Öyle kolay bir eylem gibi görünse de insanlara ‘hadi yaz bakalım’ denildiğinde kolay kolay yazılmıyor. Üniversitede Türkçe dersi veren hocamız, ‘Yazmak için pencereyi açıp ilham gelmesini beklemeyin’ demişti.
Gerçekten insanın yazması için ‘ilham’ın gelmesi mi gerekiyor, yoksa yazacağı konuda belli bir birikiminin olması mı?
Bu birikim yoksa eğer birinden birşey yazmasını beklemek, pencereyi açıp ilhamın gelmesini beklemekten farksız bence.
Biraz da insanımızın yapısında bu var sanırım. Bir olay karşısında herkes konuşur, yorumda bulunur, ahkam keser ama iş bunu yazıya dökmeye geldiğinde ortada kimseyi bulamazsınız. Bulduklarınız da bir elin parmaklarını geçmez.
Şu anda kendimi, “bu iş için gönüllü olanlar bir adım öne çıksın” denildiğinde herkesin bir adım geri gittiğinde en önde kalmış asker gibi hissediyorum.
:)))
Son olarak, pencerenin önünde ilham beklemek yerine, yüreklerindeki sese kulak verip bunun sözcüsü olanlara bırakalım yazma işini..
Şiir yazıldı diye yaygara kopunca ben biraz geri durdum açıkçası. Yazılanları okuyacağım dedim. Eeee, ilhamın neyle geleceği belli mi? Canı isterse şiirle de gelir. Neyse tamam, şiir meselesi kapanmıştı. Melih bey, ben yazı eklerken yazı butonu çıkmıyor, Özel olarak çıkıyor ve ana sayfada görünmüyor. Taslaklar zaten görünmüyor:(
Şiir yazmak bir yana, elindeki tüm şiirleri, orman hutbesi gibi yazıları kopyala yapıştır yapmaya başlayanlar olunca, içerik kalitesi kaygısı oluştu bende. Elbette herkesin yazabileceği bir ortam oluşturmak amacımız. Ancak, belli bir düzeyi gözetmemiz de gerekiyor. Haksız mıyım?
Yazıları editör onayından sonra yayınlıyoruz. Bu nedenye yazılarınızı yazdıktan sonra ‘kaydet’ demeniz yeterli. ‘Özel’ derseniz o yazıyı sizden başkası (bir de editörler) göremez!
Yazmak vermek istiyor hemde çok vermek,bazan kendini…Yazmak gadalarla büyümek,düşünme yürekliliğini göstermek istiyor. Yazmak bilmek kadar , bilipte söyleyemediklerim kadar ağır.
merhaba
insanlar neden yazmaz?
Yazmaya niyet etmemiş insanların yazmaması saygıdeğerdir,bunun tartışılacak bir tarafı yok. Mesela ben babamı yazı yazarken görsem oraya ya da buraya feci halde şaşırır ve hatta korkarım.
Yazı platformuna girip yazmaya niyet eden insanların yazmamasına gelince- özellikle dergibi blog’ta- gündemsizlikten dolayıdır diye düşünüyorum.
İnsanlar genelde spekülatif şeyleri tartışmayı seviyorlar.
Sataşmalar falan olursa yazan kişiler de çoğalıyor galiba.
maksadım var olanı eleştirir bir şey söylemekten ziyade genel anlamda net ortamında düşünce ve duyarlıkların da kaygan bir zemin üzerinde olduğuna dikkat çekmektir. Ben daha iyiysini biliyorum diye bir iddiayla yola çıkmış değilim. Bildiğim tek şey insanlar kesip saklanabilecek yazılarını daha çok selülozik sayfalara şifahi nitelikli günübirlik ya da anlık sözlerini de böylesi ortamlara aktarmayı uygun gördükleridir. mesela burada şiir yazan ve paylaşım için şiir gönderen arkadaşlar acaba yazmanın ötesinde ne denli şiirin izini sürüyor, edebiyat dergilerini takip edip şiir kitaplarını okuyorlar, bu konuda çok iyimser değilim.YAzmak sanki okumaktan bağımsız bir eylem gibi görülüyor. Dergibi şiir ve öykü editörlüğünü üstlendiğim zaman sürecinde çoğu ürün gönderen arkadaşların aktif edebiyat gündeminden uzak olduğunu gördüm. Üstüne üstlük buna gereksinim duyan bir tarafları da yoktu.Güzel sözlerin, ahlaki cümlelerin, hikemi tümcelerin şiirden farklı şeyler olduğuna inanmak istemiyorlardı. Sonuç olarak diyorum ki; dışarıya o sızar içeride ne varsa!
Şairler ve yazarlar daha çok birbirlerini okuyor.BAğımsız okuyucu dediğimiz kesim ise bildiğini okuyor! itirazı olan varsa “hayıııııır!” diye ünleyebilir!
selamlar…
Doğru diyorsunuz.”Yazmak okumaktan bağımsız bir eylem gibi görülüyor” En azından çoğu web günlük ya da yaygın adıyla bloglarda durum mumaileyh zikrettiğiniz yargıdan ibaret.Yazmak yalnızlaştırır, konuşmak ise cemaat kılarmış. O halde neyi konuşacağız. Konuştuklarımız neleri değiştirecek,içerden bir dönüşüm olacak mı?
Şiir konusunda yakınan arkadaşlarımıza da bir çift lafım var. Şimdiye kadar iki şiir,iki yazı ve üç-beş yorumu kendi ellerimle sildim:)Bunların çoğu hemencecik oracıkta şiire dönüştürülmüş, daha amiyane bir tabirle şuradan buradan araklanmış cümlelerdi çoğu. Yazılara gelince: Banane kardeşim senin biten aşkından ya da bana göre mahrem olan hislerinden…
Hani eski evlerde çok rastlanan bir tabloydu, bilen bilir “edeb ya hu” hattları odalarımızın duvarlarını süslerdi. Duruşumuzun resmiydi o…
Ben de burada bu yorumumla ikinci yorumumu yazmış oluyorum. Bereketle değerli dostlar…
Bu arada dostlara hatırlatmış olayım. Yunus Nadir Bey, Hüseyin Akın, Ali Ömer Akbulut ve Ümmühan Atak’la birlikte Blog Dergibi’nin editörlerinden biridir. “Şimdiye kadar iki şiir,iki yazı ve üç-beş yorumu kendi ellerimle sildim” cümlesini anlamakta güçlük çekenler olabilir diye açıklama ihtiyacı duydum.
“yaz” denildiğinde hemen yazmamak, küçük bir erdem gösterisi olsa gerek.
sesli düşünebilir miyim şimdi, müsadenizle:
* kendini ağırdan mı satıyordur yazmayan bu insan?…
belki
gurur, kibir biraz… kim bilebilir?
peki bu insan gerçekten ‘ağır’ mıdır?
her şey göründüğü gibi olmaz.
* belki korkuyordur, göründügü kadar ‘ağır’ olmadığını bildiği için.
hatta, yazma taleplerini olumlu karşılıyor, uğraşıyor, ‘pencereyi açıp ilham bekliyor’ fakat olmuyor da olmuyordur işte. (nevzat bey, sizi alkışlamama izin verin)
neden olmasın?
* belki aslında bütün mesele yazılacak ‘şey’le ilgilidir. hüseyin akın’ın dediği türden ’spekülatif’ konulara değinmek istemiyor, daha ‘içsel’ mevzulara dalmak niyeti taşıyordur. eline kalemi aldığında (çok eski bir tabir artık bu değil mi.. artık kim eline kalem alıyor da yazıyor. eskittik.. neyse, ne diyorduk… ) telaşa kapılıyordur. bildiğimiz telaş.. “hay allah, ‘kendimden’ bahsediyorum… olacak şey mi durduk yere kendimi anlatmak?”, gibisinden..
haksız mı?
* yazmak ağırdır.. (bülent bey söylemiş bunu da. iyi etmiş)
böyle herkese laf yetiştiren bir geveze, her kapıdan gireni selamlayan bir piyanist şantör olmak üzereyim.. korkuyorum)
yazmak, yazarken kendinden geçme riskini taşıyorsa, orada bir ‘eksiklik’ vardır bir de. korkmak yersiz değildir.
