küçüçük çocukların bile e-posta adresi, MSN hesabı var.
‘Spam’in halka inmiş olması beni pek de şaşırtmamalı. Galiba beni şaşırtan, ilk kez bir dizide ’spam’ kavramının bu kadar akıcı bir diyalog içinde geçiyor olması.
Şimdi, ’spam’ İngilizce, bunun Türkçe karşılığını neden kullanmıyoruz diyenler de olabilir. Dileyen ‘istenmeyen e-posta’, ‘talep edilmemiş mesaj’ ya da ‘çöp mesaj’ diyebilir. Tercih sizin!
6 Haz
Dergibi’den ikinci ve çok kezinci kez merhaba! Dergibi artık “gibi”sini üzerinde yük gibi taşıyor. Sahicinin de sahicisi bir dergi. Yani bir zamanlar anlatım kolaylığı olsun için sanal dergi katagorisine yerleşitrip de buzlu bir camın arkasından izliyormuş ya da kuma yazı yazıyormuş gibi davrandığımız “dergibi” güngeçtikçe reel dergilerin pabucunu dama atacak bir kıvama geldi. Burada Melih Bayram’ın çalışkanlık ve gayretini bir kere daha teslim edelim. Başta ben olmak üzere yazarlarımızın bir kısmı uzun zaman yazılarımızı güncellemede geciktik. Aslında bu ihmalden ziyade yazılan yazıların manşette uzun zaman kalmasıyla alakalı bir durum. Bundan böyle daha hareketli bir siteyle karşılaşacağınızı şimdiden söyleyebilirim. Dergibi antolojik -derleme vasfını belli ölçüde sürdürmekle birlikte bir ürün dergisi özelliği kazanacaktır. Bayilerin önünde kuyruk olmanız gerekmiyor. Ay sonunu beklemenize de gerek yok. Şair ve yazarlarımızın en son ürünlerine rahatlıkla buradan ulaşmanız mümkün olacak. Dergibi sadece yoluna herşeye rağmen devam eden değil, aynı zamanda yürüyen,hareketli bir dergi olma karakterini de sürdürdü bu zamana dek. Yürüyen dergi olmak edebiayat sanat gündemini de ataletten kurtarmak demektir. Kapımızı tıklmaya devam edin. Anahtar paspasın altında.
6 Haz
Bu sabah posta kutuma düşen mesajdan öğrendim. Mustafa Asım Gültekim’den gelen mesajda, 7 Haziran Perşembe günü, vefatının 20 yılında ikindi namazından sonra dostları, yakınları ve okurlarının Cahit Zarifoğlu’nu kabri başında dualarla anacağı yazıyordu. Gültekin, şairin Beylerbeyi Küplüce Alt Mezarlıktaki kabri 20 yıldır sevenleri tarafından ziyaret edildiğini de bir not olarak eklemiş.
Perşembe günü ikindi namazından sonra gerçekleştirilecek ziyarete ailesi, arkadaşları, yazarlar, sanatçılar ve gençler katılacak. Beylerbeyi civarındaki hafızlardan Osman Acuner, Hüseyin Çiçek, Çınaraltı Camii imamı Davut Özgül’ün de katılımıyla dualarla şair anılacak.
Ümraniye Belediyesi de 7 Haziran saat akşam 20.00’de Zarifoğlu için bir program düzenlemiş. Ümraniye Kültür Merkezi’ndeki programda Ferman Karaçam, Nazif Gürdoğan ve Nurettin Durman Zarifoğlu’nu anlatacak.
5 Haz
X ile vardığımız anlaşma sonucu yazmaya karar verdim. Pek kolay olmadı ikimiz açısından da. Şöyle ki: Neticede mesleği benim gibi Pazar’da ne bulursa satmak olan birinin yazmasının ne gibi bir mahsusat arz–ı endam edeceğini tahmin edemeyebilirsiniz. Hayır, genellikle en doğru olanını bilirsiniz. Lakin size bir kaç cümle ile hem ne yazacağımdan hem de yazılarımın kendinden menkul ehemmiyetinden ve zorlamasından söz edeyim. Böylece hem yazıya bir girizgah açmış olurum.
