26 Ağu
sevgili dostlar, geçen hafta ilk yazıma hem yorum gelmediği hem de bir kazaya kurban gittiği için üzülmüştüm, dün akşam yaptığım bir deneme yayına girince artık iş başa düştü, bütün meramımı tekrar edeyim.
TTK başkanı Prof Halaçoğlu nun elindeki belgelere dayanarak ülkemizde kalan ermenilerin, alevi kürt kimliğine bürünmesi meselesi ortalığı karıştırdı
1. 80 küsur yıl önce gerçekleşmiş olaylar zinciri içinde memleketteki bütün ermenilerin sürgün edilebilmesi bence de mümkün değildir, hepsinden önemlisi “saklanma” içgüdüsünün devreye girmesinden daha normal bir şey olamaz
2. hunharca işlenen cinayetler, köy yakmalar, düğün basmalar gibi acaip cinayetler, yakalanan teröristler içinde koynunda haç çıkan yahut sünnetsizlerin bulunması….. bence halaçoğlu na biraz kulak verilmesini gerektiriyor. devletin bildiğini, bilim bildiği zaman bunu saklamalı mı açıklamalı mı sizce. toplumsal sinmişlik adına sağır dilsizler mi oynanamalı, yoksa üzerinde taşıdığı akademik ünvanın şanına yakışır bir şekilde kelleyi koltuğa alıp konuşmalı mı?….. acaba bizim blogdaki arkadaşlar ne düşünüyorlar, devletin her bildiğini vatandaşların bilmeye hakkı olup olmadığı konusunda… saygıyla muhabbetle
| KİTAP ARAYIN! |
"bilimin bir bildiği var(mı)dır" konusuyla ilgili 1 yorum yazılmış.
Vatandaşın bildikleri devletin ve ilgili odakların bildiklerinden her zaman bir miktar daha az olduğuna/olacağına göre kontrollü ve öngörülebilir sonuçlar doğurması beklenen enformasyonlar dışında bir paylaşımın gerçekleşmesini beklemek safdillik olur. Vatandaş analiz yeteneğini geliştirdiği ölçüde akan enformasyonun ne kadarının gerçek ne kadarının abartılı ve ne kadarının safsata olduğunu ayırt edebilmelidir. Yoksa devletten de akademiden de daha fazlasını talep etmek sanırım gerçekçi olmaz. Çünkü “gerçek” istenmez; öğrenilir, elde edilir!
Yusuf Halaçoğlu sadece meraklıların değil sosyal hayatında kendi dar çevresi dışında da temas halinde bulunan ve özellikle göç alan kentlerde yaşayan büyük bir kitlenin zaten bilinmekte olduğu gerçekleri dillendirmekten başka bir şey yapmadı. Kürtçülükten ve Alevicilikten prim elde edenler hemen ayağa kalktılar, çünkü söz konusu gerçeklerin bilinmesi ve dile getirilmesi sanılanın aksine çatışma değil uzlaşma doğuracak realitelerdi. Yeter ki etnik köken milliyetçliğine düşülmesin… Öte yandan Türk milleyetçiliği anlamında da insanların ırki saflıklarını sorgulamaları daha ılımlı düşünmeleri sonucunu doğurabilir. En azından böyle bir iyi niyetin oluşmasının kapıları Anadolu coğrafyasındaki etnik geçişlerden haberdar olmakla açılabilir. Bu ve benzeri ihtimalleri göz önünde bulundurunca Halaçoğlu’nun ne söylediğini ve onun bu söylediklerine karşı verilen tepkilerin aslında ne anlama geldiğini düşünmenin onu alkışlamak ya da yuhalamaktan çok daha anlamlı olduğunun altını çizmekte yarar olduğunu düşünüyorum.
Bekleme; bu konuyla ilgili ne düşündüğünü yaz!