* şiir yazarken de “akıllı” olmak lazım. yunus nadir ne güzel itiraf etmiş, “birkaç tane sildim” diyerek. bu itirafa beni de ekleyiniz. art niyet değil bu, ‘art’ niyet… (bu ‘art’ kelimesini hep bu iki anlamıyla bir arada kullanmak istemişimdir.. sanırım oldu bu kez. evet biraz ukalaca oldu ama kabul buyurun)
Melih Bey,
Tabii, insanlara çok güzel imkanlar sunuyorsunuz; yazmaları lazım. Sanki yazmak sadece buna mı bağlı, düşünün bir… Ayrıca, sansür ortamının hüküm sürdüğü bir çerçevede, kim, niçin yazacak?
slm
haydi yazın!… emir kipi ile gelebilecek bir eylemi çok fazla beklemiyorum açıkçası. “söz bilirsen söz söyle adam sansınlar, söz bilmiyorsan sükût et seni bir adam sansınlar”. bildiğimiz sözü, bildiğimiz konuda söylemeyi kendimize şiar biliriz. buna mukabil; o kadar çok yazan var ki, say say bitmiyor. bugün internet üzerinde, küçük bir e-form ile “şair” ve “yazar” olan, hatta bu kadar kolay şair ve yazar olunan bir platformda, ortamda, bazen insan kendini geri çekmeden edemiyor… yani o zaman sükût evlâ oluyor. ve elbette ki önemli olan; yaz denildikten sonra yazılacak şeyin önemli olduğu… ne yazmak lazım, ne yazmamak lazım. bir de, “herkes yazmalı mı?” sorusu ile birlikte sayın melih bayram dede’nin de bahsetmiş olduğu, “düzey” konusu devreye giriyor… düzey=çıta; yani bunu ne belirliyor?. el-hâsıl; bekleyelim, görelim… selam olsun…
Sevgili Wandels, editöryal bir denetimin olmadığı bir ortamda “iyi işler yayınlayan, iyi bir yayın” olmak maalesef mümkün değil!
Blog Dergibi için söylemiyorum ama www.dergibi.com bugün varsa, “nitelikli ürünler yayınlayan bir e-dergi” olmayı görev bildiği için vardır. Yoksa antoloji.com’a üye olup patır patır şiirlerini de yapıştırabilir insanlar.
Şöyle bir anım var: Dergibi’ye şiir, öykü ve deneme türü ürünler geliyor. Bunlar da editörlerimiz tarafından incelendikten sonra, ‘nitelikli bulunan’ ya da ‘nitelikli ürün çıkarmaya aday’ kişilerin ürünleri oluyor.
Bir kişi “antoloji.com sitesindeki şu sayfamda 900 şiirim var. Buradan alıp yayınlayabilirsiniz” diye yazmıştı. 900 şiirciğin şiir sanılıp, oralarda bulunmasına mı yanarsınız, yoksa ‘hiç bir yerde yayınlanmamış,’ ürünler talep eden, ‘dergi mantığı’ ile hareket eden, bunu da ( http://www.dergibi.com/info/#l2 ) adresinde deklare etmiş bir e-dergiye toptan servis yapılmasına mı?
‘Yazın!’ diye bir emrimiz sözkonusu değil! Neden böyle anladığınızı anlamadım! Bizimki heyecanlı bir hitap o kadar! (Bakın ünlemleri ne kadar çok kullanıyorum! Maksat heyecan olsun!)
Gelelim ‘düzey’ konusuna. Blog Dergibi’ye her yapıştırılan metni yayınlarsak, burası adeta çöplüğe döner. İnanın mideniz bulanır. Siz bile dönüp bakmazsınız!
azizim, yazdıklarınıza karşı bir duruş değil benimkisi… bilakis destekler mahiyette… ben de ünlem koyarak manidar bir dokunuş yaptım:) maksat heyecan değil, nükteye katkı olsun:) ayrıca; dergibi’nin düzeyini biliyoruz ve bundan memnunuz… bununla birlikte, “yazın!” gibi bir emir kipinin de zaman zaman kullanılması taraftarıyım… ve hatta, “okuyun!” gibi bir emir kipi de çoğu zaman gerekli… yazan’a ve okuyan’a selam olsun…
Manava gidip sebzenin ve meyvenin en iyisini seçen bu insanlar, çesşitli mekanlarda yayınlatamadıkları ürünleri için neden hayıflanırlar bir türlü anlayabilmiş değilim.Burada yaptığımız işe “sansür” değil de “seçki” diyelim.Üstelik dergibi.com’da şiirlerini yayınlatamayanlardan biri de benim.Hani gönlünüz ferah olsun deyu itiraf ediyorum.Nasip işte…
Aynı soruyu değişik bir açıdan soralım o halde: İnsanlar defterlerine, bilgisayarlarına, bloglarına yazdıkları halde; neden Blog Dergibi’ye yazmaz? Tam olarak sormak istediğiniz şey bu olsa gerek.
yazmak aşk gibidir. zamanı belli değildir. bir rüzgar esince yüreğimizin kıyısına kelimeler uçuşur dağarcığımızda… her biri bir yere konan güvercinlere benzerler.. bembeyaz kanatlarıyla gezerken gökyüzünde bulutlara selam veren yağmurlarla ıslanırlar kimi zaman.. yazmak erdemli bir eylemdir. erdem sahibi kılar adamı, bir de erdemli melih bayram dede’nin değerini bilmeyen biz zavallılara şuur inse.. bi-nasibiz ne diyelim
Dergibi’ye şiir, öykü ve deneme türü ürünler geliyor. Bunlar da editörlerimiz tarafından incelendikten sonra, ‘nitelikli bulunan’ ya da ‘nitelikli ürün çıkarmaya aday’ kişilerin ürünleri oluyor.
Alıntıladığım bu ifadeler sayın Melih Bayram Dede’ye ait ve pek yerinde bir tespit. Bu yaklaşımın ışığında merak ettiğim bir hususu arz etmek istiyorum. Bu “nitelikli bulunan” ya da “nitelikli ürün çıkarmaya aday” kişilere, gönderdikleri ürünleri hakkında, tarafınızdan yapıcı eleştiriler içeren değerlendirmeler mail olarak gönderiliyor mu, yoksa o ürün gönderen kişi eserinin analizinin nasıl yapıldığını merak ederek 2 haftalık sürenin geçmesini bekleme durumunda mı kalıyor?
İnsanları yazmaya teşvik etmek kuşkusuz çok yararlı bir teşebbüs. Ellerindeki sermayesi sadece hassas ve kırılgan bir ruh hali olan edebiyat sevdalısı kişilerin, yayınlanmayacak yazılarının sebeb olacağı hayal kırıklığı da ürün gönderilmemesinin bir sebebidir bence.Bu hususta eğer samimi olarak yazma konusunda insanlar teşvik edilecekse, site yetkililerinin üyelerle biraz daha yakın bir mesaide bulunmaları gerekir diye düşünüyorum.
Hasan Bey, çok haklısınız. Gelen ürünlerle ilgili geri dönüş olması, yararlı olacaktır. Ancak şu andaki imkanlarımızla maalesef bu mümkün değil. Daha önce Dergibi’de Şiir, Öykü ve Deneme için ayrı ayrı editörlerimiz bulunuyordu. O dönemde elden geldiğince geri dönüş çabası içindeydik. Haberiniz var mı bilmiyorum; şiir editörümüz Nusret Özcan geçtiğimiz aylarda vefat etti. Onun boşluğunu maalesef doldurabilmiş değiliz. Şu an belirttiğim dallardaki ürünleri tek başına Hüseyin Akın değerlendirmekte, bu da sizin bahsettiğiniz türden bir geri dönüşü maalesef mümkün kılmamaktadır. Önümüzdeki dönemde, yine her dalda bir editör görevlendirdiğimiz takdirde, geri dönüş konusunu çözebileceğimizi umuyorum.
Melih bey, değerli açıklamalarınız için çok teşekkür ederim. Rahmete kavuşan değerli abimiz Nusret Özcan beyefendiyi burada özlemle anmak istiyorum. İmkan ölçüsünde kaliteyi en ön sıraya almanız çok isabetli ve yararlı bir karar. Bu husustaki tutumunuzun her zaman destekçisi olacağız. İnşallah, bizler her şart altında ve ömrümüz vefa ettikçe, hep daha iyiyi hedefleyerek Dergibi’nin hem üyesi hem de bir parçası olarak kalacağız.
Adam kelimesi tırnak içinde. Üsttekilere atfendi. Bir iki yazıda geçiyor yukarıda.
Müteşair lafı ise bir serzeniş. Edebiyatın büyük büyükleri (!) iki de bir kendi çapında yazmaya çalışanlara bu kelime üzerinden yükleniyor…
Böyle güzel ve latif bir cevap vermeniz gerekmezdi Melih Bey… Üzüldüm…
Portalimizin ana sayfasında yayınlanan yazımı aslında bu soruya cevaben yazmıştım.. İlgililerden ve anasayfada verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim…
Hülya Yücel Ergün
30 Eyl 2007 17:47
Aynı soruyu değişik bir açıdan soralım o halde: İnsanlar defterlerine, bilgisayarlarına, bloglarına yazdıkları halde; neden Blog Dergibi’ye yazmaz? Tam olarak sormak istediğiniz şey bu olsa gerek.
