4 Eki
Ada’nın kendine has havası, büyüleyici güzelliği, rahatlatıyordu insanı. Mavinin ve yeşilin kendi tonlarıyla dansı bende düğümlenen her şeyi çözerken; denize , aşıkların sırlarını fısıldayan bahar yağmurları da silip süpürüyordu içimde; kedere, hüzne dair ne varsa… Tuvale sığmayan sadece yıldızlardı. Acaba günün yarısına merhaba dedikleri için mi? Bilmiyorum…
Sabahları yürüyüş yaparken; ağaçların, çiçeklerin keyifli gülüşleri arasında kaybolmak adeta onlara nazlanmak ve renginin tılsımlı savaşını veren leylaklara dokunmak bana haz veriyordu. Ada’nın hayranlığına bir de o gizemli kadın eklenince zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyordum. İki yıldan beri baharda; hep aynı saatte karşımda olan bu kadınla, bir tek kelime bile konuşmamıştım. Gizemin anahtarlığını yapan zamana yenilgim miydi bu? (Tunç Tuğra seni tanıyamıyorum. Her şeye bir oyuncak gibi dokunan sen; bir kaktüs çiçeğinin abı hayıtına mı
takılmıştın?)
İzlendiğinin farkında olduğu halde tepki vermiyordu. Israrlı bakışlarıma rağmen; rahat ve kendi halinde olmaya devam edişi ve aldırışsız hali beni daha da etkiyordu. Sadece gitmesine yakın bir iki dakika bakışlarıma karşılık veriyordu. ( Hayır, bu böyle devam etmeyecek. Yarın ilk adımı atacağım.)
İçik kıpır kıpırdı. Sanki daldan dala konup şarkılar söyleyen kuşların, kalp atışları bana eklenmişti. Yerimde duramıyordum. Masasını toplamaya başlamıştı. Güller tam saatine isabet etti. Hemen kartı okudu. ( Baharın kadınına) Ve bana baktıktan sonra çantasından çıkardığı deftere bir şeyler yazmaya başladı. Yine yüzünde en küçük bir tepki yoktu. Giderken defteri masanın üzerine bıraktı. Yalın’dan çıkana kadar peşinden baktım, gittiğinden emin olunca defteri aldım. Defterin sadece ilk sayfası yazılıydı. Çok garip hislerle yazılanları okumaya başladım…
Aşk’ın toprağına gülden saraylar
inşa eden ruhun secdeye vardığında
nazargahın?
Gülden merdivenler dayadığın
gökyüzünün şakaklarındaki ak
ayrılığın?
Gülden bir köprüyle böldüğün
nehir, asi !… Şaha kalkan naz
kırdı aynaları / devirdi irem bağını
ses(sizliği)in ?
Ve gönül makasıyla kesip biçtiğin
bu kaçıncı gül’ den kumaş?
Tuğçe Şafak
Bu isim okuduğum romanın yazarıydı… Hiçbir şey düşünmek istemiyordum.
Konağa döner dönmez eşyalarımı topladım… Yine o eski ben’e dönecektim.
Her şey bana yine karanlık gelecekti. Yalnız değişmeyen tek şey belki
incitirim diye tanışmaktan dahi imtina ettiğim o gizemli kadına duyduğum
sevginin büyüklüğü olacak….
***
- Merhaba Tunç, nihayet açtın telini. Hep kapalıydı. Adada
mısın?
Tunç:
- Hayır Baha, döndüm…
Baha:
- Neyin var? Sesin hiç iyi gelmiyor.
Tunç:
- Yok bir şey. Sen nasılsın?
Baha:
- İyiyim Tunç. Bu akşam bize yemeğe gelir misiniz? Yeni bir
meslektaşım geldi eşiyle bu akşam yemekte bizde olacaklar.
Tunç :
- Tamam Baha. Akşama görüşürüz.
Baha
- İyi çalışmalar baba .
Misafirler bizden önce gelmişti. Hiç sevmediğim tanışma faslı
başlamıştı işte. Önce çocukların ismi söylendi. Onlar konuşmaya
başlamışlardı bile. Bu arada çalan telefonum için müsaade isteyerek yan odaya
geçtim. Döndüğümde
Baha:
Kitaplarını hayranlıkla okuduğum yazarımız Tuğçe Şafak. Tunç
Tuğra, meslektaşım ve can dostum… Tanıştığımıza memnun oldum derken,
her şeyin döndüğünü hissediyordum. Elimi uzatırken gözlerine baktım.
Nemliydi gözleri ve bir iki dakika öylece kaldık. Seven bir kadının
bakışları mıydı bu? Başımı önüme eğdim, eşi çocukları ve benim eşim, benim
çocuklarım. İşte hep birlikteydik.
Yutkunmak acı veriyordu, içime gömeceğim şey, her saniye beni
zehirleyecekti. Ve ben bu zehirde bulmuştum mutluluğu…
| KİTAP ARAYIN! |
Bekleme; bu konuyla ilgili ne düşündüğünü yaz!