Benim gibi eğitimi üniversiteye bile varmamış birinin kaleminden sıradan hikayeler duymak birinci keyfiyet olup, gerçekte halkın Pazar’da neler konuştuğunu ve düşündüğünü size aktarmak da ikincisidir. Lakin en önemlisi, benim gibi AB pazarcı eğitimi seminerleri, pazarcı kolektif enternasyolü toplantıları ve benzeri vesileler ile, az-biraz çeşitli ecnebi memleket görmüş birinin size söyleyeceği şeylerin başında gelen, onlarla bizi karşılaştırıp Pazar ahalisinin görüşünü size aktarmaktır. Burada ‘şeylere’ dikkatinizi çekerim –siyaset, ekonomi, futbol, kadın erkek, sebze, don, çorap ve dantela gibi çoook geniş bir malumatı içeriyor ve isimlendiriyor- malum bunların hepsi bizim pazardaki meselelerimizdir, para kazanıp kazan kaynatmaktan başka… Tabii bu arada sizin halis ve iyi niyetli görüş ve fikirlerinize açığım. Neticede bu sayfada bu köşede bir sosyal kontratla yazıyorum.
Derseniz ki, o ne ola, açıklayayım efendim: Pazar ahalisinin lügatince belediye ile yaptığınız kira sözleşmesine benzer. Ancak bir de ecnebi versiyonu var bunun: Sosyal kontrat ecnebiler için insanların birbiri ile yaptığı sözsüz, saldırmama ve birlikte yaşama ve yaşatma anlaşmasıdır. Bir keresinde pazarcı kolektif enternasyolü Türk şubesinde biz bunu kavga ede ede konuşmuş idik, söylemesi ayıp. Sonunda asker içeriye dalıp, bize bakın deyip, bu sosyal kontrat böyle değil böyledir, deyu ders vermiş idi. Sonraki enternasyonalde biz pazarcı ahalisi akıllanarak tartıştığımız şeyleri saklar olmuştuk. Yine de kapımıza sivil pazarcılar dikerek tedbiri elden bırakmak istememiştik. Her ne ise geçmişte kaldı. Bizim sosyal kontratın Va’li Bul Amca Bey’in Medine Antlaşması ile bir alakası yoktur. Çünkü o çok daha sonradır tarihsel olarak (ecnebicesi kronolojidir). Biliyorum ki bu sizin zaten bildiğiniz bir şey idi. Fark ettiğiniz üzere bu şey çok önemli bir imleme.
Şimdi de sorabilirsiniz ki bu imleme ne ola? Biz pazarcılar öyle bir söz bilmezdik. Hatta enternasyonalde bile bize söylemediler. Taa ki bizim şair ve şuaradan aşırmacı amca ve teyzelerimiz bize söyleyene kadar. Sanmayın biz bunu, bu lafı anladık. Hani anlasa idik pazarda çığırırken bu sözü de kullanıridik. Mesela bu hafta limon satıyorsam, Fatma teyze her geldiğinde, buyur teyze senin aldığın 10 limonu aklıma imledim, buyur, derdim. Derdim de ne olurdu? Tahmin edebilir misiniz? Ben size söyleyeyim: Fatma teyze hemen, ortalığın kötü hali pazarcı Aygülüm’ü de vurmuş, vah vah, daha başımıza neler gelecek, diye söylenerek gider, limonları almayı da unuturdu. Olan bana olurdu. Hem ben aklımdan zoru olan birine dönmüş olarak bilumum Fatma teyzelerin, hem de o gün kazanacağım iki kuruş da Fatma teyzenin haber ağında yayılarak beni cümle alemin diline düşürürdü. Sonra n’olucak benim halim! Ben size söyleyeyim. Limonlarım çürüyecek, eve ekmek parası götüremeyecek, kiramı ödeyemeyecek ve dahi Pazar ahalisi tarafından, dellenmiş olmalı, denülüp bir daha pazara sokulmayıp işimden olacağıdım. –Ki burada belediye zabıtalarından hiç söz etmiyorum.–
Gördünüz mü sevgili okurum bir lafın başıma açtığı işleri? Boşuna demiyordu annem söz kırk boğumdur diye. (Yine benim kafam bulandı, doğrusunu siz bana lûtfedip hatırlatın.) Ya da ben Türk Dert Kurumu’na bir baş vurayım. Başıma bir hal gelmezse haftaya size doğrusunu ve dahi Pazar ve ecnebi versiyonlarını anlatırım. Malum piyasa şartları hemen değişiyor ve ertesi güne ne olacağımızı bilemiyoruz…
Sizinle yaptığımı varsaydığım ve dahi X ile yapılan sosyal kontrat gereği bir kaç hususu hatırlatmam gerekiyor:
• Her yazı düzeltmeye kapalıdır.