—
aslında hülya hanım güzel bir noktaya temas etti… 5-10 şiirim haricinde mesala hiç bir dergiye, şiir ve yazı vermiyorum… teklif dahi etmiyorum… blogdergibi için konuşmuyorum lakin dergilerin genelini belki masaüzerine yatırmak lazım… acaba, kendimizi dergilerden neden geri çekiyoruz… ya da dergilerin yayın konseptlerindeki aksaklıklar neler… her dergiye yazılmalı mı?… dergiler yazar seçiyorsa, yazarlar dergi seçiyor mu mesela?… akla bir çok soru geliyor…
bir de; ah şu “kırılganlıklar” olmasa… belki edebiyat namına güzel şeyler konuşacağız… yoksa; mesele değil yazılmış şiirleri yollamak… zaten yazmışsınızdır, yollarsınız yayınlanır… ama kanımca, edebiyat ve şiir dediğimiz sadece bu değildir… üzerinde konuşmadığım ve kafa yormadığım bir yazı benim için noksandır… necip fazıl kısakürek; “sanatı üzerinde düşünmeyen şair, kuyruğuna baslıınca inleyen hayvan gibidir” der… bu yüzden ben şiirleri yollamaktan daha ziyade, oturup edebi bir platform çatısı altında konuşmayı, tartışmayı daha çok yeğlemekteyim… tartışmayı, fikir teatisi olarak da algılayabilirsiniz…
ali yüksel bey; bir ara müteşair isimli bir program vardı… bilmem hatırlar mısınız; siz müteşair deyince aklıma geliverdi birden… program kendi hafızasında yüklü bulunan türkçe kelimeleri gramer yapısına göre, randomize bir şekilde belli aralıklarla birleştirip alt alta cümleler halinde yazıyor… ve inanın; bir çok şairim diyenden çok daha güzel şeyler ortaya çıkartıyordu:)…
“yazın!” emir kipini biraz daha açmak istiyorum… yukarıda bahsi geçmişti… biraz özgür bırakılmalı yazan insan… kafasına vura vura niye yazmıyorsunuz kardeşim yerine, “neden yazmıyoruz, yazamıyoruz?” veya “neden yazıyorsun be kardeşim?” gibi bir soruyu daha çok yeğlerim… yazan o kadar çok insan var ki; ben bazen gerçekten merak ediyorum… acaba bu adam, bu yazıyı neden yazmış diye?! (hatta en son dün bir arkadaşa sordum)… çünkü bir amacı yok… tıpkı hiç fotograf çekmeyi bilmeyen bir adamın çekmiş olduğu fotograf gibi, yüzlerce kusuru var… ama mesela bu yazı bir dergide yayınlanabiliyor… o zaman dergiyi de, yazar ve şair dediğimiz olguyu da mercek altına yatırma ihtiyacı hissediyoruz… kim yazar, kim şair, yazı nedir, sözcük nedir, anlam nedir, sorgulamaya başlıyorsunuz…
efendim, belli bir süre sonra da, hülya hanımın bahsettiği olguya geliyoruz… yani, “kendi mağaramıza çekiliyoruz”…
Belki yazmaya nereden ve nasıl başlayacağını bilmiyordur bazı “yazmaları istendiği halde yazmayanlar”Belki de okuma eylemlerimizin azlığındandır velud olamayışımız.Bence burada tecrübeli arkadaşlar bugüne kadar olduğu gibi daha az tecrübeli arkadaşları öncelikle okumaya, bilahere yazmaya teşvik etmeye yılmadan devam etmeli.
Blog Dergibi yazmayı isteyen insanlarımız için büyük bir şans.Zâten fırsatlar elden gidince daha değerli oluyor insanlarımız nazarında.Bu fırsatı tepmeye ise hiç gerek yok.
Bu arada Nusret Özcan Bey’e Allah’tan rahmet diliyorum.Mekanı cennet olsun!
Bir soru sormak istiyorum Melih Bey size:
Bazı yetenekli öğrencilerimizi de yönlendirebilir miyiz burada yazmaya?Mesela onlara Blog Dergibi’de yazılmak üzere kompozisyon yazma ödevi verebilir miyiz?
İyi çalışmalar herkese..
merhaba
Hasan Parlak adlı katılımcı arkadaşın dergibi ürün değerlendirmesi ile ilgili sözlerini biraz aceleciliğine bağladığımı söyleyebilirim. Gelen her ürünle ilgili yazan kişiyi bilgilendirme mecburiyeti yoktur. Ürün gönderen kişiler siteden ürünlerinin akibetini takip ederler.Gelen ürünlerin sayısı dikkate alındığında hepsine teker teker cevap vermenin ne denli zor olacağını bilmem söylemye gerek var mı? fakat buna rağmen H.Parlak’ın mailine üç kez maili geri gelmesine rağmen sabırla cevap yazdım.Buradaki arkadaşların bazıları sanıırm “üslup sıkıntısı”ndan muzdaripler. Bunu alıngan ve buyurgan üsluplarından görmek mümkün.lütfen klavyemiz düşüncemizin önüne geçmesin.Kolaylıklar
H.Akın
Değerli üstadım Hüseyin Akın bey,
Sayın Melih Bayram Dede’nin bu bahsettiğiniz konuyla ilgili nazik cevabından sonra, sizin hakkımdaki eleştiriniz ummadığım bir zaman ve üslupla geldi. Başımın üstünde yeri var.
Benim o eleştirdiğiniz yazımda öne çıkan husus; size verilen bir görev anlamını taşımıyordu. Belki siz öyle anladınız. Ama bendenizin buradaki kastım şu idi. Edebiyat sevdalısı yazar ve aydın kişilerin; bu zorlu uğraşıya talip olmuş amatörlere daha yararlı olabilme fedakarlığını bir nebze de olsa gösterir beklentisindeydim. Yoksa iş gelip de “yayınlandı-yayınlanmadı” noktasında kalacaksa hedef büyütemeyiz düşüncesindeydim o yorumu yaparken. Varsa eğer, tek hatam bu olsa gerek. Hemen ekleyeyim, böyle bir mecburiyetinizin olduğu anlayışında da olmam hiç bir zaman.
Cevabi mailiniz için de teşekkürler. Önce sevginizi kazanmak isterim şahsen. Yayın konusu bir şekilde halledilir. Bendeniz, ciddiyetinden dolayı Dergibi’de olmaya devam edeceğim inşallah. Saygılarımla,
Hasan Parlak
neden yazmaz sorusuna benım cevabım belkide pğek anlamsız görünsede “nedir yazmak?” sorusuyla cevaplanır.Yazmak sadece kalemi kağidi ele almakmıdır,yoksa yazmak kendini başkalarina ifade ederken onlari en ince noktalarından etkilemeye çalişarak hayal dünyasına dalmak mıdır? Yazı hata kabul edermi sizce;hangi birimiz yazılarında eleştiri almamak için çaba harcamayız ki? yada kimler ben etkilemek için yazmıyorum diyebilir.Ekilemek istemek risk istemek demekten başka bir şey değildir,tıpkı yazının riske atılacak bir görüş havzası olduğu gibi.Konusurken hataları gözden kaçirabilir veyahut karşıdakı insanın ne düşündüğünü anlayarak şekillendirebilrisin ama yazmak o kadar kolay değildir sadece yazıcaksın ve bir kain edasıyla okurların aklından geçicekleri baştan düşünüceksin.Bu riskleri gören bir insan,yazmaya ne derece kolaylıkla cesaret edebilir ki? Hele hele kolay olan okumak var ise…
Yazmak bir anlatım biçiminden ötedir.Bunu risklenmek yada risklenmemek sadece kişilerin seçeneğine ve yeteneğine dayalıdır.Yazmak güzeldir ama yazmamak kötü diyemeyiz buna sadece tercih gözüyle bakabiliriz,çünkü yazmak buna özel yetenek ister.
maddeleri severim: 1-yazmak bilmediğimizden:evet nedir yazmak?insanın edebiyete ve karındaşı ebediyete bir giriş kapısı,bir sokuluşu.
2- kendimizi bilmediğimizden:kendi bilgisini hep hükmedici olarak kullanmaya alıştığımız için yani bir ego cebbarına egemenliğimizi verdiğimizden.çün yazı başkasını gerektirir,iletişim başkasıyla olur ve yazı bunun yolu en kestirme yolu.kendi tarifini yapan ancak yazar.
3- yazı bilmediğimizden:ömür zaman suyuyla mekan hamurunun bedende yoğrulması,yaşarken zaten yazar insan,ama yaşadığının yazısı oldugunu bilemez yazı bilmeyen.
4-modern zaman:insanı içselleştirme adına adını bile bilmediğimiz yalnızlık zindanlarında kendi kendini mahkum ettiren yılgınlık,karamsarlık,bohem,yabancılık..vb panzehirsiz zannedilen aşılar ilka eden evet zaman ,insanın elinde olmadığı sanılan iki değeri:zaman ve mekan.bir anlamda yaşaması gereken ömrü(zaman mekan) bile kendisinden alınan müflis insan.
olay biraz bu minval üzere olursa opürtünizm denmez ise bize faydası açısından bakılıp da ona göre şekillense daha güzel diye düşünüyorum.
bilmem insan tüm yönleriyle ele alınmalı,ve alınmayaı da hak eder diye düşünüyorum teşekkürler.
