4 Eki
Hissedilmenin zevkini bir an önce tatmak için ısrarlı, tanımlayamadığı bir hisle tedirgin ve sabırsızdı yarı kaçamak bakışları .
Kendime yeni bir sayfa açmayacak kadar yorgundum. Defterin zamanla yaprakları sararacak, mürekkebi silinecek ve ben yine kendime kalacaktım.
Ruh tatminsizliğe mi aşıktı? En ağır depremleri yaşıyorsun, yaralar alıyorsun, rüyana kan egemen oluyor ve acının tekrarları yelpazeleniyor yüzüne sen ruhun intiharı için yine de uçurumdasın .
“Tunç neden gözlerin hep karşı masada” diye soruyorum kendime…
Bu soruya nasıl cevap verilir bilmiyorum. Geçiştirsem, kelime oyunu yapsam kendime dürüst olmayacağım. Beni bir şeyler çekiyor o yöne doğru ama kendime yüzleşip cevap vermek istemiyorum. Yüzleşsem ne olacak ki.
Her gün çoğalan baş ağrılarım korkunç acı veriyordu ve tahammül
sınırımı aşmıştı.
Meslektaşım, canım dostum Bahayı aradım, müsaitmiş hemen yanına gittim.
Baha:
-Baba, şüphelendiğim bir şey yok ama şu tahlilleri bir yaptır, ikimizin
de içi rahat etsin.
Tunç:
-Sağol Baha, her şeye hazırlıklıyım. Ben hemen gideyim
Baha:
-Baba çay içseydik hemen gidiyorsun .
Tunç:
-Müşteriler beklemesin akşama görüşürüz
Baha:
-Tamam baba yemekte beraber olalım kafamızı dinleriz .
Tunç:
-Akşam iş dönüşü ben seni ararım. İyi günler
Baha ilk göz ağrım biricik kızım Neslişah ı istiyordu oğlu Turgay’a. Tabi ben verirsem (keşke büyüdüklerinde sevse iki genç birbirini, nasip)
Sonuçları benden çok merak etmişti. Yemeğe başlamadan ilk işi zarfı istemek oldu. Şöyle bir baktı ve gözlerinin içi gülmeye başladı.. (böyle bir dostum olduğu için çok mutluyum )
Baha:
-Çok şükür temiz çıktı sonuçlar. Tunç sanırım depresyon geçiriyorsun birlikte bizim Mete’ye gideriz hem uzun zaman oldu üçümüz bir araya gelmeyeli.
Tunç:
-Ufaklık yorma kendini, üzülmüyorum.
…
Mete, bana işi bırakıp hemen tatile gideceksin demişti. Aklıma gelen ilk yer ada oldu. ve ikinci gün kendimi adada buldum. Bahar ayında burası çok sesiz olurdu. Yazın da, İstanbul’dan farksızdı. Benim için önemli anıların geçtiği bir mekan olarak yer Yalın Çay Bahçesiydi. Seviyordum burayı ve her gün mutlaka iki saate yakın zamanımı burada geçiriyordum.
Günlük gazetelere göz attıktan sonra kitap okurdum. Çarşıda gezerken bir kitap dikkatimi çekmişti. Adı “Anlatamadıklarım” olan bu kitabın bana bir çok şey verdiğini hissediyordum. Ama gözlerim kitaptan uzaktaydı. Boş deftere anılarımı yazacaktım. Bir şeyler yazmaya çalıştım ama olmadı. Karşı masaya vermiştim bütün dikkatimi. Saçlarını özensiz arkaya toplamıştı ve elinde bir dosya vardı ve içi mektup doluydu. Tek-tek mektupları okuyordu. Etrafına karşı oldukça ilgisizdi. Dikkatle incelemeye koyuldum onu. Güzel sayılmazdı…
En azından benim tipim değildi. Buna rağmen beni ona neyin çektiğini bir türlü anlayamıyordum. Bir yandan çayını yudumluyordu. Öyle dikkatli bakıyordum ki ona, beni fark etmemesi imkansızdı. Ama başını kaldırıp bakmıyordu. Yaklaşık bir saat sonra masasını toplamaya başladı . Dosyayı kapatırken göz göze geldik. Tebessüm etmek isterdim. Ama yapamadım. Çünkü çok ciddi biriydi.
Diğer günlerde de, Yalın Çay Bahçesi’ne aynı saatte geldi. Gelir gelmez masaya gelen ve kendisine çay servisi yapıldıktan sonra, hep elinde dosya, etrafına karşı alabildiğince ilgisiz olan bu kadın kimdi? İstesem öğrenirdim, ama gizli kalmasını tercih ettim.
Bir ay kaldıktan sonra ben adadan ayrılmıştım ama, içimde tuhaf hisler vardı. O gizemli kadını özlüyordum. Her gün aynı saatte onu görmeyi istiyordum. Bu özlem hiç bitmedi. Önceleri geçecek sanmıştım. Bir yabancıyı, bir hayali seviyordum. Ve çok mutluydum. Huzurluydum. Bir düş’ün doldurduğu boşluğa inanamıyordum. Özetle onunla olmak çok güzel…
| KİTAP ARAYIN! |
Bekleme; bu konuyla ilgili ne düşündüğünü yaz!