• İtiraza açıktır. Türk Dert Kurumu’na götürmek serbesttir.
• Taşlamaya açık olup kelimeleriniz özenle seçilmelidir. Taşlar beyaz ve yuvarlak olursa memnun olurum. Çünkü çiçeklerimin dibine dizmeyi düşünüyorum.
• Türk Dert Kurumu ve bilumum ben-bilirim abla ve abiler hakem olamazlar. Derdiniz varsa Pazar’a gelin kozumuzu orada paylaşırız. Bu madde üstten ikinci maddeyi geçersiz kılar.
• Hasbelkader sizinle sosyal kontratı dahil her meseleyi tartışıp yazacağım, ne idüğü hakkında. Konuştuğumuz çok şey var da bir türlü anlaşılamıyoruz derdine bir son vermek istiyorum kendi cenahımdan. Bu madde Pazar’ da kozu paylaşmak maddesi ile alakasızdır.
• Yazılar ecnebi standartlarını esas alacaktır, modernleştirme ve batılılaşmaya özde sadakatimizin gereği olarak. Pazarcı esnafının buna ihtiyacı olduğunu her gün yaşayarak biliyorum.
• Kurallarım sosyal kontrat gereği ancak 367 çoğunluğu sağlandığında değişebilir. 367’ den fazla pazarcı esnafı olursa kurallar yine değişemez. Alış-verişe çıkanların söz söyleme hakkı sadece alış veriş yaptıklarında söz konusudur. Falan filan gerek görüldüğünde detaylanacaktır, malumunuz zaman kötü! Bu madde durum gerektirdiğinde yürürlüğe girer.
• Bir de buradan ilan etmek isterim ki kendi köşeme reklam alma hakkımı kullanarak resmim yerine o hafta sattığım malın resmini koyucam. Kimse darılmasın, kızmasın ve de söylenmesin. Bu tamamen beni Pazar’ da elinizle koymuş gibi bulmanız içindir. Buyrun hem sattığım üründen alırsınız hem de iki çift laf ederiz, çıtlatırız mi deseydim hani. Haberiniz olsun beklerim…
Bunu da söyleyip haftaya eğer Pazar gündemi hızla değişmezse kaldığımız yerden devam etme niyetindeyim. Tabii çok yorgunsam ona göre bir yazı çıkar, zorlama yok! Herkese Pazar ola, bugün limoncunuzdan limon almayı unutmayın..