Yazarken, bir basit iş yapıyor rahatlığında iseniz. Yazdığınız yazıyı; sadece şatafatlı sözcükleri süslü püslü bir edayla serpiştirmekten ibaret sanıyorsanız.
Verilecek bir mesajın olması gerektiği hususunda en ufak bir gereksinim duymuyorsanız. Okuduğunuz diğer edebi metinler üslubunuza hükmetme otoritesini gösterebiliyorsa.
Yazdıklarınız; Konusu, başlığı, içeriğiyle hayatın gerçeklerine çok mesafeli kalıyorsa. İmla kuralları konusunda marazi bir hassasiyet içersine giremiyorsanız. Ve yazma denilen sihirli dünyanın kapısı çok kolay açılıverir yanılgısındaysanız eğer.
Bu konuda tutulacak yol, verilecek kararın önemini “Yazar Adaylarının” kendi özgür değerlendirmelerine bırakmak en doğru tavsiye olsa gerektir.
Son olarak… Bu yolda cefayı seçenler, yaptıklarının gururunu yaşamaya aday olurlar inancındayım.
yukarıda yazdıklarım burası yorum alanı olduğu için.bu alanda insanların yaz denildiğnde neden yazamadığının sorgusu olarak bir girişte bulundum:ve sorgu imlasız daha keskin olur diye düşünmekteyim.ifade değil sorgu bunu özellikle belirteyim.ifade de iş değişir,tarzlar girer ve sanat girer.sorguda fikr olur,sebeb olur,neden olur .
ben bu açıdan ve kimseye yergi veya sövgü dizmeyerek olaya düşünce açısından baktım.yukarıda yazılanlar hep yazanları eleştiri olarak gördüğümden böyle bir giriş öne sürdüm.dedim imla sorgulamada önemi yok çünkü işin aslı ayrıntıya takılırsa gizlenir.imla ve kelimelere takılıp kalırsak uğraş alanı unutulur ,bunların unutulmayacağı alan eserdir.şimdi dediğimizde de şimdik dediğimizde de ve deler ayrılmadan da kimse bu işten dede anlamamalı.yazdıklarımız eser değil bu anlamda düşüncenin dışa vurumu eser,sanaattan doğar.neden yazmak kurcalanmaz da insanlar kurcalanır;yani,yazmak nedir,niye yazılır,yazılan nedir,yazan kimdir,kim neyi nasıl yazar…vb kurcalanacak olanlar bunlar değil mi bu yorum formu altında ?ben bunu anladım kimseyle de şahsi işim olmadı sadece sorgu benimkisi.
saygılar
Yazdığınız yorumlar tekrar okur musunuz? Daha dilimize ait yazım kurallarını doğru dürüst kullanamadan nasıl edebi bir eser yazmaya soyunulur? Bu dilimize haksızlık olmaz mı?
Yazmak, yazma ihtiyacını karşılama amacına matuf içten gelen sahici bir güçle olmalı. Birilerinin okuma ihtiyacını karşılamaya yönelik sosyal ve ekonomik dürtülerle yola çıkıldığında, ortaya eser sıfatından çok meta sıfatına yakışan şeyler çıkıyor. Edebiyat metalaşıyor.
Sayın M.B.Dede! Edebi bir eser değil ki yazdığımız şu an.”İnsanlar yaz denildiği halde,neden yazmaz” formu altında insanların yazmama sebeblerinin araştırılması değil mi?Hem edebi bir eser, sırf kurallarla mı oluyor?İşin ebediyetle ilgili yanlarını ne yapacağız?Ayrıca okuma yazma dahi bilmeyen insanların imladan bi-haber olarak oluşturdukları eserleri ne yapacaz efendim.Tutun Sezen Aksu’yu, nota bilmeden bestelediklerine şey mi diyeceğiz eser mi diyeceğiz? Sezen Aksu,Neşet Ertaş müzikte;Karacaoğlan,Yunus Emre şiirde yaptıkları şeyler edebi eserlerin dışında mı sayacağız efendim.İmlaya takmayalım ;aslolan çatıdır,ifade-i meramdır, bezeme sonra gelir.
Konuşma diliyle sarfettiğim yazılarıma da bu açıdan bakılırsa sevinirim,yazı dilini eserde kullanmak gerekir.Teşekkürler efendim,saygılarla…(İmla hataları için de özür beyan ederim.)
Ömrün iki eli,iki gözü,iki ayağı ve iki kulağı dersek abartmamış oluruz zannedersem okuma ve yazma için.Kuşun iki kanadı gibi hem birbirleriye uyumlu,hem birbirleri ile dayanışma yaparak dengenin verdiği güzelliği sahibine yaşatır,hem de seyredene.Okumanın da yazmaya da önceliği vardır,önce okuma öğrenilecek.Zira okumadan yazılamaz,ancak okumadan sonra yazılabilir.Kur’an’ın ilk emri; oku olmuştur,”yaz” ile başlayan emirler sonra gelmiştir.İlk bahsettiğim maddelerdeki içerik bununla alakalı.Şöyleki; okuma,insana içinde bulunduğu kozmik evrenle alış-verişinin yapısını,şeklini,niteliğini ve durumunu bildirir ve bu hal insana bir bakış açısı kazandırır.Kendi ve kendi dışındakiler okunacak birer hazine teşkil eder bu bakış açısını kazanan için.Bu okumalar, beraberinde tanımayı,tanışmayı,iletişimi ve bilgiyi getirir.bilgi,geldiğinde ise yazma başlar.”Yazma veya Okuma” sırf maddi anlamda değil( bu kartezyen mantık modern çağın vebası)manevi anlamda da anlaşılmalı.Maksadımız umarım anlaşılmıştır.Şair İsmet Özel’in dediği gibi “ben okumayı hiç bilmedim” (imlasız olarak kasden yazdım imlalar ehlince yerlerine konulacağından eminim çünkü.) Teşekkürler…
Korkarım yozlaşan kısır bir dil, döl vermez bir millet doğuracak.
Bu güzelim dili baykuş nidasına çevirenler, kuşdiliyle yazılmış yazı ve şiirleri sanat şahikası gösterenler yaptıklarının farkındalar. Vazifeli oldukları işlerinde de maalesef başarılılar. Her biri neredeyse edip olan bu millet, kelime çokluğuyla övünülen bir dilde halini arza kelime bulamaz olmuştur. Dayatılan bu kelime orucu mutlaka bozulmalıdır. Tenkit edilmesi hatta tehdit edilmesi gereken öz güvenini kaybetmiş olan bizleriz.
Sokak isimlerimiz, dükkânlarımız, televizyon, radyo, dergi adlarımız hatta evlatlarımız… Beklide topyekûn, körüler atılmalı, kalemler mürekkep dolmalı büyük dil savaşı başlamalı. Hatta inadına unutulmuş eski kelimeler tozlu kitaplardan tekrar hortlatılmalı, eli kalem tutan herkez behemehal bu kelimeleri tekrarlamalı, körpe dimağlarda nakkaş maharetiyle nakşedilerek normalleştirilmeli. Kazanmak zorunda olduğumuz zor bir savaşın eşiğindeyiz.
Yoksa yozlaşan kısır bir dil, döl vermez bir millet doğuracak.
Şekle riayet etmek kadar öze mahsus nidalar gerek,hem özün önceliği gerek.İfade-i meram aslolan,dil ise bir araç.Yaşama dair kelimeler yığmışsak boynumuza ve biz bu kelimelerle iki büklüm yürümeye çalışıyorsak müsade edin düşmelerimiz,tökezlemelerimiz bizi biz kılsın.Ne yapacaksın değil de bazen n’apcaan diyebilelim.Kalemin de ifadesi bazen burkulsun ki kalem olduğunu bilelim.Yazmak hoş,hele hoyratcası…Sınıra varan sorgulamalar,kalemden düşerken yüreciğimize biraz kül katsın burunlarımıza girenle ayaralım.Dil var Yunus Dili,yine var Karacaoğlan ve yine var Veysel…
Dil var Fuzilî,Baki ve Nedim… Ama her Fuzuli Nedim değil,ama her Nedim biraz Fuzuli.Ademoğlu yarattığıyla sarhoş değil mi…?Kendisi için var olan araçlıktan çıkıp da amaca dönüşünce kıyametine durmuyor mu?Kurduğumuz kurumların bacalarındaki kurumunda islenmiyor muyuz?Hem herşey değişmeden durmuyor hem herşey hareketsiz kokuşuyor.Hareketin olduğu yerde devinimin olduğu zamanda oluşur eser.
"İnsanlar ‘Buyrun, işte size fırsat! Haydi yazın!’ denildiği halde neden yazmaz?" konusuyla ilgili 43 yorum yazılmış.
Yazmak…
Öyle kolay bir eylem gibi görünse de insanlara ‘hadi yaz bakalım’ denildiğinde kolay kolay yazılmıyor. Üniversitede Türkçe dersi veren hocamız, ‘Yazmak için pencereyi açıp ilham gelmesini beklemeyin’ demişti.
