11 Ağu
bu aralar dergi takip etme isteğim kabardı. bundan bikaç yıl önce dergileri bayilerde arama gereği duymadan okulumda ve çevremde bulabiliyordum. açıkçası şimdilerde aranacak dergilerden bihaberim. sayın yazar abimiz hüseyin akın’dan dergi tavsiyesi beklemekteyim…bunu dikkate alırsa çokça sevineceğim.
11 Ağu
Bir okulun duvarında büyük harflerle şöyle yazıyor.
“HEDEF EĞİTİLMİŞ İNSAN, ÇAĞDAŞ EĞİTİM.”
Bir defa çocuk gözüyle bakalım. “Hedef Eğitilmiş İnsan…” “Demek ki,” diyecek çocuk:
“Beni burada eğitecekler, şekillendirecekler, benim ne düşündüğüm, kim olduğum önemli değil, ben bir hiçim.”
Yani pozitif bir etki uyandırmaz çocukta bu.
Sonuçlar zaten ortada. Proje geliştiremeyen, uluslar arası kabul gören bir marka üretemeyen bir toplum olduk çıktık. Sonra da OSS’de sıfır çeken öğrencileri, öğretmenleri suçlarız. Yaklaşımda bir yanlışlık olduğunu görmek istemeyiz.
Oysa o okulun duvarında şöyle yazmalıydı:
“ÇOCUKLAR DOĞUŞTAN BİLİM ADAMIDIR”
Ne kadar pozitif etkisi var değil mi? Çocukta bir değerlilik, özgüven duygusu geliştiriyor. “Ben” diyor çocuk, “önemliyim, bir şeyler yapabilirim!”
Bireyin ve bilişimin çağında bu şekildeki yaklaşımın kendi çağdaş olduğundan ayrıca “ÇAĞDAŞ EĞİTİM” diye belirtmeye bile gerek kalmayacaktır
11 Ağu
“Erenler dergahında davetiye olmaz” derler sanırım. ” Sanırım” çünkü yaşım bilmek için bir hayli küçük. Şöyle bir düşünelim bakalım: Bir etkinlik var bir festival yani ve bu festivalden bizim elde edebileceğimiz bir çok şey var ki aralarında bazı bazı tanıdığımız kimseler de var. Tek eksiğimiz davet edilmemiş olmamız. Davet; yine sanırım Arapça’ dan dilimize yerleşmiş bir kelime ( Da’vet: Çağrı, çağırma). Yani bize hiçbir çağrı da bulunmadılar. Böyle bir etkinliğin içerisinde yer alamıyor (gidemiyor) oluşumuzu hangi makul gerekçe ile davet edilmemiş olmamıza dayandırabiliriz ki. Hele hele bu işe gönül verdiysek (ki artık etkinlik ne ile alakalıysa) böyle bir etkinliğe gidememek kuşkusuz imkansızdır. Bilmiyorum ne kadar açık oldu bu kelime: “İmkansız”. Yani gitmekten başka bir ihtimal düşünülemez. Biraz fazla dağıttım toplasak iyi olucak. Sizi toplamaya davet ediyorum. Sanki davet etmesem siz hiç bir tepki de bulunmayacaksınız. Hatta bakın hiç bir koşul da aramadım bu daveti gönderirken. “Yapmayın Allah aşkına bunun da daveti olur mu” demeyin neden olmasın? Bir şiir etkinliğinden davet beklemek gelmeyince de sanki bu şiir etkinliğine gidebilmenin tek şartı davetmiş gibi bu nedenden ötürü o etkinliğe gitmemek, bir de bu davetin ön koşulu olarak kitaba sahip olmayı öngörmek, ….vs. vs. vs. bunlar oluyor. Bu kadar cellat yürekli olmamak gerek. Bırakalım cezaları giyotinler versin. Şiir yazmak zordur ama söz söylemek kolay. Zor olanı yapmanın yakıştığı insanlar elbetteki söylediklerinde de zor anlaşılmaktadırlar. Ama yine de zor olanı yapmakla ilgilenmeli “insan”. Tıpkı sevdiğimiz bir abimizin sözü ile ” beşer tünelinden insan istasyonuna”. İnsanlar kendilerini bir takım ön koşula bağlı olan davetlerle değil kendi potansiyelleri ile bulmalılar. ” Ne ekersen onu biçersin” mantığını sanırım şu şekilde anlamalı: ” Biz ne yapıyoruz? Ne bekliyoruz? “. Bir işin ehli olmak hayatta başarı için asla yeterli değil desek mi? Diyelim; çünkü nice bilim adamları vardır ki o keskin IQ larına rağmen EQ larında bir hareketlenme olmamaktadır: Yani insan olarak asıl başarı Batı’ nın ön plana çıkardığı zeka ile sürekli üvey evlat muamelesi yapılan EQ’nun ( duygusal zekanın ) birlikte işleyebilmesini sağlamaktır. Bir kez daha yani başarı sosyal ilişkileri ne denli gerçekleştirebildiğimiz ile alakalıdır. Gidebilmek isteyenlere duyurulur… STOP.