4 Haz
Bir çok zorluklara inat Samsun merkezli olarak yayın hayatını sürdüren ve Türkiye’de önemli bir okur potansiyeline sahip olduğunu bildiğimiz Yolcu Dergisi, kendisini “ söz dergisi” olarak tanımlıyor. İki ayda bir yayınlanan dergin bu yıl 8. yaşında yürüyüşüne devam ediyor. Derginin içeriği ve görsel yapısına bakıldığında, yayınlanan ürünlerin fotoğraflarla kompozisyon haline getirildiğini ve derginin bu tarzının özellikle genç okurlar tarafından ilgi çekici bulunduğunu söylemek gerekiyor. Bir çok edebiyat dergisinin hayli sıkıntılı bir süreçten geçtiğini düşünecek olursak, Yolcu Dergisi, satış rakamları göz önünde tutulduğunda hayli yol kat etmiş. Edindiğimiz bilgilere göre 2000’ in üzerinde net satışıyla gerçekten de el emeği göz nuruyla yapılan çalışmaların karşılık görebileceğini kanıtlıyor. İçeriğini kısa denemeler, şiir ve öykü oluşturan derginin ana çizgisini oluşturan bölümlerde ise okura seslendiği bölümler yer alıyor. Bunlardan en önemlisi, “Morgun Son Delikanlısı” isimli deneme-öykü kitabı yeni piyasaya çıkan genel yayın yönetmeni Ferhat KALENDER’in kaleme aldığı ve kendine has üslubuyla yazdığı Seyir Defteri. Her sayıda derginin manifestosu kıvamında yazılan Seyir Defteri’nde 43. sayıda şöyle deniyor; “Yıllardır batıcı jargonla batılılarla iş tutanların bu günlerde işin ucu kendilerine dokununca tüm ilkelerini reddederek besledikleri batının çanağına tükürdüklerini keyifle seyrediyoruz. Tanrılarının ihanetinin acısını tepeden baktığı ülkesinin çocuklarından çıkarmaya kilitlenmiş bu organizmaya ‘itirazın dili’ni, bu kutlu dili, yürüdüğümüzde bizimle birlikte seyrü sefer eden gökyüzünün dilini, dokunduğumuzda soylu anlatılarını damarlarımıza süren bu toprakların dilini hatırlatmanın vakitlerine erdik şimdi. Biliyoruz şaşıracaklar. Çok şaşıracaklar. Doğayla ilişkilerini vahşi determinizmle, insanla olan ilişkilerini pragmatizmle koyun koyuna kurgulamaya iman etmiş bir zihne, aşktan adaletten ve merhametten söz düşürmek aptallaştıracak onları. Yaşam çizgileri sürekli çatışmaktan nemalanma üzerine kurulu, bu toprakların çiçeğine, ağacına, dağlarına türküsüne yabancı, hayatlarının hiçbir gününü nahif bir şiir inceliğinde yaşamamış olanlar sahici sorular soramaz, hiçbir soruna derman olamazlar.”
Derginin, İstikamet gibi, her sayıda okura yol gösteren ve genellikle bilge söyleyişlerden oluşan köşesi, Yenilgi gibi oldukça sert üslupla yazılan yazılardan oluşan nev’i şahsına münhasır ilginç bir sayfasının da olduğunu belirtmek gerekiyor. Orta sayfa söyleşisinde Ümit Zeynep KAYABAŞ, deneme yazarı Ali ÇOLAK’ı konuk ettiği 43. sayıdaki imzalara gelince Mustafa KARAOSMANOĞLU, Bülent SÖNMEZ, Gökhan AKÇİÇEK, Müştehir KARAKAYA, Funda YILMAZ, Fatma ÇOLAK, Ayşe EYYÜPKOCA Şiirleriyle, Yaşar Bedri ÖZDEMİR, Ömer İdris AKDİN, Yahya KURTKAYA, Ogün KAYMAK, Bekir Ş. KONYALI, Zahir ERTEKİN, Muhammed AZAD, Mustafa UÇURUM, Vedat AYDIN öykü ve denemeleriyle ön plana çıkıyorlar.
İnternet ortamında www.yolcudergisi.com ve www.yenilgi.com portallarından yayın yapan Yolcu Dergisi’nin mail adresini ve irtibat telefonunu vererek bitirelim: yolcu@yolcudergisi.com / yolcudergisi@hotmail.com, telefon, 0 362 431 59 94
| KİTAP ARAYIN! |