Gerçekten insanın yazması için ‘ilham’ın gelmesi mi gerekiyor, yoksa yazacağı konuda belli bir birikiminin olması mı?
Bu birikim yoksa eğer birinden birşey yazmasını beklemek, pencereyi açıp ilhamın gelmesini beklemekten farksız bence.
Biraz da insanımızın yapısında bu var sanırım. Bir olay karşısında herkes konuşur, yorumda bulunur, ahkam keser ama iş bunu yazıya dökmeye geldiğinde ortada kimseyi bulamazsınız. Bulduklarınız da bir elin parmaklarını geçmez.
Şu anda kendimi, “bu iş için gönüllü olanlar bir adım öne çıksın” denildiğinde herkesin bir adım geri gittiğinde en önde kalmış asker gibi hissediyorum.
:)))
Son olarak, pencerenin önünde ilham beklemek yerine, yüreklerindeki sese kulak verip bunun sözcüsü olanlara bırakalım yazma işini..
Herkese sevgiler…
Nevzat Bey yorumunuz için teşekkür ederim. Yazmanın güçlüğünü anlatırken bir taraftan da yazmış oldunuz :)
Şiir yazıldı diye yaygara kopunca ben biraz geri durdum açıkçası. Yazılanları okuyacağım dedim. Eeee, ilhamın neyle geleceği belli mi? Canı isterse şiirle de gelir. Neyse tamam, şiir meselesi kapanmıştı. Melih bey, ben yazı eklerken yazı butonu çıkmıyor, Özel olarak çıkıyor ve ana sayfada görünmüyor. Taslaklar zaten görünmüyor:(
Biraz da Ramazan ayının etkisi var bence.
Şiir yazmak bir yana, elindeki tüm şiirleri, orman hutbesi gibi yazıları kopyala yapıştır yapmaya başlayanlar olunca, içerik kalitesi kaygısı oluştu bende. Elbette herkesin yazabileceği bir ortam oluşturmak amacımız. Ancak, belli bir düzeyi gözetmemiz de gerekiyor. Haksız mıyım?
Hülya Hanım,
Yazıları editör onayından sonra yayınlıyoruz. Bu nedenye yazılarınızı yazdıktan sonra ‘kaydet’ demeniz yeterli. ‘Özel’ derseniz o yazıyı sizden başkası (bir de editörler) göremez!
Yazmak vermek istiyor hemde çok vermek,bazan kendini…Yazmak gadalarla büyümek,düşünme yürekliliğini göstermek istiyor. Yazmak bilmek kadar , bilipte söyleyemediklerim kadar ağır.
Yazmak vermek istiyor hemde çok vermek, bazan hayatını…
selamlar
www.guladam.blogcu.com
merhaba
insanlar neden yazmaz?
Yazmaya niyet etmemiş insanların yazmaması saygıdeğerdir,bunun tartışılacak bir tarafı yok. Mesela ben babamı yazı yazarken görsem oraya ya da buraya feci halde şaşırır ve hatta korkarım.
Yazı platformuna girip yazmaya niyet eden insanların yazmamasına gelince- özellikle dergibi blog’ta- gündemsizlikten dolayıdır diye düşünüyorum.
İnsanlar genelde spekülatif şeyleri tartışmayı seviyorlar.
Sataşmalar falan olursa yazan kişiler de çoğalıyor galiba.
Hüseyin Bey,
O zaman konu seçimlerini size bırakalım! Öneriniz?
maksadım var olanı eleştirir bir şey söylemekten ziyade genel anlamda net ortamında düşünce ve duyarlıkların da kaygan bir zemin üzerinde olduğuna dikkat çekmektir. Ben daha iyiysini biliyorum diye bir iddiayla yola çıkmış değilim. Bildiğim tek şey insanlar kesip saklanabilecek yazılarını daha çok selülozik sayfalara şifahi nitelikli günübirlik ya da anlık sözlerini de böylesi ortamlara aktarmayı uygun gördükleridir. mesela burada şiir yazan ve paylaşım için şiir gönderen arkadaşlar acaba yazmanın ötesinde ne denli şiirin izini sürüyor, edebiyat dergilerini takip edip şiir kitaplarını okuyorlar, bu konuda çok iyimser değilim.YAzmak sanki okumaktan bağımsız bir eylem gibi görülüyor. Dergibi şiir ve öykü editörlüğünü üstlendiğim zaman sürecinde çoğu ürün gönderen arkadaşların aktif edebiyat gündeminden uzak olduğunu gördüm. Üstüne üstlük buna gereksinim duyan bir tarafları da yoktu.Güzel sözlerin, ahlaki cümlelerin, hikemi tümcelerin şiirden farklı şeyler olduğuna inanmak istemiyorlardı. Sonuç olarak diyorum ki; dışarıya o sızar içeride ne varsa!
Şairler ve yazarlar daha çok birbirlerini okuyor.BAğımsız okuyucu dediğimiz kesim ise bildiğini okuyor! itirazı olan varsa “hayıııııır!” diye ünleyebilir!
selamlar…
Doğru diyorsunuz.”Yazmak okumaktan bağımsız bir eylem gibi görülüyor” En azından çoğu web günlük ya da yaygın adıyla bloglarda durum mumaileyh zikrettiğiniz yargıdan ibaret.Yazmak yalnızlaştırır, konuşmak ise cemaat kılarmış. O halde neyi konuşacağız. Konuştuklarımız neleri değiştirecek,içerden bir dönüşüm olacak mı?
Şiir konusunda yakınan arkadaşlarımıza da bir çift lafım var. Şimdiye kadar iki şiir,iki yazı ve üç-beş yorumu kendi ellerimle sildim:)Bunların çoğu hemencecik oracıkta şiire dönüştürülmüş, daha amiyane bir tabirle şuradan buradan araklanmış cümlelerdi çoğu. Yazılara gelince: Banane kardeşim senin biten aşkından ya da bana göre mahrem olan hislerinden…
Hani eski evlerde çok rastlanan bir tabloydu, bilen bilir “edeb ya hu” hattları odalarımızın duvarlarını süslerdi. Duruşumuzun resmiydi o…
Ben de burada bu yorumumla ikinci yorumumu yazmış oluyorum. Bereketle değerli dostlar…
Bu arada dostlara hatırlatmış olayım. Yunus Nadir Bey, Hüseyin Akın, Ali Ömer Akbulut ve Ümmühan Atak’la birlikte Blog Dergibi’nin editörlerinden biridir. “Şimdiye kadar iki şiir,iki yazı ve üç-beş yorumu kendi ellerimle sildim” cümlesini anlamakta güçlük çekenler olabilir diye açıklama ihtiyacı duydum.
“yaz” denildiğinde hemen yazmamak, küçük bir erdem gösterisi olsa gerek.
sesli düşünebilir miyim şimdi, müsadenizle:
* kendini ağırdan mı satıyordur yazmayan bu insan?…
belki
gurur, kibir biraz… kim bilebilir?
peki bu insan gerçekten ‘ağır’ mıdır?
her şey göründüğü gibi olmaz.
* belki korkuyordur, göründügü kadar ‘ağır’ olmadığını bildiği için.
hatta, yazma taleplerini olumlu karşılıyor, uğraşıyor, ‘pencereyi açıp ilham bekliyor’ fakat olmuyor da olmuyordur işte. (nevzat bey, sizi alkışlamama izin verin)
neden olmasın?
* belki aslında bütün mesele yazılacak ‘şey’le ilgilidir. hüseyin akın’ın dediği türden ’spekülatif’ konulara değinmek istemiyor, daha ‘içsel’ mevzulara dalmak niyeti taşıyordur. eline kalemi aldığında (çok eski bir tabir artık bu değil mi.. artık kim eline kalem alıyor da yazıyor. eskittik.. neyse, ne diyorduk… ) telaşa kapılıyordur. bildiğimiz telaş.. “hay allah, ‘kendimden’ bahsediyorum… olacak şey mi durduk yere kendimi anlatmak?”, gibisinden..
haksız mı?
* yazmak ağırdır.. (bülent bey söylemiş bunu da. iyi etmiş)
böyle herkese laf yetiştiren bir geveze, her kapıdan gireni selamlayan bir piyanist şantör olmak üzereyim.. korkuyorum)
yazmak, yazarken kendinden geçme riskini taşıyorsa, orada bir ‘eksiklik’ vardır bir de. korkmak yersiz değildir.
