“İncil’ i okudunuz mu?” ibaresi üzerine röpteşambırımı giydim,  burjuvazi şöminemin önüne oturdum ve sütlü çayımı içerken düşündüm. “Okumuş muydum?”. Elbette okumuştum. Hem de son baskısını… ancak son baskısının adını söz konusu eserin malum yazarı başka bir isim vermişti: Ku’ an-ı Kerim. Evet evet kesinlikle oydu. hepimizin takdir edeceği gibi son baskılar her zaman daha verimli ve temellidir. Bu yüzden gelin her zaman yaptığımız gibi bu konuda da son versiyonu yani son baskıyı tercih edelim. Nemi lazım ilk ya da ikinci baskıların kimilerinin sayfası kaybolmuştur kimilerinin ise yırtılmıştır. Birgün hiç unutmam bir sahafa girmiş ismi lazım değil bir kitap bakmıştım ve bulmuştum da ancak kitap beklediğimden o kadar inceydi ki bu kitabın istediğim kitap olup olmadığından şüphe duymaya başladım. O anda bir şey fark etmiştim: Kitap 32. sayfadan sonra 67. sayfaya atlıyordu. Ne dersiniz? “kağıttan mı tasarruf etmişler”. Neyse sanırım ne demek istediğimi anladınız. Daha sonra baktım olacak gibi değil bir kitap mağazasından yeni bir baskısı çıkmış o kitabın ve hemen aldım. Yani diyeceğim yazar aynı muhatap aynı hitap ve içerik aynı elbette son baskıyı takip edeceğiz. 

             Sözün kısası bu eskiciliği bir yana bırakıp biraz ilerlemeci olalım: Sizlere bir soru hangisi ilerici bir fikriyattır? İlk baskının peşine düşmek mi yoksa aynı yazarın eserinin son baskısını aramak mı? Muhataplarına duyurulur.  Şimdi bir reklam arası:

             Kur’ an-ı Kerim’ i hiç okudunuz mu. Çıktı uzun yıllar önce. Tüm kitapçılarda…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu