Arşiv: Eylül, 2007

Şair - (ölüm)

“Çevresel faktörlere kayıldığında insan mekanizması ikinci bir kişi olarak kendi iç dünyasına verir tepkisini. Doğruşu, yanlışı, yargıyı, isyanı ne ile neyi sorgulayacağını bilmediği gibi zihninde karşılığı olan her şeyi siler. Bellek artık boştur ve iç savaş başlamıştır.”
Birçok çağdaş Freud “yorumcusu”, özneden söz edince Ego’- yu düşünmelerine karşın, Lacan Ego yu çok ayrı bir biçimde tanımlamaktadır: Ego bir bilinçlik durumu olmasına karşın, öznenin persona,’sıdır (bir görünüm, beklentiye dayanan bir rol anlamında) . Çünkü ego öznenin imgeseline yerleşmiştir ve simgesel’de kendini tanımlamaktadır: ego öznenin ayna kimliğidir. Ve özne aynada, “ideallerini”, beklentilerini görür ve bunları egosunda yoğunlaştırır, ama bu yoğunlaşma her zaman istek düzeyindedir: gerçek özneye bir türlü oturmaz ve özne söylemin- de hep «eksiklerini. yaşar, dil de eksikleri kapatamadığından, Başkasının/Başkalarının imgesinde kendini tanımlamaya/kendi olmaya. çalışır-•… gibi olmayı ne çok isterim/isterdim.
(more…)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Deneme
  • Şiir Ne Değildir?