* şiir yazarken de “akıllı” olmak lazım. yunus nadir ne güzel itiraf etmiş, “birkaç tane sildim” diyerek. bu itirafa beni de ekleyiniz. art niyet değil bu, ‘art’ niyet… (bu ‘art’ kelimesini hep bu iki anlamıyla bir arada kullanmak istemişimdir.. sanırım oldu bu kez. evet biraz ukalaca oldu ama kabul buyurun)
* selamlar, hürmetler
Melih Bey,
Tabii, insanlara çok güzel imkanlar sunuyorsunuz; yazmaları lazım. Sanki yazmak sadece buna mı bağlı, düşünün bir… Ayrıca, sansür ortamının hüküm sürdüğü bir çerçevede, kim, niçin yazacak?
slm
haydi yazın!… emir kipi ile gelebilecek bir eylemi çok fazla beklemiyorum açıkçası. “söz bilirsen söz söyle adam sansınlar, söz bilmiyorsan sükût et seni bir adam sansınlar”. bildiğimiz sözü, bildiğimiz konuda söylemeyi kendimize şiar biliriz. buna mukabil; o kadar çok yazan var ki, say say bitmiyor. bugün internet üzerinde, küçük bir e-form ile “şair” ve “yazar” olan, hatta bu kadar kolay şair ve yazar olunan bir platformda, ortamda, bazen insan kendini geri çekmeden edemiyor… yani o zaman sükût evlâ oluyor. ve elbette ki önemli olan; yaz denildikten sonra yazılacak şeyin önemli olduğu… ne yazmak lazım, ne yazmamak lazım. bir de, “herkes yazmalı mı?” sorusu ile birlikte sayın melih bayram dede’nin de bahsetmiş olduğu, “düzey” konusu devreye giriyor… düzey=çıta; yani bunu ne belirliyor?. el-hâsıl; bekleyelim, görelim… selam olsun…
Sevgili Wandels, editöryal bir denetimin olmadığı bir ortamda “iyi işler yayınlayan, iyi bir yayın” olmak maalesef mümkün değil!
Blog Dergibi için söylemiyorum ama www.dergibi.com bugün varsa, “nitelikli ürünler yayınlayan bir e-dergi” olmayı görev bildiği için vardır. Yoksa antoloji.com’a üye olup patır patır şiirlerini de yapıştırabilir insanlar.
Şöyle bir anım var: Dergibi’ye şiir, öykü ve deneme türü ürünler geliyor. Bunlar da editörlerimiz tarafından incelendikten sonra, ‘nitelikli bulunan’ ya da ‘nitelikli ürün çıkarmaya aday’ kişilerin ürünleri oluyor.
Bir kişi “antoloji.com sitesindeki şu sayfamda 900 şiirim var. Buradan alıp yayınlayabilirsiniz” diye yazmıştı. 900 şiirciğin şiir sanılıp, oralarda bulunmasına mı yanarsınız, yoksa ‘hiç bir yerde yayınlanmamış,’ ürünler talep eden, ‘dergi mantığı’ ile hareket eden, bunu da ( http://www.dergibi.com/info/#l2 ) adresinde deklare etmiş bir e-dergiye toptan servis yapılmasına mı?
Sevgili Mustafa Nazif,
‘Yazın!’ diye bir emrimiz sözkonusu değil! Neden böyle anladığınızı anlamadım! Bizimki heyecanlı bir hitap o kadar! (Bakın ünlemleri ne kadar çok kullanıyorum! Maksat heyecan olsun!)
Gelelim ‘düzey’ konusuna. Blog Dergibi’ye her yapıştırılan metni yayınlarsak, burası adeta çöplüğe döner. İnanın mideniz bulanır. Siz bile dönüp bakmazsınız!
azizim, yazdıklarınıza karşı bir duruş değil benimkisi… bilakis destekler mahiyette… ben de ünlem koyarak manidar bir dokunuş yaptım:) maksat heyecan değil, nükteye katkı olsun:) ayrıca; dergibi’nin düzeyini biliyoruz ve bundan memnunuz… bununla birlikte, “yazın!” gibi bir emir kipinin de zaman zaman kullanılması taraftarıyım… ve hatta, “okuyun!” gibi bir emir kipi de çoğu zaman gerekli… yazan’a ve okuyan’a selam olsun…
Manava gidip sebzenin ve meyvenin en iyisini seçen bu insanlar, çesşitli mekanlarda yayınlatamadıkları ürünleri için neden hayıflanırlar bir türlü anlayabilmiş değilim.Burada yaptığımız işe “sansür” değil de “seçki” diyelim.Üstelik dergibi.com’da şiirlerini yayınlatamayanlardan biri de benim.Hani gönlünüz ferah olsun deyu itiraf ediyorum.Nasip işte…
Aynı soruyu değişik bir açıdan soralım o halde: İnsanlar defterlerine, bilgisayarlarına, bloglarına yazdıkları halde; neden Blog Dergibi’ye yazmaz? Tam olarak sormak istediğiniz şey bu olsa gerek.
yazmak aşk gibidir. zamanı belli değildir. bir rüzgar esince yüreğimizin kıyısına kelimeler uçuşur dağarcığımızda… her biri bir yere konan güvercinlere benzerler.. bembeyaz kanatlarıyla gezerken gökyüzünde bulutlara selam veren yağmurlarla ıslanırlar kimi zaman.. yazmak erdemli bir eylemdir. erdem sahibi kılar adamı, bir de erdemli melih bayram dede’nin değerini bilmeyen biz zavallılara şuur inse.. bi-nasibiz ne diyelim
Dergibi’ye şiir, öykü ve deneme türü ürünler geliyor. Bunlar da editörlerimiz tarafından incelendikten sonra, ‘nitelikli bulunan’ ya da ‘nitelikli ürün çıkarmaya aday’ kişilerin ürünleri oluyor.
Alıntıladığım bu ifadeler sayın Melih Bayram Dede’ye ait ve pek yerinde bir tespit. Bu yaklaşımın ışığında merak ettiğim bir hususu arz etmek istiyorum. Bu “nitelikli bulunan” ya da “nitelikli ürün çıkarmaya aday” kişilere, gönderdikleri ürünleri hakkında, tarafınızdan yapıcı eleştiriler içeren değerlendirmeler mail olarak gönderiliyor mu, yoksa o ürün gönderen kişi eserinin analizinin nasıl yapıldığını merak ederek 2 haftalık sürenin geçmesini bekleme durumunda mı kalıyor?
İnsanları yazmaya teşvik etmek kuşkusuz çok yararlı bir teşebbüs. Ellerindeki sermayesi sadece hassas ve kırılgan bir ruh hali olan edebiyat sevdalısı kişilerin, yayınlanmayacak yazılarının sebeb olacağı hayal kırıklığı da ürün gönderilmemesinin bir sebebidir bence.Bu hususta eğer samimi olarak yazma konusunda insanlar teşvik edilecekse, site yetkililerinin üyelerle biraz daha yakın bir mesaide bulunmaları gerekir diye düşünüyorum.
Hasan Bey, çok haklısınız. Gelen ürünlerle ilgili geri dönüş olması, yararlı olacaktır. Ancak şu andaki imkanlarımızla maalesef bu mümkün değil. Daha önce Dergibi’de Şiir, Öykü ve Deneme için ayrı ayrı editörlerimiz bulunuyordu. O dönemde elden geldiğince geri dönüş çabası içindeydik. Haberiniz var mı bilmiyorum; şiir editörümüz Nusret Özcan geçtiğimiz aylarda vefat etti. Onun boşluğunu maalesef doldurabilmiş değiliz. Şu an belirttiğim dallardaki ürünleri tek başına Hüseyin Akın değerlendirmekte, bu da sizin bahsettiğiniz türden bir geri dönüşü maalesef mümkün kılmamaktadır. Önümüzdeki dönemde, yine her dalda bir editör görevlendirdiğimiz takdirde, geri dönüş konusunu çözebileceğimizi umuyorum.
Melih bey, değerli açıklamalarınız için çok teşekkür ederim. Rahmete kavuşan değerli abimiz Nusret Özcan beyefendiyi burada özlemle anmak istiyorum. İmkan ölçüsünde kaliteyi en ön sıraya almanız çok isabetli ve yararlı bir karar. Bu husustaki tutumunuzun her zaman destekçisi olacağız. İnşallah, bizler her şart altında ve ömrümüz vefa ettikçe, hep daha iyiyi hedefleyerek Dergibi’nin hem üyesi hem de bir parçası olarak kalacağız.
Yazınca müteşair olmaktansa susalım bari ‘adam’ sansınlar…
Nasıl bir tavır alınca adam sanılacağınıza siz karar veriniz. Tercihinize karışamayız!
Adam kelimesi tırnak içinde. Üsttekilere atfendi. Bir iki yazıda geçiyor yukarıda.
Müteşair lafı ise bir serzeniş. Edebiyatın büyük büyükleri (!) iki de bir kendi çapında yazmaya çalışanlara bu kelime üzerinden yükleniyor…
Böyle güzel ve latif bir cevap vermeniz gerekmezdi Melih Bey… Üzüldüm…
Portalimizin ana sayfasında yayınlanan yazımı aslında bu soruya cevaben yazmıştım.. İlgililerden ve anasayfada verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim…
Hülya Yücel Ergün
30 Eyl 2007 17:47
Aynı soruyu değişik bir açıdan soralım o halde: İnsanlar defterlerine, bilgisayarlarına, bloglarına yazdıkları halde; neden Blog Dergibi’ye yazmaz? Tam olarak sormak istediğiniz şey bu olsa gerek.