10 Ağu
biraz şaşkın biraz içim burkularak dokunuyorum klavyeme, henüz üye olduğum blog da ana sayfada değil de yorum kısmında “incil okudunuz mu” yazısını görünce ne hissedebilirim ki başka? Oysa aramızda o kadar çok dindar arkadaşımız var ki aylarca eline Kuran alıp okumamış, okumayı bildiği halde. Ya da merak edip açmamış, çocukluğunda mahalle imamından öğrendiği kitabın kapağını. Oraya konulacak linkin olsa olsa “bu gün Kuran okudun mu, havaya ve suya, kadına ve erkeğe, arıya ve kelebeğe, yazıya ve şiire kitabımızın tarifiyle bakmayı denedin mi” linki olmalıydı, bize yakışan bu olmalıydı. Çünkü gerçek incil ne diyorsa Kuran da onu söylüyor, hatta fazlasıyla…Bilmiyorum, sayın moderatör, bunun bir hack leme olduğuna inanmak istiyorum………………
9 Ağu
Evet internet bir imkandır ama hakaret edip vurup kaçma imkanı değil. Hiçbir şey söylemeyip söylüyor gibi yapma imkanı hiç değil. Şimdi bu nereden çıktı derseniz, epeyidir boşta bulunup seviyeli addettiğim siteleri geziyorum, bir gürültü bir gürültü ki sormayın. Kimsenin kimseyi dinlediği falan yok.Üstelik islami hassasiyetle yola çıkmış siteler bunların çoğu. Gıybet mi istersiniz, küfür mü, hakaret mi? Sanki herkes elbirliği etmiş freud’un tezini haklı çıkarmaya çalışıyor da net ortamı bilinçaltındakini kusmaya yarıyor. Sevgili beyler,saygıdeğer bayanlar diye bağırmak geliyor içimden ama kimsede beni dinleyecek kulak olmadığı için sesim oracıkta buhar olup uçuyor. Bir de buradan seslenmeyi deniyorum,diyorum ki: Nette de kul hakkı vardır, kiramen katibin buralara da uğrar ve onun da klavyesi vardır. Dergibi bu tür seviyesizliklere asla prim vermeyecektir ve vermez de. Eğer böyle bir durum olursa en kötü ihtimal sine-i reel dünya’ya döneriz. Eleştirilerimiz öğretici ve yapıcı tarzda olursa bir şey yapmış ve zamanımızı boş yere harcamamış oluruz. Şunu bir kez daha yineliyorum ki, nette netlik yok!
9 Ağu
Bir şiir kitabım bile olmadı benim. Şiir kitabım olmadığı için şiir festivallerine çağıran da olmadı.
Bir dostumdan ödünçlemeyle kitabını istedim vermedi. Kendime küstüm ben de. “Niçin bir şiir kitabı bile çıkaramadım” diye. Oysa benim de o şiir festivaline giden şiirciler kadar güçlü bir narsisliğim vardı. Tamam kabul ediyorum, şiirlerim güzel değil. Fakat çalıp çırpmıyorum hiç değilse. Seneye yol parası bulup ben de gideceğim şiir festivallerine, tabii ki bir de tanıdık ayarlayabilirsem… Acaba beni görüp terk etmek isteyen şiirciler çıkacak mı o güzelim “pilavı kıt” dedikodusu bol şiir festivallerini, bir kitabım bile yok diye. “Şairsen ispatla, haydi göster şeyini, kitabını” derler mi acaba? Neyi, kime ispatlayacaksam bir de!
Bir teyze, geçenlerde çocuğuna demiş ki : “Sen yoksa şiirci mi olacaksın oğlum, kendi kendine garip pozlara giriyorsun.” Okuma yazması olmayan bir teyze, aslında seçkin şiircilerin kendi kendine böbürlendiğini nasıl da kolayca anlamış değil mi sevgili dostlar?
