31 Ağu
İlle de ölmek, Anka kuşlarına nispet
yaşamak, beyaz ruhların arasında
salya sümük çocukluğumun gizlenmekten utanan
esrarını görmek…
Ve ruhum, rahlenin sol şakağında.
Meczup fitneler vurur
renklerin en siyah halinde.
Makaram kan bağlar lo
asılı durur etim çarmığında
Huysuz bir çocuk, huzursuz bir rahle
Adımlar… Ah o adımlara and olsun, kusmuş
parmaklıklar modalarını.
Toprak âdemlere inat mikadan mankenler,
alacalı yarınların kalıntıları
Rakkase bir ruh, rahlenin bilmem neresinde
Hayat, çağdaş ebrular dolambaçlı ve kıvrak
aslına çekmeyen haramzade gibi: Kelebekler
solgun, çiçekler üzerinde bulantı,
dirilmekten usanan Anka kuşları,
sular Nil nehrinden kanayan ırmaklar,
kara bibere adanmış bir çorba, ekmek
kıt bir o kadar da bayat.
Rahle, ortasından çatladı çatlayacak
Eski adresim: Sırat köprüsü, Yirmi üçüncü sokak,
numara altmış üç/ AHİRET.
Sinirlerim, salya sümük çocukluğum gibi korkak.
Et, kemik, damar ve kan
anılarımla BİR’ im sufiler kadar
Elif lâm mim
Uyanmadan önce,
rahlenin ortasında uzanmakta idim.
31 Ağu
Yazıyorum.kendimi.yalnızlığımın sesiz çığlığında boğulmamak için.Duygularımın kulağımda çınlayan sesizliğine ses katmak için.Şimdiye kadar yazdıklarım ve yazacaklarım yazı tekniğine hiç de uygun olmayabilir.AMA YAZMAK Benim için terapi gibi.yaşamak gitgide zorlaştkça mutsuz insanların sayısıda çoğalmakta.günümüz insanı teknoloji nin başdöndürücülüğüne kendisini o denli kaptırmış ki.,nereye gidiyoruz bilmiyorum.sevgiyle varolan yürekler hani nerde?
30 Ağu
Yokluk, varlıktır. Peki ama nasıl bir varlık? Heidegger adlı bir filozofta sanırım bunun cevabını bulabiliyoruz: “HİÇ” i yaşamak…! Yokluk, yaşanılan bir varlıktır. Hani kimi zamanlar derin düşüncelere dalarız arkadaşlarımızın yanında sanki kitlenmiş gibiyizdir. O esnada arkadaşlarımızdan birisi bize yönelir ver der ki: ” yaa hayırdır ne düşünüyorsun bölee. Ne oldu?”. Bizim cevabımız da şudur: ” Beeenn! Hiiiçç! Bi şey yok “. İşte buradaki HİÇ’ lik bizim ekseriyeten kalabalıklarda, çoğu zaman yalnızken yaşadığımız yokluğumuzdur. Elbet bu ruhsal bir hal hepmizin tahmin edeceği üzere ama heyhaaaatt insanın bu yanını gözden kaçıramayız değil mi? Descartes Beyfendi’ nin belirttiği üzere insan hem bedeni hem de ruhu ile vardır.
28 Ağu
Oldurmadı zaman beni
yine kanadım sözlerin izinden.
Öğrenmeli kesip atmayı
en alık yerini kalbinin
önce kendi kırmalı insan
en kırılgan ‘ben’ini
Çelişkisiz yok hayat, hele hüzünsüz…
Hep gülümseyen bir kız çocuğu yok,
hep onurlu dimdik erkek çocuğu…
Hiçbir zaman bitmeyecek
hayattan isteyeceği insanın.
Bitmeyecek hiçbir zaman;
bir evin ihtiyacı,
bir çocuğun merakı,
bir kadının ihtirası,
bir babanın iktidarı,
insanın yara alışları…
Hiç ummadığım şekilde yaralandım
seven sandığım ağızlarla…
Basit oldu…
Sözlerle oldu…
26 Ağu
sevgili dostlar, geçen hafta ilk yazıma hem yorum gelmediği hem de bir kazaya kurban gittiği için üzülmüştüm, dün akşam yaptığım bir deneme yayına girince artık iş başa düştü, bütün meramımı tekrar edeyim.
