9 Eyl
“Psikoloji insan ve hayvan davranışlarını ve bu davranışlarla ilintili psikolojik, sosyal ve biyolojik süreçleri inceleyen bir alandır. Bir meslek olarak ise psikoloji, psikoloji bilgilerinin insan sorunlarını çözmek için kullanılmasıdır. Bu bilginin kullanılması psikolojinin alt alanlarına göre değişmekle birlikte dili iyi kullanma, araştırma, istatistiksel analiz ve empati gibi bazı özel beceri ve yetenekleri gerektirir.
Psikologlar iki önemli ilişki üzerinde çalışırlar: ilki; beyin ve davranış, ikincisi; çevre ve davranış ilişkisidir.” (alıntı)
Şair mekan ne olursa olsun her şeyin bir adım ötesini görendir. Gözlem beceresi yoğun olan bu ruh kendi psikolojisiyle ikincil faktörleri yoğurmakta ustadır. Dalgalanan ruh karşıya nasıl aksedecekse orada yeni alem başlar.
Somut / soyut nasıl tarif edilecekse; ilk başlık kendine olur. Şiir dediğimiz duygusal dans; psikolojiyi, felsefeyi içinde ağırlar…
Deprem saati bazen ona denk gelir bazen de deprem bitmiş olur. Beyni sürekli yazma işlemini öne çıkarır. Yüreği ve iç dünyasıyla harmanlayarak hayatı, dizelere geçişi başarır. En büyük hazinesi durmak bilmeyen sel misali hüznü. Durgun bir çehrede telaşı düşünün. İki zıt renk yakışır mı insana diye de sormayın. Aklınıza gelebilen bütün olumsuzluklar ya da olumlu olan ne ise sizde, silmeyi başaramadığınız bir çok şey; bir şekilde şairde yerini almıştır. Yalnız tatmin denilen duyguyu bilmezler onlar. Ruh hali karışık bir arkadaşınız mı var, varlığı ve yokluğu arasında tercih yapamayarak çıkmaz denilen kapıda mı kalıyorsunuz. Dert değil bu. Bir de şairin birlikteliğini düşünün. Kendine dahi yabancı olan bu ruh çelişkileri toplayarak ilerler. Günün her saatinde bambaşka bir ruh hali desek abartmış olmayız. Tabi ki sakinleşecekler; eserlerini önce kendileri okuduklarında. “ Ne çıkar siz beni anlamasız de / evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar / eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasız da. “ Edip Cansever
Özetle şairin psikolojisini anlamak imkansız. Bir günde ayrı ayrı mevsim yaşamak gibi yıpratırlar kendilerini. Eserleri yani çocukları yeni keşfettikleri tat gibi heyecan verse de onlar bir sonraki yazacaklarıyla birliktedir artık. Şairin eserinde hazzı son safta hisseden, ruh yolculuğu yapabilendir okur. Şair de yazma anıyla hazzı hissedendir.
Kendilerine yetmeyi öğrenmiş bu insanlar için paylaşım, kaos. Anahtarın varlığını hissetmek istemeyen, merkezde kendini görüntüsüne alışık, kendine yoldaş bu insanların; tedirgin olduğu en önemli nokta ölüm korkusudur…
Sevgiyi alkışlayıp onu fazla gören. Ruhlarına en yakınını kaybetme korkusu içinde olan şairler bu süreci ızdırap olarak niteleyip; kaybetmeden kaybedilen olmayı arzu etmişlerdir hep. Kalabalıkta yalnız olma .. Klasik bir tanım olsa da şairi en güzel anlatan yine bu sözdür. Ceza vermeyi seven bu iç dünya; ikinci bir kişiyi mahkum etmeyecek, bütün şıklarıyla faturayı kendine kesecek ve yalnızlığın libasını giyecektir…
“ejderhalar çıkarıyorum / duvar kovuklarından / alevler çıkarıyorum / yağmur karaltılarında / hazîn yürüyorum / uzattım ellerimi / çok uzaklara gitmiş / yıldızlar düşürmüş gelirken /yıldızsız kalınca gece uyunur / avanı yok siyah gök / sırt üstü yere yattım / avansız göğe düşüyorum” Asaf Halet Çelebi’ de sevgi bedeni yaşatan kalp gibidir…
Evet, yalnızlığı elindeki bardağa sürekli doldurandır şair ki ona göre o bardak boştur. Yaşamında ona eşlik eden şiiridir. “Zambaklar en ıssız yerlerde açar / ve vardır her vahşi çiçekte gurur / ve bur mum ardında bekleyen rüzgar / ışıksız ruhumu sallar da sallar / zambaklar en ıssız yerlerde açar” dizelerinde Karakoç sessizliği en koyu demde yaşadığının farkında bile değil belki. Dahası kendinden sonraki kuşakta onu örnek alacak. Karakoç sessizliğini ve imgelerini bir taht olarak bırakacak gelecek şairlere.
Şairin yolculuğu bazen sessizliğe, imgeye bazen de ölüme yelken açarken durulması gereken bir nehrin varlığını da hissetmemek imkansız…
| KİTAP ARAYIN! |
Bekleme; bu konuyla ilgili ne düşündüğünü yaz!