    Şiirin ne olduğu ya da ne olmadığı konusu tartışıla gelmiştir binlerce yıldan beri…Ben de şimdi bu mücerret tarifler silsilesine yeni bir tanım daha ekleyecek değilim ama şiirin ne olmadığı konusunda da daha müsbet, daha mücessem örnekler verilebileceği kanaatini taşıyanlardanım…Edebiyatı başlı başına bir yansıma olarak gören Platoncu geleneksel anlayışın ya da diyalektik materyalizmin savunduğu tarihsel maddeci zihniyetin veyahut da din merkezli metafizik bakış açılarıyla ortaya konan şiir tariflerinin çok da ötesinde olabilir şiirin özellikleri..
    Bence şiir, şâiri tarafından hangi amaçla yazılırsa yazılsın artık o her edebi eser gibi şâirin malı olmaktan çıkar ve okuyucunun malı olarak arz-ı endam eder her bireyin ruh aynasında..Bu noktadan hareketle şiirin anlatımcıların savunduğu gibi “okur ile sanatçı arasında kurulan bir ilişki” olduğunu kabul ettiğim iddia edilebilir ama bu tanım da beni tam olarak doyurmuyor.Zira şiirleri imgelerle yüklü bazı şâirlerin yüksek zümreye hitap eden şiirlerinin avam tabakasıyla en azından anlam yönünden ne gibi mesaj alışverişleri olabilir?Mesela divan edebiyatındaki ya da tasavvuf edebiyatındaki “şarap, aşk, meyhane” imgelerini olduğu gibi algılayan halk düşüncesi ile bu şiirler ve de şiirlerin şâirleri arasında nasıl sağlıklı bir ilişki kurulmuş olmaktadır?Bu gibi mecazlarlar ve imgelerle yüklü şiirlerin avam tarafından yanlış anlaşılmalara müsait olduğu ve bizim için o imgelerin anlamlarının açıklanmasının da zorunlu olduğu bir gerçektir.
    Bu durumda sanatın özelde de şiirin okur merkezli olduğunu savunan anlayışı savunmaya daha yatkın olduğum iddia edilebilir..Ancak ben şiirin sadece okura zevk vermek için yazılması gerektiğini de savunamam herhalde..Çünkü şiirin okura bilgi veren bir yönü de vardır hatta bazen onu acıtan yönleri de vardır şiirin.Ermeni Soykırımının haklılığını savunan bir şiir okuduğumu var sayıyorum mesela…Peki bu durumda ben nasıl zevk alabilirim bu gerçek dışı bilgilerle ve de onlara dayalı duygulanımlarla yüklü şiirden?Bu şiirde salt sanat zevkini nasıl ön plana alabilirim? “Vay be ne sanatlar varmış bu şiirde, ne de çok zevk aldım nasıl diyebilirim?” Demek ki şiirden zevk almak ancak bizi biz yapan kabullerimizle çatışmadığında mümkündür..
    Elbette bazı farklılıklara bir yere kadar müsaade ederiz ki bu müsaade bizim ruhumuzu acıttığı andan itibaren artık zevk almanın da sınırlarını zorlayacağından hatta bu zevki mazoşistik bir sapkınlığa vardıracağından, o şiirden zevk alırım diyemem ki bu zevki alırsam psikolojik hem de ciddi bir rahatsızlığı da ruhumda sabitleştirmiş olmaz mıyım?Demek ki insanın bütün şiirlerden zevk alması mümkün değildir…Bütün resimlerden, heykellerden ya da karikatürlerden keyf almasının mümkün olmadığı gibi!
    Ya da biçimcilerin yaptıkları gibi “alışkanlıkları zirüzeber etme” olarak da göremem şiiri…Bu tarz gerçekten yabancılaştırma da çoğu zaman şiirin asli özelliği olamıyor..Ve de şiirdeki dilin çeşitli ses düzenleriyle mükemmelleştirilmesi ve bu mükemmelleşmiş, manayla uyumlu seslerin insanlarda şaşkınlık uyandırması yolunun seçilmesi, gerçekten benim gibi çırakların ve pek çok şâirin de yer yer uygulamaya çalıştığımız bir tarz olsa da , bu tarzın şiirin ruhuna hizmet eden ârizi bir hasiyet olduğunu söylemeden geçemeyeceğim..Zira her şiir, biçimcilerin yaptığı gibi mükemmelce düzenlenmeyebilir ama o şiir yine de şiir olmaktan çıkmaz…
    Elbette şiire bakış tarzları bu kadarla sınırlı değil…Belki de her insanın farklı bir şiir tanımlaması vardır ve her şiir şâirine göre en güzel şiirdir..Burada estetiğin de ölçüsü belirginlikten uzaklaşmakta..Bir dadaist şiiri de, bir romantik ya da klasik şiir de şâirine göre güzeldir, beğeniyi hak eder..Şiir eleştirmenleri bu ince noktayı gözden kaçırıyorlar çoğu zaman.Orhan Veli’nin bilhassa “Garip” döneminde kaleme aldığı şiirlerin bir iddiası vardı. “Şiir olabildiğince şâiranelikten uzak olacaktı.” Bu nedenle şâirin bu dönemdeki şiirlerinin şâiranelikten uzak olmasını eleştirmek elbette ki gülünç olacaktır.Ya da divan edebiyatı şâirlerinin kabul ettikleri şiir anlayışını nazara almadan onların şiirlerini bugünkü şiir anlayışı zaviyesinden eleştirmek de acımasızlık olacaktır.
    O halde bir şiir eleştirilirken onun dahil olduğu şiir anlayışı kriterlerine göre eleştirilmelidir ki en sağlıklı yol bana göre budur..Yoksa farklı anlayışların ürünleri olan şiirler diğer tarzdaki şiirlerin kıstaslarına uymadıklarından kötü olarak nitelenebilir ki bu da o şiirin katli anlamına gelir.Bir şâir çok farklı tarzlarda şiir yazabilir.Bu arayış dönemindeki her şâirin özelliğidir.Yine bu farklı tarzlarda yazılan şiirler ait oldukları tarzlara göre eleştirilmelidir.
    Şâir özgürlüğünü sınırladığı ve artık tek bir tarzda, kendisi gibi yazmaya başladığı zaman işte o zaman kendi şiir anlayışını bulmuştur ve o zaman o tek şiir anlayışına göre eleştirilmesi câizdir.Fakat yine şâirin içine girdiği şiir ekolünün genel özellikleri dikkate alınarak yapılmalıdır bu eleştiri..Mesela ülkemizde Nurullah GENÇ gibi değerli şâirlerimiz var.Bu şâirlerin de kendilerine ait birer şiir anlayışları var..Onların dahil oldukları edebi anlayışın özelliklerini, ölçütlerini bilmeden hatta merak bile etmeden o şâirlerin şiirlerini eleştirmek ne kadar doğru olmaktadır?Klasik şiirle çağdaş şiirin sentezini yapan bu şâirlerin şiirlerindeki bazı divan edebiyatı kökenli ya da dini temalı terimleri, imgeleri sırf Arapça ya da Farsça kökenli olmalarından dolayı eleştirmek o şiirin tanınmadığının, özelliklerinin bilinmediğinin de çok açık bir göstergesidir.
    Anlamsız kelimeleri kullanan bir dadaist şâir nasıl kendi şiir anlayışının özelliklerine göre eleştirilmelidir, bunun gibi binlerce yıllık tarihimizin, kültürümüzün, edebiyatımızın içeriğinde bulunan bazı terimleri kendi şiir anlayışının verdiği imkanlarla özgürce kullanan şâir de o anlayışın ölçüleri ışığında eleştirilmelidir.Bu eleştirileri yapanlar : “Şiir halkın çoğunluğu tarafından anlaşılır olmalıdır” görüşünü davalarına dayanak yapıyorlar.Bu görüş elbette bence de hak verilebilir bir görüştür.Ama unuttukları bir nokta var..Bu tez de şiir üzerine üretilmiş binlerce tezden birisidir ve her şâir bu tezi olduğu gibi kabul etmek zorunda değildir.Kimi şiir anlayışlarına göre anlam değil de musiki daha önemli olabilir.
    Biz öyle şiirler görüyoruz ki şiir olabildiğince Türkçe hem de arı Türkçe kelimelerle bezenmiş fakat yine de avam yani bizim tarafımızdan hemen anlaşılmıyor ya da o şiirin mana katmanlarının sadece birini anlayabiliyoruz.Bu da o şiirin şâirinin özgün seçimidir elbette.Zaten bizatihi şiirin tanımının kendisi henüz anlaşılabilmiş değildir.Soyut bir kavram olarak kabul edilen şiirin içeriğinde de elbette anlaşılmazlık bulunabilecektir.Şunu da söyleyeyim bu şiirler anlaşılmamak için yazılmış değildir elbette.Ancak o şiirleri herkes anlayamamaktadır ya da anlayanlar da eksik anlamaktadır.
    Zira herkes o kelimelere, o terimlere vakıf olamamaktadır.Ya da herkes aynı hayal gücü derinliğine sahip değildir.O kelimeleri kullanan şâirin ruh dünyasındaki o sözcüklerin ve imgelerin karşılıkları da bizim için bir gizdir.Bu durumda okuyucuyu da öğrenmeye yönlendirir bu şiirler ki bu da onların neticede bilinçli olmasa da didaktik bir amaca yöneldiklerini, halka unutulmuş bir şeyleri öğretmeyi sağladıklarını gösterir.

