‘Akredite’ kelimesine siyasetten aşinayız. Akredite kelimeler meselesi ise birkaç asırlık hadise. Bu kavramı ilk defa ben kullanıyorum galiba.
Evvel zaman içinde dilimize yabancı bir dilden girmişler ya da kalbur saman içinde masa başında türetilmişler. Öyle ya da böyle doğal olmayan yollarla dilin içerisindeler. Bugün yaşıyorlar mı? Hayır, yaşatılıyorlar!
“Dil, canlı bir varlıktır.” derdi üniversitedeki hocalarımız. Duyan, düşünen, hisseden, yaşayan aktif bir yapı. Devamlı değişir ve gelişir. Zaman ile kurallar da, kelimeler de başkalaşabilir. Bu değişmeler anlık değildir, çabucak gerçekleşmez. Zaman içinde birkaç insan ömrünü içine alacak şekilde genişler. İnsan iki yüz, üç yüz yıl önceki atalarıyla ufak tefek farklılıklar olsa da rahatlıkla anlaşabilir. Beş yüz yıl önce yaşamış bir şairin şiirlerini üç aşağı beş yukarı anlayabilir. İngilizler, Sheakespare’i; Almanlar, Goethe’yi nasıl kendi kaleme aldıklarından okuyabiliyorlarsa biz de bir Yunus’u, Fuzulî’yi okuyup anlayabiliriz. Ya da anlayabilmemiz lazımdı demem gerekiyor. Bakî’yi, Ahmet Yesevî’yi okuduğumuzda sözlüğe nadiren ihtiyaç duysak da genelden bir mana çıkarabilmeliydik.
Ama maalesef öyle değil!
Bugün Nedim’i okuyamıyoruz. Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yazdıklarına birer yabancı dil metnine bakar gibi bakıyoruz. Sağlığında, yazdıklarını sadeleştiren yazarlarımız var.
Acı!
Not: Yazı biraz uzun. Gördüm ki burada okunmak için kısa kesmek gerek. Devamını okumak isteyenler için adres:
http://viranvebahar.blogspot.com/2007/08/akredite-kelimeler.html

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu