24 Ağu
Bir yalnızlık şarkısını bağırıyor Filistince,sessizce, kimsenin dönüpte bakmayacağını bilir gibi. Sencesi bencesi olmayan bir düş görüyor,çocuklar bu günde sağ. Uyandırmasın Allah, uyandırmasın istiyor. Kara gözlü, kıvırcık saçlı bir evlat diğerleri gibi. Derin bir nefes alıyor incitmeden bağrına basıyor. Sert, nasırlı esmer elleriyle saçlarını okşayıp uzun uzun bakıyor. Elhamdülillah diyor bu günde yatıyoruz tek parça… Her şeye hazır aklını hep yarım tutuyor. Akıllının işi ne bu toprakta? Gitmek gancıklık sayılır. Ömür veresi yazılır bu vatanda. Can senin değil. Kurşun yemekten çıksa yeri. Artık kurşun sesine alışkın kulaklarımızı kuş sesleri tırmalıyor. Tankla duvar arasında ezilen sapan taşlı çocuk kırmızı bir lale gibi açıyor. Asılsız tenha sorgular kaç yiğidi Yusuf’ça yutmuş bir dipsiz kuyu. Kim bilir hangi dehliz, kaç kuyu şehit kusacak yakında… Ve toprak gösterecek ya zalimi ve ağaç diyecek ya arkamda. Biliyorum ve umut topluyorum bu yüzden kırlarda. Ve kırlaşan başımı ve densiz bir sinsi mayınla bıraktığım bacağımı alıp ta yine geliyorum. Bir umut. Caferi Tayyar gibi. Beni de buyur etsene ölüm. Bende bu bedenle, bu memlekette yani tam yüreğinde açan kan kırmızı bir gelincik olmak istiyorum. Beni yüreğimde yalnız bırakıp gitmesin ümit. Ve korku semtime uğramasın hiç. Hiç olarak yaşamaktansa kutlu bir sevdaya koşayım. Uykudan gayrı kalan ömrümde ‘ya uyuruz ya ölürüz’… Dağlardan kayıp gelirken ve gökten yağarken ölüm ve ölü taşırken taşası nehirler müstekbirce bir ses ‘ mazlumlar ya uyusun ya ölsün’. Aramayın boşuna sessizliğimin karşılığı sizin, zalimlerin lügatlerinde yok…
| KİTAP ARAYIN! |
Bekleme; bu konuyla ilgili ne düşündüğünü yaz!