Ben çok kızıyorum cin olmadan çarpmaya çalışanlara. Şiiri tanımadan, şiirin ne demek olduğunu öğrenmeden şairlik iddiasıyla kendini garip pozlarla tatmin eden zavallı şiircilere öyle kızıyor, öyle acıyorum ki… Biz şiir yazdığımızı, şiirsever olduğumuzu utana sıkıla ifade ederken birileri çıksın, alt alta üç beş anlamsız laf sıralasın adına da “şiir” desin….( Bu anlamsız laf kalabalığı İkinci Yenicileri taklit etmek şeklinde yapılıyor genellikle. ) Utanmadan bu tür zırvalıkları kitap haline getirip caka satsın bir de. Bir okur olarak karşı çıkıyorum ben buna. Sonra bu da yetmesin gittiği şiir festivallerinde şiire önem verdiği ve gerçek şaire saygı gösterdiği için kitap çıkarmaya çekinmiş şair adaylarına da laf yetiştirsin: “Kitabı var mı bunun? Kitabı yoksa niye gelmiş buraya? Bir daha bunlar gelirse ben gelmem!”
Aman ne olur gel. Biz ne yaparız siz gelmezseniz? Şiirsiz kalırız, sizsiz kalırız. Engin bilgilerinizden istifade edemeyiz. Aslında ben biliyorum sizin gibi şiircilere söylenecek sözü ya neyse bende kalsın.
Çocukluğum büyük şairlere imrenmeyle geçti benim. Hala şair olarak tanınmış her kim olursa olsun benim ilgimi çeker. Saygı duyarım ben şairlere. Çünkü onlar başka bakarlar dünyaya, bön ve bayağı değil. Herkesten farklı görür, farklı duyar; kendinde kalanı da farklı dökerler söze. Daha önceki söylenenleri değiştirip ilk defa yazılmış gibi öne sürmezler.
Şairleri saygıyla selamlıyorum, şiircileri değil.
Ferhat Efe Sorel
7 Ağu
Manken ve oyuncu Hande Ataizi, sevgilisi piyanist Fazıl Say’dan kendisine her gece Cemal Süreya şiirleri okumasından sıkıldığı için ayrıldığını açıklamış. Edebiyatseverlere bunu bir not olarak geçelim istedik!
6 Ağu
Çok kıymetli dergibi okuyucuları, ben de sizlerin arasına katılmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Yıllardır internet dergiciliğinde başarılara imza atmış sevgili Melih Bayram Dede beyefendiye blog.dergibi yolculuğunda da başarılar diliyorum. Geçtiğimiz hafta sonu Balıkesir-Dursunbey Belediyesi’nin düzenlediği 14. Suçıktı Şiir Günleri’nden henüz döndüm. Yine dostlarla, suyun ve yeşilin ortasında şiirin tadına vardık. Ben özellikle Adem Turan, Hüseyin Akın, Mehmet Aycı, Mehmet Can Doğan ve Hicabi Kırlangıç beyefendilerden günün yorumunu okumak istiyorum. Saygıyla muhabbetle
5 Ağu
selamlar. pierre loti’nin madam krizantem kitabını şiddetle aramaktayım bu kitabı gören ya da duyan olursa istediği bir kitapla değiştirmeye hazırım…
4 Ağu
Bir savaşın ortasında açıyorum yorgun gözlerimi. Sabah ayazı yüzümü tokatlıyor, sarhoş başıma bir nasihat gibi. En büyük darbesi usumdan geliyor günün: “Burada işin ne, bu kurtlar sofrasında bakire hayallerinle, ve henüz susmamış vicdanınla?” Birilerinin beni itelediğini anlatıyorum usuma; kendi isteğimle gelmediğimi, mecbur kaldığımı anlatıyorum ona, çünkü ödemem gereken bir gönül borcu olduğunu ya da minnetten kurtulma ümidimin. “Özgür kılmak için ruhumu, bir bedel ödeme, ama ruhumu bulaştırmıyorum bu işe, sadece zihnimle.” diyerek avutuyorum onu.
Kedilerin masallarıyla sesleniyor bana usum, hani nankördüler, hani sevilmezlerdi bu yüzden, minnet etmezlerdi hani. Kedilerin babası’nı hatırlıyorum sonra, o sevdi kedileri ve Peygamber(s.a.v) de onu sevdi.
| KİTAP ARAYIN! |