“Şairin kullandığı sözcüklerde insanlar için çeşitli anlamlar vardır; herkes beğendiğini seçer ”Tagore
ihtiyaç neyse o dize karşılar okuyanı. İstediğin anlam örgüsünü iç içe yerleştirirken, sana hangi sinyali veriyorsa onda kalırsın. Yüreğin dokunuşu, hissiyat, ötesi şiirin içinde var oluş; bir tuğla işçisinin eline hakim oluşu gibi değildir ki “Şiirin ilkesi, insanın üstün bir güzelliği özlemesidir. Bu ilke bir coşkunlukla, bir ruh taşkınlığında kendini gösterir. Bu coşkunluk, aklın yoğurduğu gerçeğin dışındadır.” der Baudelaire…
Kapısında bekçilik yaptığın hazineyi gün ışıklarıyla seyre dalmak gibi bir endişen yok ki, zaman kavramını hiçe sayışla yarışmak da değil derdin. İlla bardağı dolduran bir el mi olması gerek. Somut dayanaklar can simidi mi? Her gün boğulmayı seyre dalmak, küçülmek ve yükselmek / evin çatısı mı? Ruhun ruhtan aldığı hazzı yok sayarak şiire giriş ağızda çalkalanan kalabalık bir ordudan farklı değildir ki
“Ne masayı anlatacağım diye masa sözcüğünü kullanacaksınız, ne kuşu anlatacağım diye kuş sözcüğünü; ne de aşkı anlatacağım diye aşk sözcüğünü.” Der Cocteau…

“Türk Edebiyatına soyut anlatışı belirgin özellikleriyle getiren Asaf Hâlet Çelebi, özel bir merakla incelediği Hint ve İslam gizemciliğinin etkilerinde yazdığı şiirlerinde Doğu-Batı kültürü bileşimine yöneldi. Masalımsı, soyut, kapalı bir anlamla yüklü şiirler yazdı. Sezgisel yanların ağır bastığı şiirlerindeki söyleyiş, ritm ve ezgisellikle etkileyici bir şiir evreni oluşturdu. Şiirinin imgesel yanı, somut’tan soyut şiire gidilebileceği izlekleriyle donanmıştır.
Şiire bakışını şu sözleriyle dile getirir, çelebi: “Şair hiçbir zaman aşktan ve kederden bahsetmediği halde bu mefhumları müşahhas kelimelerle çok vazıh olarak ifade edebilir. Mesele esasen somut malzeme ile soyut olan hayali yaşatabilmektir. Yani soyut şiir bilakis soyut mefhumlu kelimelerden mümkün mertebe soyunmuş olan ve toplu bir halde soyut bir mana anlatan ve bize o hissi veren ruh anının ifadesini taşıyan şiirdir.” (alıntı)

Şair, hiçbir endişe taşımadan ifade özgürlüğü içinde kendine özgü üslubuyla olgunlaşmalı. Yazdıklarıyla mutlu hissedebiliyorsa kişi kendini gerisi önemli değil. Yazma anının insana verdiği hal o tarifsizlik her şeyin ötesindedir.
Kendini muallim sanan, şiir gibi ince çizgide kabaca ahkam kesen, ben merkezci insanlar ellerine geçen her imkanda boy aynası olurlar. Gerek buldukları gazete köşelerinde, gerekse dergilerinde şiirin tarifini kendilerine göre yaparlar. Ahkam kesen şairlerin şiirlerini okudukça, ruh inceliğiyle- derinliği arasında bocalayan ben onların bizzat şiire dair sözlerini duydukça şaşırmaktan daha öte bir şey yaşıyorum. Yazdıklarına biraz benzemeli diyor ya bir şair. Evet biraz benzeseler keşke …

İlla somut şiir diyen şairlerin cevabı okuyan bizi anlasın mı? Edebiyat soyutu kaldırmıyor bu dil ağır mı cevabınız?

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu