15 Ağu
‘Akredite’ kelimesine siyasetten aşinayız. Akredite kelimeler meselesi ise birkaç asırlık hadise. Bu kavramı ilk defa ben kullanıyorum galiba.
Evvel zaman içinde dilimize yabancı bir dilden girmişler ya da kalbur saman içinde masa başında türetilmişler. Öyle ya da böyle doğal olmayan yollarla dilin içerisindeler. Bugün yaşıyorlar mı? Hayır, yaşatılıyorlar!
“Dil, canlı bir varlıktır.” derdi üniversitedeki hocalarımız. Duyan, düşünen, hisseden, yaşayan aktif bir yapı. Devamlı değişir ve gelişir. Zaman ile kurallar da, kelimeler de başkalaşabilir. Bu değişmeler anlık değildir, çabucak gerçekleşmez. Zaman içinde birkaç insan ömrünü içine alacak şekilde genişler. İnsan iki yüz, üç yüz yıl önceki atalarıyla ufak tefek farklılıklar olsa da rahatlıkla anlaşabilir. Beş yüz yıl önce yaşamış bir şairin şiirlerini üç aşağı beş yukarı anlayabilir. İngilizler, Sheakespare’i; Almanlar, Goethe’yi nasıl kendi kaleme aldıklarından okuyabiliyorlarsa biz de bir Yunus’u, Fuzulî’yi okuyup anlayabiliriz. Ya da anlayabilmemiz lazımdı demem gerekiyor. Bakî’yi, Ahmet Yesevî’yi okuduğumuzda sözlüğe nadiren ihtiyaç duysak da genelden bir mana çıkarabilmeliydik.
Ama maalesef öyle değil!
Bugün Nedim’i okuyamıyoruz. Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yazdıklarına birer yabancı dil metnine bakar gibi bakıyoruz. Sağlığında, yazdıklarını sadeleştiren yazarlarımız var.
Acı!
Not: Yazı biraz uzun. Gördüm ki burada okunmak için kısa kesmek gerek. Devamını okumak isteyenler için adres:
http://viranvebahar.blogspot.com/2007/08/akredite-kelimeler.html
| KİTAP ARAYIN! |
"Akredite Kelimeler" konusuyla ilgili 3 yorum yazılmış.
‘Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz…
…kâğıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini nasıl sileceğimi öğretmediniz.’
Sezai Karakoç
Bu konu üzerine biraz gevezelik yapmam gerekiyordu. Kendimi rahatlatma çabası içindeydim, suçlu arama çabası içindeydim. Bunu aşmam bir savaş sonrası, galibiyet sevincine benzeyen bir huzurla ortaya çıktı. Şimdi tutup bunu anlatacak değilim. Aslında bişeylerde anlatma niyetinde değilim. Sadece yazınızın devamını da okudum ve hak verdim doğrusu. Benim derdimde bize öğretilenlerin doğru taraflarından çok eksik kalan taraflarında… Ben kelimelerle yaşamaya çabalıyorum. Fakat benim yeşil sarıklı ulu hocam bile yok. Geriden başlıyorum. Üstelik silmem gereken kelimeler bana ait bile değil. Bunun adı yalnızlıktır bence. Sanırım hepimiz yalnızız. Umarım bu yalnızlık içinden bize ait bişeyler doğar…
merhaba dostlar. aslında iyi niyetli olduğuna inandığım arkadaşım bu konunu başlığı olarak seçtiği ve aslında benimsemediği ve hatta anladığım kadarıyla özümüze olağan ölçülerde sadık kalmamız gerektiğini söylerken de diğerlerinin amaçlarına hizmet ediyor.
size katıldığım çok acı bir gerçek varki ,bırakın nedimleri…babannemizin kullandığı kelimelerden bihaberiz.Hlen kullanılan anayasa kitapçığını anlamak için bile tercüme gerekir…
Ah gadasını aldığım can Osmanlı , ya sende olmasaydın.
Güladam, yazının sonunda “akredite” meselesine zaten değinmiştim ancak siz devamını galiba okumadınız. Eleştirinizle ilgili bölüm şöyle:
“Baştaki hususa dönersek, kelimelere akreditasyon (bu kelimeyi kerhen kullanıyorum, biline!) öneriyorum. Dile karşı her türlü dış müdahaleye karşı olmalıyız. Bu dili, biz konuşuyoruz. Kullanacağımız ve kullanmayacağımız kelimeleri de biz seçmeliyiz. Yabancı dillerden gelmiş de olsa, masa başında türetilmiş de olsa bu saatten sonra Türkçeye ve Türk insanının diline kaynamışsa onunla oynamanın anlamı yok! Bir kelimeyi sen, ben, Bakkal Mehmet Amca, öğrenci Hatice vs. konuşuyorsa onunla uğraşmayı bırakmalıyız.
Etkileşimde olduğumuz milletlerden belli kelimeler almak ve onlara belli kelimeler vermek normal ancak bu konuda da okullardan başlanarak milli bir bilinç uyandırmalıyız. Dilimize sahip çıkmalıyız.
Kelime almak, teknoloji almakla, borç almakla, futbolcu almakla birlikte oluyor aslında. Biz millet olarak bir yükselme ve gelişme hamlesi yaparsak dil meselesi kendiliğinden çözülecektir.
Dilimize inanalım. Dilimize inanmak, milletimize inanmaktır; milletimize inanmaksa dünyanın özlediği güzel günlere inanmaktır.”
Saygı ve muhabbetle…
Bekleme; bu konuyla ilgili ne düşündüğünü yaz!