pierre loti, aziyade isimli eserinde ‘ne kadar çok şair olursanız o kadar az mühendis olursunuz’ diyor. daha doğrusu bir mektupta böyle geçiyor. doğru mu demiş sizce?
bir bakıma doğru bir bakıma yanlış
doğru çünkü şiirin izini sürüp kelimelerle bina inşa edenler bunun dışında bir hendese tanımazlar.
yanlış çünkü şiir aynı zamanda kendi içinde bir mühendislik gerektirir. Uyum,ahenk,iç ve dış düzen,teknik..bütün bunlar kendi içinde oluşan bir hendeseye tabidir.
bir başka açıdan bakıldığında (eğer mühendisliği kaba anlamıyla mesleki noktada anlarsak) gerçekten de Loti’ye hak vermek zorunda kalırız. Dünden bugüne şairle yaptığı iş arasında ilgi kurduğumuzda öyle çok belirgin ölçüde mühendis şaire rastlamıyoruz. Doktor dersen,eğitimci dersen, hatta asker bile dersen var ama mühendis?…(elma dersem çıksın!)
Hüseyin bey’e ( dolayısıyla pieere loti’ye) katılıyorum. Ancak mühendisleri küçümsediğim, şairleri kutsadığım anlamına gelmesin söyleyeceklerim. Mühendisler bir olgunun(bina, motor, elektrik, enerji vs vs) yerçekimine ve o güne kadar ispat edilmiş bilimsel kavramlara göre kurulması, inşa edilmesini ile ilgilenirler, eğitimleri bu yöndedir, eğitimlerinden önceki eğilim ve melekeleri de bu yönde olduğu için zaten mühendis olmaya yönelmişlerdir. Sanat ise genellikle ispat edilmeyeni, görülmeyeni görmeye çalışmanın, olgulara başka bir boyuttan bakma isteğinin ve bu yönde var olan melekenin sonucudur. Biraz daha açarsak ve mimar mühandis arasında kıyaslama yaparsak daha iyi anlaşılabilir söylediklerim. Mühendis inşa edeceği bir binanın, makinenin veya düzeneğin, öncelikle yerçekimi ile, hemen ardından düzeneğin diğer parçaları ile ortak çalışmasına bakar, mimar ise sadece bununla yetinmez, olgunun çevreye uyumu, görsel, işitsel ve duysal estetiğine bakan bunu hesaplayan kişidir. Mühendisin öngörüsü ile mimarın öngörüsü arasında olgunun işlevi konusunda bir fark yoktur, ancak mimar daha estetik duruşlu bir olgu üretme peşindedir.bu yüzden bence mimarlık şairliğe daha yakındır. sanatta asıl olan insanın özlemini çektiği ölümsüzlük payesine ermek, o günlere dönmek arzusunun dışa vurumudur. Şairler de var olan dünyaları ile yetinmeyip, başka iklimlerde dolaştıkları için şiir yazarlar, ne kadar uzaklaşabilirlerse o kadar da iyi yazarlar,( ama gittikleri yerde kalmamak şartıyla). Aslında mühandisler arasında da şair ( ya da şair ruhlu diyelim) her şeye rağmen az da olsa bulunabilir, şehrimize bakalım, çevreye estetik katmış, görenlerin başını döndüren güzellikte bir bina bulabilirsek, bunun mühendisinde şairlik yetisi vehmedebiliriz, ama elbette bu örnekler çok azdır, tıpkı pieere loti nin dediği gibi
"loti doğru mu demiş sizce?" konusuyla ilgili 3 yorum yazılmış.
sanıyorum buna şiirle arası iyi olan arkadaşlar en iyi cevabı verecektir!
bir bakıma doğru bir bakıma yanlış
doğru çünkü şiirin izini sürüp kelimelerle bina inşa edenler bunun dışında bir hendese tanımazlar.
yanlış çünkü şiir aynı zamanda kendi içinde bir mühendislik gerektirir. Uyum,ahenk,iç ve dış düzen,teknik..bütün bunlar kendi içinde oluşan bir hendeseye tabidir.
bir başka açıdan bakıldığında (eğer mühendisliği kaba anlamıyla mesleki noktada anlarsak) gerçekten de Loti’ye hak vermek zorunda kalırız. Dünden bugüne şairle yaptığı iş arasında ilgi kurduğumuzda öyle çok belirgin ölçüde mühendis şaire rastlamıyoruz. Doktor dersen,eğitimci dersen, hatta asker bile dersen var ama mühendis?…(elma dersem çıksın!)
Hüseyin bey’e ( dolayısıyla pieere loti’ye) katılıyorum. Ancak mühendisleri küçümsediğim, şairleri kutsadığım anlamına gelmesin söyleyeceklerim. Mühendisler bir olgunun(bina, motor, elektrik, enerji vs vs) yerçekimine ve o güne kadar ispat edilmiş bilimsel kavramlara göre kurulması, inşa edilmesini ile ilgilenirler, eğitimleri bu yöndedir, eğitimlerinden önceki eğilim ve melekeleri de bu yönde olduğu için zaten mühendis olmaya yönelmişlerdir. Sanat ise genellikle ispat edilmeyeni, görülmeyeni görmeye çalışmanın, olgulara başka bir boyuttan bakma isteğinin ve bu yönde var olan melekenin sonucudur. Biraz daha açarsak ve mimar mühandis arasında kıyaslama yaparsak daha iyi anlaşılabilir söylediklerim. Mühendis inşa edeceği bir binanın, makinenin veya düzeneğin, öncelikle yerçekimi ile, hemen ardından düzeneğin diğer parçaları ile ortak çalışmasına bakar, mimar ise sadece bununla yetinmez, olgunun çevreye uyumu, görsel, işitsel ve duysal estetiğine bakan bunu hesaplayan kişidir. Mühendisin öngörüsü ile mimarın öngörüsü arasında olgunun işlevi konusunda bir fark yoktur, ancak mimar daha estetik duruşlu bir olgu üretme peşindedir.bu yüzden bence mimarlık şairliğe daha yakındır. sanatta asıl olan insanın özlemini çektiği ölümsüzlük payesine ermek, o günlere dönmek arzusunun dışa vurumudur. Şairler de var olan dünyaları ile yetinmeyip, başka iklimlerde dolaştıkları için şiir yazarlar, ne kadar uzaklaşabilirlerse o kadar da iyi yazarlar,( ama gittikleri yerde kalmamak şartıyla). Aslında mühandisler arasında da şair ( ya da şair ruhlu diyelim) her şeye rağmen az da olsa bulunabilir, şehrimize bakalım, çevreye estetik katmış, görenlerin başını döndüren güzellikte bir bina bulabilirsek, bunun mühendisinde şairlik yetisi vehmedebiliriz, ama elbette bu örnekler çok azdır, tıpkı pieere loti nin dediği gibi
Bekleme; bu konuyla ilgili ne düşündüğünü yaz!