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Şairde Yolculuk/ nere- ye?

    “Psikoloji insan ve hayvan davranışlarını ve bu davranışlarla ilintili psikolojik, sosyal ve biyolojik süreçleri inceleyen bir alandır. Bir meslek olarak ise psikoloji, psikoloji bilgilerinin insan sorunlarını çözmek için kullanılmasıdır. Bu bilginin kullanılması psikolojinin alt alanlarına göre değişmekle birlikte dili iyi kullanma, araştırma, istatistiksel analiz ve empati gibi bazı özel beceri ve yetenekleri gerektirir.
    Psikologlar iki önemli ilişki üzerinde çalışırlar: ilki; beyin ve davranış, ikincisi; çevre ve davranış ilişkisidir.” (alıntı)

    (more…)

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Deneme
  • Ergenlik ve Şiir (Devamı)

    Aksi takdirde yapamadıklarımız bize yapabildiklerimiz gibi gözükebilir ve sonuçları ciddidir. Sonuçlar mı? Blog Dergibi’ de ortaya çıkan bu durum…

    Kara gözlüm, güzel yüzlüm
    senden ayrılalı, günlerdir
    hayat bile oldu ölüm (yorumsuz):)

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 8 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Ergenlik ve şiir

    Blog Dergibi’ ye şiir gönderilmesi hususunda son zamanlarda yazılanların haklılık payı olduğu söylemeden geçilemez. Evet bu bir manifestodur. Şiir ile bir takım cümle kurulumlarını birbirinden ayırt etmenin sanırım zamanı gelmiştir. Sevmek, sevilmek, hoşlanmak, duygulanmak, üzülmek…vs. Bu halet-i ruhiyeler, şu kısa ve bir o kadar uzun hayatımızı renklendirmektedir kuşkusuz. Ancak heyhat, yaşadıklarımızı ya da yaşamak istediklerimizi cümlelere dökmek şiir değil ki bunu hepimiz biliyoruz zaten. Ama neden bilmiyor gibi hareket ediyoruz? Arkadaşlar, kadim dostlar benim altı yaşındaki yeğenim de şiir yazıyor. En azından o “şiir yazıyorum” deyip yazıyor. Ancak dikkat edin o altı yaşında! Şimdi gelelim daha büyük yaşlarda olanlara. Mesela 20 li yaşlara: Ergenlik dönemleri. Yine hepimizce malumdur o dönemler. Denizin en dalgalı olduğu zamanlar. Elbette hayatın bu dönemlerini her sağlıklı insan geçirecektir ama bu dönemler gerçekleri görmeyi engellememeli.

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 1 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Ne kadar büyüdü şiir

    İyi ki bir kaç şiir yazıldı buraya. Madem burada tartışalım istiyorsunuz yalnızca, hadi tartışın da bizim de cehaletimiz silinir belki.

