28 Eyl
Mümin Sekman
Mümin Sekman’ın bu yeni kitabı “Öğrenilmiş çaresizlik” kavramı ve başarıyı öğrenmenin yöntemlerini anlatılıyor. Kitabın sloganı: Çaresizsen, çare sensin!
Kitap sosyal başarı türünde best seller formatına göre yazılmıştır.
Çaresizlik öğrenilmiştir.
Başarılı olmak da öğrenilebilir.
Sende sandığından fazlası var!
Gelebileceğin en iyi yerde değilsin.
Yeni bir hayat için gereken, yeni bir akıldır.
Doğru şeyi yapmak için yanlış zaman yoktur.
Rüzgarı suçlamayı bırak, yelkenleri kullanm…
Kaynak: kitapyurdu.com Ã
28 Eyl
Mümin Sekman
İnsan İsterse’de ilham veren insan öyküleri anlatılıyor. Sıfırdan zirveye büyük engelleri aşarak gelmiş insanlara da, sıradan biri olarak yaşarken sıra dışı bir iş başarmış kişilere de yer veriyor. Bu sayıda kimler var?
·Geçirdiği çocuk felci nedeniyle iki bacağını kaybetti. İlk cümlesini 7 yaşında kurmaya başladı. Bir gün kendisiyle yüzleşti ve bir başarı yemini etti.
“Topal Seyfettin’in engelli hayat koşusu…
·Tek istediği senarist olmaktı ama kendini kabul ettiremedi. Yapımcı oldu. Y…
Kaynak: kitapyurdu.com Ã
28 Eyl
Jean Christophe Grange,Şevket Deniz
Birbirinin benzeri cinayetler işlenmektedir. Bu cinayetlerin ortak noktaları, katillerinin öldükten sonra hayata döndürülmüş ve uzun süre komada kalmış insanlar olmasıdır. Öldürülen kişiler de, onların komaya girmesine sebep olan kişilerdir. Bir tür intikam cinayetleridir bunlar. Ancak bu kişiler gerçekten katil midir? Yoksa sadece verilen emirleri uygulayan birer piyon mudurlar? Avrupa’nın birbirinden uzak kentlerinde işlenen bu cinayetler nasıl bu denli benzerlik içermektedir? Yoksa katil tek …
Kaynak: kitapyurdu.com Ã
28 Eyl
Rhonda Byrne,Can Üstünuçar
“Bu sırrın ne olduğunu söyleyemem.Tek söyleyebildiğim varolduğu.”
(Alexander Graham Bell-Telefonun Mucidi) Çağlar boyu nesilden nesile geçerken, bir çok insan ona göz dikti, onu gizledi, kaybetti, çaldı, büyük paralar karşılığı satın alanlar oldu. Tarihteki en önemli insanların bazıları yüzyıllar kadar eski olan “Sır”ra vakıf olmuşlardı. Eflatun, Galileo, Beethoven, Edison, Carnegie, Einstein ve diğer mucitler, bilim adamları ile büyük düşünürler “Sır”rı biliyorlardı; ve şimdi “Sır” dünyaya açı…
Kaynak: kitapyurdu.com Ã
28 Eyl
Prof. Dr. İlber Ortaylı
“Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun 700. yıl kutlamaları Türkiye’de umulmaz bir ilgi uyandırdı ve Türk toplumu yedi asırlık tarihine ilgi duymaya başladı. Bu ilgi, kuru bir hamaset çizgisini geçti, anlaşılan toplumsal düşüncenin ve yorumlamaların tekâmül etmesi dolayısıyla “Osmanlı İmparatorluğu nedir? Bu imparatorluğun kurumları nedir? Yaşam şekli nedir? Bizim için anlamı nedir?” gibi sorulara cevap aranmaya başlandı. Ve bu mekanda, çalışmalar, hazırlıklar yapmak ve yaptıklarımızı geniş kitleye ta…
Kaynak: kitapyurdu.com Ã
28 Eyl
Prof. Dr. İlber Ortaylı
Osmalıyı Yeniden Keşfetmek serisi üçüncü kitabıyla tarihin bıraktığı izleri irdelemeye, Osmanlı’yı yeniden keşfetmeye devam ediyor..
İlber Ortaylı, Osmanlı’yı Üç Kıtaya Hükmeden yöneticileri ve yönetim şekliyle, Akdeniz dünyasındaki hakimiyetiyle, millet sistemiyle, 18. yüzyıl Avrupasında değişen devletler dengesindeki rolüyle ve şehirlerdeki yaşam biçimiyle kısacası kendine özgü kimliğiyle tanımaya davet ediyor.. SİTE:www.kitapyurdu.com …
Kaynak: kitapyurdu.com Ã
28 Eyl
Prof. Dr. Aykut Kazancıgil,Jean Paul Roux,Lale Arslan Özcan
Kuzey ormanlarından çıkıp geldiler, cesur, dağınık, marifetli ve henüz yolun başındaydılar. Önce bozkıra, sonra Çin içlerine ve sonra da sonu başı belli olmayan bir sel gibi garba doğru yayıldılar …Türkler adıyla tarihe geçen bu boylar, aileler ve kavimler bütünü batılıların gözüyle çoğunlukla barbarlığın simgesi olsalar da Orta Asya’nın yüksek uygarlıklarından birini ve bazen küçük devletlerinin bazen de devasa imparatorluklarının sınırları dahilinde kültürler arası barışı ve huzuru tesis ett…
Kaynak: kitapyurdu.com Ã
25 Eyl
Dergibi Blog’a Blograzzi’de rastladım. Haberiniz var mı bilmiyorum:
http://www.blograzzi.com/blog/blog.dergibi.com
24 Eyl
bu bir reklamdır. çeşitli alanlarda tartışma sahası olan bir sözlüktür. kurucusu bendenizim. sizi tanıtırken http://www.korsansozluk.com/dergibi kendimizi de tanıtalım dedim. hoş dedim. entry formatına aykırı bir tanımlamayla kendimizi tanıttım. gün itibariyle 250 yazarımız mevcut. 20-40 yazarımız çok faal.