—
aslında hülya hanım güzel bir noktaya temas etti… 5-10 şiirim haricinde mesala hiç bir dergiye, şiir ve yazı vermiyorum… teklif dahi etmiyorum… blogdergibi için konuşmuyorum lakin dergilerin genelini belki masaüzerine yatırmak lazım… acaba, kendimizi dergilerden neden geri çekiyoruz… ya da dergilerin yayın konseptlerindeki aksaklıklar neler… her dergiye yazılmalı mı?… dergiler yazar seçiyorsa, yazarlar dergi seçiyor mu mesela?… akla bir çok soru geliyor…
bir de; ah şu “kırılganlıklar” olmasa… belki edebiyat namına güzel şeyler konuşacağız… yoksa; mesele değil yazılmış şiirleri yollamak… zaten yazmışsınızdır, yollarsınız yayınlanır… ama kanımca, edebiyat ve şiir dediğimiz sadece bu değildir… üzerinde konuşmadığım ve kafa yormadığım bir yazı benim için noksandır… necip fazıl kısakürek; “sanatı üzerinde düşünmeyen şair, kuyruğuna baslıınca inleyen hayvan gibidir” der… bu yüzden ben şiirleri yollamaktan daha ziyade, oturup edebi bir platform çatısı altında konuşmayı, tartışmayı daha çok yeğlemekteyim… tartışmayı, fikir teatisi olarak da algılayabilirsiniz…
ali yüksel bey; bir ara müteşair isimli bir program vardı… bilmem hatırlar mısınız; siz müteşair deyince aklıma geliverdi birden… program kendi hafızasında yüklü bulunan türkçe kelimeleri gramer yapısına göre, randomize bir şekilde belli aralıklarla birleştirip alt alta cümleler halinde yazıyor… ve inanın; bir çok şairim diyenden çok daha güzel şeyler ortaya çıkartıyordu:)…
“yazın!” emir kipini biraz daha açmak istiyorum… yukarıda bahsi geçmişti… biraz özgür bırakılmalı yazan insan… kafasına vura vura niye yazmıyorsunuz kardeşim yerine, “neden yazmıyoruz, yazamıyoruz?” veya “neden yazıyorsun be kardeşim?” gibi bir soruyu daha çok yeğlerim… yazan o kadar çok insan var ki; ben bazen gerçekten merak ediyorum… acaba bu adam, bu yazıyı neden yazmış diye?! (hatta en son dün bir arkadaşa sordum)… çünkü bir amacı yok… tıpkı hiç fotograf çekmeyi bilmeyen bir adamın çekmiş olduğu fotograf gibi, yüzlerce kusuru var… ama mesela bu yazı bir dergide yayınlanabiliyor… o zaman dergiyi de, yazar ve şair dediğimiz olguyu da mercek altına yatırma ihtiyacı hissediyoruz… kim yazar, kim şair, yazı nedir, sözcük nedir, anlam nedir, sorgulamaya başlıyorsunuz…
efendim, belli bir süre sonra da, hülya hanımın bahsettiği olguya geliyoruz… yani, “kendi mağaramıza çekiliyoruz”…
Belki yazmaya nereden ve nasıl başlayacağını bilmiyordur bazı “yazmaları istendiği halde yazmayanlar”Belki de okuma eylemlerimizin azlığındandır velud olamayışımız.Bence burada tecrübeli arkadaşlar bugüne kadar olduğu gibi daha az tecrübeli arkadaşları öncelikle okumaya, bilahere yazmaya teşvik etmeye yılmadan devam etmeli.
Blog Dergibi yazmayı isteyen insanlarımız için büyük bir şans.Zâten fırsatlar elden gidince daha değerli oluyor insanlarımız nazarında.Bu fırsatı tepmeye ise hiç gerek yok.
Bu arada Nusret Özcan Bey’e Allah’tan rahmet diliyorum.Mekanı cennet olsun!
Bir soru sormak istiyorum Melih Bey size:
Bazı yetenekli öğrencilerimizi de yönlendirebilir miyiz burada yazmaya?Mesela onlara Blog Dergibi’de yazılmak üzere kompozisyon yazma ödevi verebilir miyiz?
İyi çalışmalar herkese..
merhaba
Hasan Parlak adlı katılımcı arkadaşın dergibi ürün değerlendirmesi ile ilgili sözlerini biraz aceleciliğine bağladığımı söyleyebilirim. Gelen her ürünle ilgili yazan kişiyi bilgilendirme mecburiyeti yoktur. Ürün gönderen kişiler siteden ürünlerinin akibetini takip ederler.Gelen ürünlerin sayısı dikkate alındığında hepsine teker teker cevap vermenin ne denli zor olacağını bilmem söylemye gerek var mı? fakat buna rağmen H.Parlak’ın mailine üç kez maili geri gelmesine rağmen sabırla cevap yazdım.Buradaki arkadaşların bazıları sanıırm “üslup sıkıntısı”ndan muzdaripler. Bunu alıngan ve buyurgan üsluplarından görmek mümkün.lütfen klavyemiz düşüncemizin önüne geçmesin.Kolaylıklar
H.Akın
Değerli üstadım Hüseyin Akın bey,
Sayın Melih Bayram Dede’nin bu bahsettiğiniz konuyla ilgili nazik cevabından sonra, sizin hakkımdaki eleştiriniz ummadığım bir zaman ve üslupla geldi. Başımın üstünde yeri var.
Benim o eleştirdiğiniz yazımda öne çıkan husus; size verilen bir görev anlamını taşımıyordu. Belki siz öyle anladınız. Ama bendenizin buradaki kastım şu idi. Edebiyat sevdalısı yazar ve aydın kişilerin; bu zorlu uğraşıya talip olmuş amatörlere daha yararlı olabilme fedakarlığını bir nebze de olsa gösterir beklentisindeydim. Yoksa iş gelip de “yayınlandı-yayınlanmadı” noktasında kalacaksa hedef büyütemeyiz düşüncesindeydim o yorumu yaparken. Varsa eğer, tek hatam bu olsa gerek. Hemen ekleyeyim, böyle bir mecburiyetinizin olduğu anlayışında da olmam hiç bir zaman.
Cevabi mailiniz için de teşekkürler. Önce sevginizi kazanmak isterim şahsen. Yayın konusu bir şekilde halledilir. Bendeniz, ciddiyetinden dolayı Dergibi’de olmaya devam edeceğim inşallah. Saygılarımla,
Hasan Parlak
neden yazmaz sorusuna benım cevabım belkide pğek anlamsız görünsede “nedir yazmak?” sorusuyla cevaplanır.Yazmak sadece kalemi kağidi ele almakmıdır,yoksa yazmak kendini başkalarina ifade ederken onlari en ince noktalarından etkilemeye çalişarak hayal dünyasına dalmak mıdır? Yazı hata kabul edermi sizce;hangi birimiz yazılarında eleştiri almamak için çaba harcamayız ki? yada kimler ben etkilemek için yazmıyorum diyebilir.Ekilemek istemek risk istemek demekten başka bir şey değildir,tıpkı yazının riske atılacak bir görüş havzası olduğu gibi.Konusurken hataları gözden kaçirabilir veyahut karşıdakı insanın ne düşündüğünü anlayarak şekillendirebilrisin ama yazmak o kadar kolay değildir sadece yazıcaksın ve bir kain edasıyla okurların aklından geçicekleri baştan düşünüceksin.Bu riskleri gören bir insan,yazmaya ne derece kolaylıkla cesaret edebilir ki? Hele hele kolay olan okumak var ise…
Yazmak bir anlatım biçiminden ötedir.Bunu risklenmek yada risklenmemek sadece kişilerin seçeneğine ve yeteneğine dayalıdır.Yazmak güzeldir ama yazmamak kötü diyemeyiz buna sadece tercih gözüyle bakabiliriz,çünkü yazmak buna özel yetenek ister.
maddeleri severim: 1-yazmak bilmediğimizden:evet nedir yazmak?insanın edebiyete ve karındaşı ebediyete bir giriş kapısı,bir sokuluşu.
2- kendimizi bilmediğimizden:kendi bilgisini hep hükmedici olarak kullanmaya alıştığımız için yani bir ego cebbarına egemenliğimizi verdiğimizden.çün yazı başkasını gerektirir,iletişim başkasıyla olur ve yazı bunun yolu en kestirme yolu.kendi tarifini yapan ancak yazar.
3- yazı bilmediğimizden:ömür zaman suyuyla mekan hamurunun bedende yoğrulması,yaşarken zaten yazar insan,ama yaşadığının yazısı oldugunu bilemez yazı bilmeyen.
4-modern zaman:insanı içselleştirme adına adını bile bilmediğimiz yalnızlık zindanlarında kendi kendini mahkum ettiren yılgınlık,karamsarlık,bohem,yabancılık..vb panzehirsiz zannedilen aşılar ilka eden evet zaman ,insanın elinde olmadığı sanılan iki değeri:zaman ve mekan.bir anlamda yaşaması gereken ömrü(zaman mekan) bile kendisinden alınan müflis insan.
olay biraz bu minval üzere olursa opürtünizm denmez ise bize faydası açısından bakılıp da ona göre şekillense daha güzel diye düşünüyorum.
bilmem insan tüm yönleriyle ele alınmalı,ve alınmayaı da hak eder diye düşünüyorum teşekkürler.
