6 Eyl
Nedir bu kelimeden alıp veremediğimiz, anlamıyorum. Şu dünya üzerinde bir nesneye, sanata, edebiyata “klasik” deyip aşağılamak millet olarak bir bize nasip olmuştur galiba.
Klasik bir yazı, klasik bir şair, klasik bir dergi, klasik bir hediye…
Okulda çocuklara hediye almak istiyorsunuz. “Kitap alsak nasıl olur?” deyince karşınızdaki arkadaşınızın yüzü buruşuyor, bu uygunsuz teklifi çok acayip bulmuşça konuşuyor: “Kitap çok klasik bir hediye değil mi?”
Bir dergi yayın hayatına bin bir ümit ve emekle ‘merhaba’ diyor. Kalantor bir derginin editör ü azamı da değerlendiriyor: “Çok klasik! Yayın hayatına yeni olarak katacağı hiçbir şey yok.” Nedir bu yeniyle derdimiz? Yenilik derdiyle girmediğimiz abukluk, yapmadığımız ucubelik kalmadı.
Üzerinize yeni bir takım elbise almışsınız. Taptaze bir heyecanla, çocukların bayram sabahı duyduğu o çocuksu telaşı kırk yılda bir yaşamanın tadı damağınızda, iş yerine gidiyorsunuz. İlk tepki: “Yeni takımın hayırlı olsun. Yakışmış ama çok klasik!”
Hay kafana “klasik” kadar taş düşsün!
Klasiği, tekdüze yapmış, sıradanlaştırmışız. Aleladeyle, bayağıyla aynı kefeye koyuyor, hepsini bir kalemde siliveriyoruz. Tabii burada en büyük zulmü de yine klasiğe yapıyoruz.
Oysa klasik başlı başına bir devlettir. İlk akla gelen ve işin erbabının aşina olduğudur. Geçmişi yüzyılları aşan, köklü ve soylu bir gelenekten gelir. Zaman değirmeninde öğütülemeden, sapasağlam kalmıştır. Belki onun ilk ortaya çıktığı zamanlarda başkaları da vardı ama onlar da tıpkı şimdi yeni diye sarıldıklarımızın akıbeti gibi unutulup gittiler. Kimsecikler tarafından hatırlanmıyorlar.
Suya yazılan yazıdır yeni denen! Sabun köpüğüne benzeme ihtimali çok ama çok yüksektir. Uçup gider. Ne gölgesi kalır geriye ne de kendisi…
Hele cips çağında büyük bir risktir yeni.
Klasiği bilmeyen ortaya sağlam bir yeni koyabilir mi?
Kesinlikle hayır!
Bugünlerde bu gerçeği atlıyoruz. Bugün ve her zaman yeni şeyler kurmaya, yeşertmeye çalışan şair-yazar herkes klasiği, geleneği çok iyi bilmek zorundadır. Yeni adına, yenilik adına ortaya çıkanların büyük bir kısmı yeni diye ortaya koyduklarının geçmişin basit bir kopyası olduğunun farkında bile değiller…
Klasik, muhkem bir kaledir. Sağlam, sapasağlam… Onca hadiseden sıyrılmış ve bugüne gelmiştir. Bugünden de büyük ihtimalle geleceğe yürüyecektir.
Buradan bir kısım ekâbire âcizane bir tavsiyem olacak:
Bir eseri, yayını küçümseyeceğiniz zaman lütfen bu kelimeyi kullanmayın! “Basit ve bayağı” deyin. “Erir, gider; tutunamaz.” deyin ama ‘klasik’ demeyin. Bu kelimenin arkasında pırıl pırıl duran hakikat, hem sizi hem de sizin gibi pek çok yeniciği eskitecek ve tarih mezaristanına gömecektir.
Son olarak konunun biraz dışında kalıyor ama söylemeden geçemeyeceğim. Eğer bir kimseye hediye almak istiyorsanız ve de bu kişi bir gençse bence ona alacağınız hediyelerin en güzeli bir kitaptır.
Çünkü kitap, çok klasik bir hediyedir…
Not: Yazı Viran ve Bahar E-dergisi’nin eylül sayısında yayınlanmıştır
| KİTAP ARAYIN! |
Bekleme; bu konuyla ilgili ne düşündüğünü yaz!