daha ne diyelim: sözlük işte…
23 Eyl
Dünyanın döndüğünü fark etmem, yürümeye başlamamla aynı zamanda oldu. Komik gelebilir ama ben ta o zamanı hatırlıyorum. Düştüğümde başım garip bir şekilde dönüyordu. Etrafımdakiler yani annem ve teyzelerim, en az başımda olan garip dönme kadar garip bana bakıyorlardı. O halim onlara zevk veriyordu. Çünkü büyümek ve büyüyen bir çocuk görmek zevk vericidir. Neyse, Ben dönüyordum bu demekti ki babamın çalışma odasındaki o şeyde –bu dünya oluyor- dönebilir ki dönmeye çok müsait görünüyordu. Yani demem o ki dünyanın dönmesi normal bir durum. Farkındalığım ve kardeşlerimden farkım orda başladı. Ora nere diye sorarsanız, ora yani babamın en kıymetli –coğrafyacıdır babam- ders anlatım gerecini ufak bir deney için döndürüp, döndürmekle kalmayıp düşürdüğüm ve yere düştüğüm zamandı… Neyse ki kabullendim düşerek ve dönerek öğrenme düsturunu. Kabullenmek demek hayata 1–0 önde başlamak demekti. Ta ki son Dakka golüyle, uzatmalara kaldığız ve penaltı atışlarına bırakıldığınız zaman, topu atacak gücünüzün bile olmadığını anlamışsınızdır…
Çocukluğum sıradandı. Her çocuk gibi gök gürültüsünden ben de korktum. Anne babamın ortasına, kardeşlerimin üzerine sığındım. Ve her çocuk gibi düşünce ağladım. Sebze yemeklerinden kaçtım. Laf aramızda annem çok güzel pırasa yapar. On yaşımdan sonra damak zevki diye bir şeye sahip oldum. Sonrasında da annemin pırasası bu zevkimin başını çekti. Ne diyordum? He çocuktum. Her erkek çocuk gibi top oynadım. Tabi ki üstümü başımı kirletip, eve döndüğümde kafama terlik yiyerek ya da ‘pis pis çoraplarla dolaşma evde’ sesiyle büyüdüm. Sitede oturduğumuz için öyle erik ağacına dalma anım pek yok. Ama varmış gibi sıradanım… Okumayı öğrendiğimde kurdele sahibi oldum. Maviydi benimki. Kızlara da kırmızı verirlerdi. Erkek olduğumu sanki mavi kurdele kanıtlayacakmış gibi inatla mavi…
İlk aşkım öğretmenim oldu. Görüyorsunuz değil mi? Sıradan bir çocukluk hali işte, demiştim size. Çok güzeldi, evlenip tayinini Bandırma’ya aldırdı. Giderken de sıkı sıkı tembihledi ‘yeni öğretmeninizi sakın üzmeyin’ diye. Üzmedim de… İnsan sevdiğinin sözünü dinlemeli her zaman. Ama ben onun bana uygun olmadığının farkındaydım. Farkındalık bazen can sıkıcı olabiliyor. Ama olsun…
Büyüdükçe değiştim. Her şeye farklı yerlerden baktım. Aslında doğru yerlerden demeliyim. Mesela patlıcan tuzlu yemeklere yakışır. Tatlısı yapılmamalı yani haksız mıyım? Bunun gibi önemsiz görünen şeyleri düşündüm. Mesela yaşlılar: herkes genç olsaydı; ölmeseydi çok kötü olurdu. Hırsın zenginliğiyle dolu bir dünyamız olurdu. Şimdilerde gençler yaşlılardan nefret ediyor.
Üniversitedeyse hiçbir duvara yazı yazmadım. Bu bence düşünce özgürlüğü değildi. Aksine kişisel haklara tecavüzdü… Solcu ya da sağcı kalıplarına asla sığamadım. Allah’a inandım ve onun kurallarına uymaya çalıştım. Olmadı ya da ne bileyim olduramadım. Benim ki şikâyet hali. Karıncayı ezmek istemezken, yuvasını ezmek gibi bir şey.
Neyse, insanlar vatan, millet, din elden gidiyor diye nidalar atarken, ben hiçbir şeyin bir yere gitmediğinin farkındaydım. Aksine bu söylenenlerin, o kavramların buradan taşınıp gitmesine sebep olabileceğini savundum.
Geçen gün de dedim doktor bey benim rahatsızlığıma bir isim arıyorsanız, bu kesinlikle delilik değil, sadece farkındalık…
—Tamam, Selim bey, çok hoş bir sohbetti… Teşekkürler. Hemşire hanım, Selim Bey’i odasına alınız…
…
— Kolay gelsin hocam. Tutanağa ne yazalım Selim Bey’in okurları ve gazeteci dostları raporunuzu bekliyor… Hocam, hocam ne yazalım…
- Yaz o zaman Sema: sayın yazar deli değildir. Farkındalığı ve diğer kimselerden farkı onu yormuştur. Bir müddet dinlenmek üzere misafirimiz olacaktır. O esnada da psikologlarımız ve bizzat ben ilgilenip bir değerlendirmede bulunacağız…
- Ha sema birde Selim Bey’e istediği kitapları getirtelim. Yaşamak diye bir kitap varmış. Eşinden rica edin getirsin…
| KİTAP ARAYIN! |