TTK başkanı Prof Halaçoğlu nun elindeki belgelere dayanarak ülkemizde kalan ermenilerin, alevi kürt kimliğine bürünmesi meselesi ortalığı karıştırdı
1. 80 küsur yıl önce gerçekleşmiş olaylar zinciri içinde memleketteki bütün ermenilerin sürgün edilebilmesi bence de mümkün değildir, hepsinden önemlisi “saklanma” içgüdüsünün devreye girmesinden daha normal bir şey olamaz
2. hunharca işlenen cinayetler, köy yakmalar, düğün basmalar gibi acaip cinayetler, yakalanan teröristler içinde koynunda haç çıkan yahut sünnetsizlerin bulunması….. bence halaçoğlu na biraz kulak verilmesini gerektiriyor. devletin bildiğini, bilim bildiği zaman bunu saklamalı mı açıklamalı mı sizce. toplumsal sinmişlik adına sağır dilsizler mi oynanamalı, yoksa üzerinde taşıdığı akademik ünvanın şanına yakışır bir şekilde kelleyi koltuğa alıp konuşmalı mı?….. acaba bizim blogdaki arkadaşlar ne düşünüyorlar, devletin her bildiğini vatandaşların bilmeye hakkı olup olmadığı konusunda… saygıyla muhabbetle
25 Ağu
Osman Sınav’ın Show TV’de yayınlanacak olan yeni dizi filmi Pusat’ı duymuşsunuzdur hepiniz. Rocky filmleriyle büyüyen bizlere biraz alışılmadık geliyor; bir Türk Boksör kahramanın maceralarla dolu dizi filminin çekilmekte olduğu gerçeği..
Başkahramanın soyadı onun vesilesiyle Filmin adı olan Pusat Türklerin eskiden beri darb-ı mesel olarak söylediği “At, avrat, pusat (zırh)” deyimine de bir gönderme yapıyor. Film daha seyredilmeden ismiyle bile anlamsal bir derinliği olduğunu söylüyor bize.
24 Ağu
Bir yalnızlık şarkısını bağırıyor Filistince,sessizce, kimsenin dönüpte bakmayacağını bilir gibi. Sencesi bencesi olmayan bir düş görüyor,çocuklar bu günde sağ. Uyandırmasın Allah, uyandırmasın istiyor. Kara gözlü, kıvırcık saçlı bir evlat diğerleri gibi. Derin bir nefes alıyor incitmeden bağrına basıyor. Sert, nasırlı esmer elleriyle saçlarını okşayıp uzun uzun bakıyor. Elhamdülillah diyor bu günde yatıyoruz tek parça… Her şeye hazır aklını hep yarım tutuyor. Akıllının işi ne bu toprakta? Gitmek gancıklık sayılır. Ömür veresi yazılır bu vatanda. Can senin değil. Kurşun yemekten çıksa yeri. Artık kurşun sesine alışkın kulaklarımızı kuş sesleri tırmalıyor. Tankla duvar arasında ezilen sapan taşlı çocuk kırmızı bir lale gibi açıyor. Asılsız tenha sorgular kaç yiğidi Yusuf’ça yutmuş bir dipsiz kuyu. Kim bilir hangi dehliz, kaç kuyu şehit kusacak yakında… Ve toprak gösterecek ya zalimi ve ağaç diyecek ya arkamda. Biliyorum ve umut topluyorum bu yüzden kırlarda. Ve kırlaşan başımı ve densiz bir sinsi mayınla bıraktığım bacağımı alıp ta yine geliyorum. Bir umut. Caferi Tayyar gibi. Beni de buyur etsene ölüm. Bende bu bedenle, bu memlekette yani tam yüreğinde açan kan kırmızı bir gelincik olmak istiyorum. Beni yüreğimde yalnız bırakıp gitmesin ümit. Ve korku semtime uğramasın hiç. Hiç olarak yaşamaktansa kutlu bir sevdaya koşayım. Uykudan gayrı kalan ömrümde ‘ya uyuruz ya ölürüz’… Dağlardan kayıp gelirken ve gökten yağarken ölüm ve ölü taşırken taşası nehirler müstekbirce bir ses ‘ mazlumlar ya uyusun ya ölsün’. Aramayın boşuna sessizliğimin karşılığı sizin, zalimlerin lügatlerinde yok…
24 Ağu
Merhabalar…
www.darulfunun.net adlı internet sitemizi edebiyata gönül vermiş genç bir ekiple hem geliştirmeye hem de tanıtmaya çalışıyoruz. blog.dergibi’yi kendi bağlantılarımıza ekledik. Editörümüzden ricamız bizim sitemizin linkini de blog.dergibi’ye eklemesi…
Üniversitemize koydugunuz her tuğla için şimdiden teşekkür ediyoruz..
17 Ağu
Kot, Türkçede İngilizce’deki Denim kelimesinin karşılığı olarak kullanılır.
Türkiyedeki ilk kot üretimini yapan, Muhteşem Kot, 1940 yılında Fransa’ya yaptığı bir gezide blucinle karşılaşır. Sağlamlığına ve dikim tarzına hayran kalan Muhteşem Kot, bu kumaşı Türkiye’de üretmeye karar verir.
Türkiye’ye döndüğünde bu kumaşı üretmeyi başarır ve 1960 yılına gelindiğinde günde 200 adet üretimi yakalamıştır. Bu kumaş o dönemde özellikle köylüler ve işçiler tarafından çok tutulur. 1960 yılında KOT adını markalaştırırlar.
Her marka kategorisinin jenerik ismi olmak ister. KOT gibi.
KOT, Muhteşem Bey’in soyadı.