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Viran ve Bahar’a Davet…

    -Her ne kadar Dergibi kadrosuna bu yönlerinden dolayı gönül koysak da…-

    İnternetin edebiyat çöplüğüne dönmesine bir katkı da (!) biz sağlayalım istedik ve de Viran ve Bahar’ı çıkarmaya başladık. Biz de birçok emsalimiz gibi edebiyatseverler kadrosundan edebiyatla uğraşıyoruz. Yani bir kısım büyüklerin tabiriyle acemiyiz.
    Şu internet bizimle edebiyat çöplüğüne dönüşecekse ne yapalım dönüşüversin…
    Ama biz içimizdeki yelkenlileri okyanuslara salıverelim…

    Herkesi okumaya ve yazarak katkıda bulunmaya bekleriz…
    (sitem koksa da bu mesajımı yayımlayan blogdergibi’ye teşekkür ederim…

    Adresimiz: www.viranvebahar.com

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Dergi
  • Yüzsüzlük mü, acizlik mi?

    İnsanlar neden olduk olmadık yerlerde şiir yazmaya çalışırlar. Acaba kayda değer hiçbir yere yazamadıkları için mi yoksa alışkanlık, yüzsüzlük gibi bir şey mi bu? Ve yine yoksa şiirlerini yayınlatabilecekleri ortamdan mı yoksunlar? Kimisi için şu sebepken kimisi için bu sebeptir kuşkusuz. Sözüm meclis de dahil olmak üzere herkese. Henüz apalamakta olan sâbilere yardımcı olmak, onların herşeye rağmen yapmaya çalışıp da yapma şerefine nail olamadıkları hakkında biraz bilgi sahibi olmak… Üzgünüm sanırım çok şey istedim. İşte bu isteğin bir hayli imkansız olmasından ötürüdür ki… Naçar!!! İnsanların bu tür yönelimler göstermesi tabîî. Evet, yazılanların ne kadar şiir olduğu tartışmaya açıktır kuşkusuz. Ancak bir takım kelime veya cümle topluluğunu bir araya getirenlere karşı ( ki estetik açıdan güzel de olsa çirkin de olsa ) biraz anlayışlı biçimde bu işi ne kadar yapabilmişler bunun tespitini ortaya koyabilmek sanırım daha olurdur. Dergibi’ nin manşetinde yer alamamak sadece ara sayfalarında kalmak kimilerinin sahipsizliğidir. Cami avlusuna bırakılan çocuk olmak ayıp değil böyle acımasızca bir davranışı yapmak sanırım ayıpla iştigaldir. Bunları ister ukala bir insanın bilmiş sözleri olarak değerlendirin isterse çok isteyip de hiçbir baltaya sap olamamış bir adamın bağırıp çağırmaları olarak değerlendirilsin.
    Sözüm meclis de dahil olmak üzere herkese…

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 1 Yorum
  • Kategori: Blog
  • blog, serbest şiir köşesi gibi oldu

    sevgili dostlar
    kesinlikle kimse alınmasın üstüne,ancak blog amacından kayıyor gibi , bu blog son örneklerde olduğu gibi, herkesin aklından geçeni şiir adı altında yazacağı bir yer olmaya başladı, dikkat edin son yazılanlara da yorum yok veya yok denecek kadar az. bence güncel olaylar, haberler, edebi konular vs üzerinde yazı ve yorumlar daha yararlı olacaktır. yoksa hemen herkesin kınadığı, “internette yüzlerce şiir sitesi, yüzbinlerce şiir diye yazılmış şeyler var” meselesi bizim blogda hepsinin önüne geçecek..kınadığımız başımıza mı geliyor ne….. her neyse, herkese bol yorumlu günler dilerim.. muhabbetle

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 7 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Uyuyunuz Dostlarım Uyuyunuz!

    (Bu yazıda bilinçli olarak kullanmadığım ünlü harfi bulun bakalım!)

    Bazı zamanlar uyuyası vardır insanın..Tüm olaylardan, kavgalardan uyuyası vardır..Yaşamaktan, korkmaktan, açlıktan, anasızlıktan, babasızlıktan uyuyası..Bu adam niçin “uyumak” fiilini kullanıyor tarzı bir soruyla muhatap da olabilirim..Yanıtım hazır. Uyumak kaçışların kaçışıdır çünkü..Çünkü uyku, tüm sorunlarımızın çözüldüğü yanılsamasını tattırır bizim için çoğu zaman.Çünkü uyku “bizi” bulmamızın sonsuzluğumuza yolculuğumuzun da anahtarıdır.Şuuraltı muamması, biraz da uykularımızda gördüğümüz “rüyalar” dizi filminin zihnimizin soyut ambarına tıkıştırdığı soyut mallar çarşısı olarak anlaşılamaz mı?Çok mu zorlamalı bir yorum oldu bu yoksa?Şuuraltı çarşısında da umumi olarak “biz” satılmıyor mu?Duygularımız, korkularımız, aşklarımız tüm biz, bölüntüsüz biz.

    (more…)

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 2 Yorum
  • Kategori: Deneme

  • Üye Girişi





    Bağlantılar




    Arşiv



    KİTAP ARAYIN!




    Alexa Rating