Yazarken, bir basit iş yapıyor rahatlığında iseniz. Yazdığınız yazıyı; sadece şatafatlı sözcükleri süslü püslü bir edayla serpiştirmekten ibaret sanıyorsanız.
Verilecek bir mesajın olması gerektiği hususunda en ufak bir gereksinim duymuyorsanız. Okuduğunuz diğer edebi metinler üslubunuza hükmetme otoritesini gösterebiliyorsa.
Yazdıklarınız; Konusu, başlığı, içeriğiyle hayatın gerçeklerine çok mesafeli kalıyorsa. İmla kuralları konusunda marazi bir hassasiyet içersine giremiyorsanız. Ve yazma denilen sihirli dünyanın kapısı çok kolay açılıverir yanılgısındaysanız eğer.
Bu konuda tutulacak yol, verilecek kararın önemini “Yazar Adaylarının” kendi özgür değerlendirmelerine bırakmak en doğru tavsiye olsa gerektir.
Son olarak… Bu yolda cefayı seçenler, yaptıklarının gururunu yaşamaya aday olurlar inancındayım.
yukarıda yazdıklarım burası yorum alanı olduğu için.bu alanda insanların yaz denildiğnde neden yazamadığının sorgusu olarak bir girişte bulundum:ve sorgu imlasız daha keskin olur diye düşünmekteyim.ifade değil sorgu bunu özellikle belirteyim.ifade de iş değişir,tarzlar girer ve sanat girer.sorguda fikr olur,sebeb olur,neden olur .
ben bu açıdan ve kimseye yergi veya sövgü dizmeyerek olaya düşünce açısından baktım.yukarıda yazılanlar hep yazanları eleştiri olarak gördüğümden böyle bir giriş öne sürdüm.dedim imla sorgulamada önemi yok çünkü işin aslı ayrıntıya takılırsa gizlenir.imla ve kelimelere takılıp kalırsak uğraş alanı unutulur ,bunların unutulmayacağı alan eserdir.şimdi dediğimizde de şimdik dediğimizde de ve deler ayrılmadan da kimse bu işten dede anlamamalı.yazdıklarımız eser değil bu anlamda düşüncenin dışa vurumu eser,sanaattan doğar.neden yazmak kurcalanmaz da insanlar kurcalanır;yani,yazmak nedir,niye yazılır,yazılan nedir,yazan kimdir,kim neyi nasıl yazar…vb kurcalanacak olanlar bunlar değil mi bu yorum formu altında ?ben bunu anladım kimseyle de şahsi işim olmadı sadece sorgu benimkisi.
saygılar
Sayın Gürbüz Ünal,
Yazdığınız yorumlar tekrar okur musunuz? Daha dilimize ait yazım kurallarını doğru dürüst kullanamadan nasıl edebi bir eser yazmaya soyunulur? Bu dilimize haksızlık olmaz mı?
Yazmak, yazma ihtiyacını karşılama amacına matuf içten gelen sahici bir güçle olmalı. Birilerinin okuma ihtiyacını karşılamaya yönelik sosyal ve ekonomik dürtülerle yola çıkıldığında, ortaya eser sıfatından çok meta sıfatına yakışan şeyler çıkıyor. Edebiyat metalaşıyor.
Sayın M.B.Dede! Edebi bir eser değil ki yazdığımız şu an.”İnsanlar yaz denildiği halde,neden yazmaz” formu altında insanların yazmama sebeblerinin araştırılması değil mi?Hem edebi bir eser, sırf kurallarla mı oluyor?İşin ebediyetle ilgili yanlarını ne yapacağız?Ayrıca okuma yazma dahi bilmeyen insanların imladan bi-haber olarak oluşturdukları eserleri ne yapacaz efendim.Tutun Sezen Aksu’yu, nota bilmeden bestelediklerine şey mi diyeceğiz eser mi diyeceğiz? Sezen Aksu,Neşet Ertaş müzikte;Karacaoğlan,Yunus Emre şiirde yaptıkları şeyler edebi eserlerin dışında mı sayacağız efendim.İmlaya takmayalım ;aslolan çatıdır,ifade-i meramdır, bezeme sonra gelir.
Konuşma diliyle sarfettiğim yazılarıma da bu açıdan bakılırsa sevinirim,yazı dilini eserde kullanmak gerekir.Teşekkürler efendim,saygılarla…(İmla hataları için de özür beyan ederim.)
Ömrün iki eli,iki gözü,iki ayağı ve iki kulağı dersek abartmamış oluruz zannedersem okuma ve yazma için.Kuşun iki kanadı gibi hem birbirleriye uyumlu,hem birbirleri ile dayanışma yaparak dengenin verdiği güzelliği sahibine yaşatır,hem de seyredene.Okumanın da yazmaya da önceliği vardır,önce okuma öğrenilecek.Zira okumadan yazılamaz,ancak okumadan sonra yazılabilir.Kur’an’ın ilk emri; oku olmuştur,”yaz” ile başlayan emirler sonra gelmiştir.İlk bahsettiğim maddelerdeki içerik bununla alakalı.Şöyleki; okuma,insana içinde bulunduğu kozmik evrenle alış-verişinin yapısını,şeklini,niteliğini ve durumunu bildirir ve bu hal insana bir bakış açısı kazandırır.Kendi ve kendi dışındakiler okunacak birer hazine teşkil eder bu bakış açısını kazanan için.Bu okumalar, beraberinde tanımayı,tanışmayı,iletişimi ve bilgiyi getirir.bilgi,geldiğinde ise yazma başlar.”Yazma veya Okuma” sırf maddi anlamda değil( bu kartezyen mantık modern çağın vebası)manevi anlamda da anlaşılmalı.Maksadımız umarım anlaşılmıştır.Şair İsmet Özel’in dediği gibi “ben okumayı hiç bilmedim” (imlasız olarak kasden yazdım imlalar ehlince yerlerine konulacağından eminim çünkü.) Teşekkürler…
Korkarım yozlaşan kısır bir dil, döl vermez bir millet doğuracak.
Bu güzelim dili baykuş nidasına çevirenler, kuşdiliyle yazılmış yazı ve şiirleri sanat şahikası gösterenler yaptıklarının farkındalar. Vazifeli oldukları işlerinde de maalesef başarılılar. Her biri neredeyse edip olan bu millet, kelime çokluğuyla övünülen bir dilde halini arza kelime bulamaz olmuştur. Dayatılan bu kelime orucu mutlaka bozulmalıdır. Tenkit edilmesi hatta tehdit edilmesi gereken öz güvenini kaybetmiş olan bizleriz.
Sokak isimlerimiz, dükkânlarımız, televizyon, radyo, dergi adlarımız hatta evlatlarımız… Beklide topyekûn, körüler atılmalı, kalemler mürekkep dolmalı büyük dil savaşı başlamalı. Hatta inadına unutulmuş eski kelimeler tozlu kitaplardan tekrar hortlatılmalı, eli kalem tutan herkez behemehal bu kelimeleri tekrarlamalı, körpe dimağlarda nakkaş maharetiyle nakşedilerek normalleştirilmeli. Kazanmak zorunda olduğumuz zor bir savaşın eşiğindeyiz.
Yoksa yozlaşan kısır bir dil, döl vermez bir millet doğuracak.
Şekle riayet etmek kadar öze mahsus nidalar gerek,hem özün önceliği gerek.İfade-i meram aslolan,dil ise bir araç.Yaşama dair kelimeler yığmışsak boynumuza ve biz bu kelimelerle iki büklüm yürümeye çalışıyorsak müsade edin düşmelerimiz,tökezlemelerimiz bizi biz kılsın.Ne yapacaksın değil de bazen n’apcaan diyebilelim.Kalemin de ifadesi bazen burkulsun ki kalem olduğunu bilelim.Yazmak hoş,hele hoyratcası…Sınıra varan sorgulamalar,kalemden düşerken yüreciğimize biraz kül katsın burunlarımıza girenle ayaralım.Dil var Yunus Dili,yine var Karacaoğlan ve yine var Veysel…
Dil var Fuzilî,Baki ve Nedim… Ama her Fuzuli Nedim değil,ama her Nedim biraz Fuzuli.Ademoğlu yarattığıyla sarhoş değil mi…?Kendisi için var olan araçlıktan çıkıp da amaca dönüşünce kıyametine durmuyor mu?Kurduğumuz kurumların bacalarındaki kurumunda islenmiyor muyuz?Hem herşey değişmeden durmuyor hem herşey hareketsiz kokuşuyor.Hareketin olduğu yerde devinimin olduğu zamanda oluşur eser.
Bekleme; bu konuyla ilgili ne düşündüğünü yaz!