Muhteşem Kot, 1940 yılında Fransa’da karşılaşır Blucin’le. Taş gibi sağlamlığını ve olağanüstü dikişlerini çok beğenir, hayran olur. Aynısını Türkiye’de üretmeye karar verir. “Kumaşı, Boyası, Apresi, Dikişi…derken üretimi becerir. Günde 200 adet pantalon üretme kapasitesine ulaşır. İşçiler ve köylüler arasında çok tutulur KOT. 1960 yılında “KOT” adını marka olarak tescil ettirir.
Muhteşem Kot’un oğlu Aytaç Kot, röportajda şöyle söylüyor. “Kotun marka olduğunu bir türlü anlatamadım”… “Özal döneminde kapılar açılınca yabancı markalar geldi. Biz de otomatikman 2. Lige düştük. Kot imajı bulutlarda dolaşıyor, biz yerlerde sürünüyoruz.”… “Hatta ‘Kot, Kot değildir’ diye bir reklam kampanyası bile yaptık ama, anlaşılmadı. Zaten kimse de anlamak istemiyor. Hâlâ “Levis Kot” diyorlar, anlatılması pek mümkün değil.”
1992 yılında üretime son verip, fabrikayı kiraya veriyor.
Blucin almak isteyenlere bir tavsiyesi var, Aytaç Bey’in “Benden herkese tavsiye” diyor. “Blucin almadan önce ne kadar marka varsa giyin, deneyin. Hangisi üstünüzde iyi duruyorsa, onların içinden en ucuzunu alın. Çünkü blucinlerin hepsi aynıdır. Markaya boşuna para vermeyin.
Bir de hatırlatması var. “Levi’s belki dünya devi ama, bu işi ilk yapan biri olarak bana sorarsanız “MAVİ” hepsinden çok daha iyi blucin yapıyor” diyor.
10 Mart 2003 günü Hürriyet Gazetesi’nde Yener Süsoy’un röportajı nerdeyse tam sayfa. KOT ilginç bir örnektir.
- Kategorisinde ilktir.
- Marka ismi jenerik isim olmuştur.
Ama gerçek bir marka olma şansını yakalayamamıştır. Herkesçe bilinir KOT ismi ama bir değer taşımaz.
Aytaç Bey’in uyarılarına rağmen insanlar “Kendi sesini dinliyor” ve markalarına boşuna para vermeye devam ediyorlar.
Kaynakça:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Denim
http://www.ard.org.tr/makaleler.htm
16 Ağu
Joanne Kathleen Rowling İngiltere Chipping Sodburry’de dünyaya gözlerini açtı. İlerleyen zamanlarda ailesiyle birlikte Bristol’e, daha sonra da Chepstow’a taşındı.
(http://tr.wikipedia.org/wiki/J.K._Rowling) Çocukluğundan itibaren İngiliz kültürüyle yetişti doğal olarak. Etrafında gördüğü tarihi binaların tasvirlerinden tutun da Hıristiyan ve Avrupalı bir kültürün etkisiyle belleğinde yerleşen Latince sevgisini yansıttı Harry Potter adlı romanına. Dünya gençliğini, yeni bir fantastik dünya inşasıyla evrenselleştirmeyi başardığı Anglo-Sakson ve Latin kültüründe eritme hamlesiydi aslında onun yaptığı. Rowling belki de bu ulvi gayesinin farkında değildi şuuraltının istila ruhundan habersizcesine. Aslında herkesin hakkıdır kendi kültürünü başka ruh dünyalarında yeşertmeye çalışmak.İşte JK Rowling de belki bilinçsizce girişti bu işe. Ancak onun yetişme ortamını; yetişme tarzını da içinde barındıran fantastik çikolatalarla süslenmiş edebi sesi, tüm dünya gençlerinin ve çocuklarının aklını çelmeyi başardı.
Bizim eserlerimizin mekanları İngiltere’nin şehirleri değil ama İstanbul, Erzurum ya da Semerkant olacaktır. Mimari tasvirlerimiz Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin muhteşem uyumunu yansıtacaktır.Bizim romanlarımızda büyüler, sihirler değil de kerametler, mucizeler söz sahibi olacaktır. Romanlarımızla geliştireceğimiz Fantastik dünyamızın Ortak Dilinin yelpazesi, Orta Asya Türkçesinden Selçuklu ve de Osmanlı Türkçelerine hatta Arapça ve Farsça bazı terimlere kadar uzanacaktır. Belki de bir İngiliz Çocuğu “Mevlana” adlı kahramanın birbirinden fantastik olaylarıyla mutlu olabilecektir.( www.gokselihtilal.com) Olaylarımız Çifte Minareli medresede veya Tac Mahal’de veyahut da Süleymaniye Camiinde geçecektir. Fantastik Dünyamızı bütün bütün yerlileştireceğiz. Hayal dünyasının merkezi olan doğuya yöneleceğiz. (Yazımızın devamı http://onpunto.com/ShowBlog.aspx?Web=edebigazete adresindedir)
| KİTAP ARAYIN! |