Bir savaşın ortasında açıyorum yorgun gözlerimi. Sabah ayazı yüzümü tokatlıyor, sarhoş başıma bir nasihat gibi. En büyük darbesi usumdan geliyor günün: “Burada işin ne, bu kurtlar sofrasında bakire hayallerinle, ve henüz susmamış vicdanınla?” Birilerinin beni itelediğini anlatıyorum usuma; kendi isteğimle gelmediğimi, mecbur kaldığımı anlatıyorum ona, çünkü ödemem gereken bir gönül borcu olduğunu ya da minnetten kurtulma ümidimin. “Özgür kılmak için ruhumu, bir bedel ödeme, ama ruhumu bulaştırmıyorum bu işe, sadece zihnimle.” diyerek avutuyorum onu.

Kedilerin masallarıyla sesleniyor bana usum, hani nankördüler, hani sevilmezlerdi bu yüzden, minnet etmezlerdi hani. Kedilerin babası’nı hatırlıyorum sonra, o sevdi kedileri ve Peygamber(s.a.v) de onu sevdi.

“Minnet…” diyerek aldı sözü vicdanım usumdan, “Minnet köleliktir vesileye; minnet etek öpmedir kürklülerin hükümranlığında. Minnet, zincirdir boğazına, uzaklaştıkça sıkan boğazını minnet duyduğundan.”

Kedileri ansıtıyor usum, vicdanımla işbirlikçi bir edayla. “Kediler…” diyor, “…verene bakar vesileye değil. Onu asıl doyurana bakar, bir kap süt veren ele değil. Kediler kırmıştır el öpmenin paslı zincirini. Kediler Yunus’un Rabbine minnetli kılmıştır okşanası başlarını -hani O hep ‘Yaratan’dan ötürü’ derdi.”

Usuma sesleniyorum sonra, “Ne işim var burada benim, bu kurtlar sofrasında, masamda oturup hikayeler yazmak ve kızımın tatlı hayallerini dinlemek varken, ne işim var benim küçük hesapların arasında?”

Bir kediyi okşuyorum eve dönerken. Evimde ertelenmiş bir yığın düş, dokunup hepsine birer birer, gözyaşı döküyorum yitirdiğim zamana.

Ölmek var yarın, minnet duyan da duyulan da ölecek elbet. Sonra kim ödeyebilecek minnetin asıl sahibinin alacaklarını?

Kedilerle barış yapıyorum içimde bir şölen taşıyarak; kızmıyorum nankörlük gibi görünen o erdemli davranışlarına. Kızmıyorum beni unutmalarına ve tutmuyorum çetelesini karşılıksız bırakılmış iyiliklerimin.

Sonra… Hep sonra anlıyorum beklediğim karşılığın, hiç tanımadığım insanlardan geldiğini. Hiç tanımadığım insanlardan iyilik gördüğümü ve işte anlıyorum, yaptığım iyiliğin bir insana yapılmadığını! İşte anlıyorum her iyiliğin ya da kötülüğün, hayata yapıldığını, kendimize yapıldığını!

Ataların sözlerinde buluyorum yine bin yıllık tecrübeyi. “İyilik yap, denize at; balık bilmezse Halık bilir.”

Bütün kara kaplı defterleri ve çeteleleri yırtarak kurtuluyorum paslı zincirlerinden minnetin. Teşekkür’le sıkıyorum minnet bekleyerek veren elleri. Adım nanköre çıkıyor; sonra kedileri anımsatıyor bana usum, Kedilerin Babası’nı ve onu seven Peygamber’i (s.a.v)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu