5 Eki
Hayatı çalıyorum aslında. Ücretsiz bayram geçişlerindeki umursamazlık hem şoförün hem yolcunun üzerindeyken yolun sıkıcılığına eklenen bazı şeylerde olduğu gibi hayattan rol çalıyor, kendime göre biçiyor ve oynuyorum… Ben bir hırsızım!
Annemin önlüğümü yıkadıktan sonra söylene söylene yaptığı ütüyü özlüyorum. Beklide hayattan beklentim kalmadığı için böyle konuşuyorum. Geri dönmek yenilgi sayılacağından, -dönmek istiyorum bile demiyorum. Hoş geri dönecek ne imkânım ne de yüzüm var… İnsanın eskilerini saklamaya dermanı kalmaz, atacak gücüde var olmaz ya işte öyle bir zamanı yaşıyordum. Yaşamak kelimesinin anlamını yitirmesine sebep olmaktan Eylülü yaratan rabbime sığınırım.
Sevgili anlamıyorsa şiir yazmanın ne anlamı vardı. Aşığım demenin ne gereği vardı. Arabesk biriymiş gibi birikimlerini hiçe sayarak üstelik şiir yazmanın ne gereği vardı. Varsın anlamasındı. Yazarak var edilecek günler elbette beni yarım bırakmayacaktı… (more…)
4 Eki
Yolcu Dergisi, Konuşturan: Ümit Zeynep Kayabaş
Ümit Zeynep Kayabaş:
*Söyleşilerinizde en sık aldığınız sorudur; niçin deneme? Kişi en çok neye yatkın hissediyorsa kendini onda yoğunlaşmalı diye olmuş cevaplarınız. Denemede lider olarak vermişsiniz kendinize Salah Birsel’i. Bir türlü doğamayan ağaçlı kitaba dair sorular almışsınız. En güzel eserin yazılmayan eser olduğunu biliriz halbuki hepimiz. Ve aylardan da Nisan önünüze gelmiş ne alıp veremediği var Ali Çolak’ın bu ayla denildiğinde; belki bu ayın benimle bir alıp veremediği vardır demişsiniz haklı olarak.
Sizi tanımak babında en belirgin mumlar dikilmiş başköşeye. Hepsinin ötesinde kimsenin uzanamadığı, sizin dahi zor keşfettiğiniz içinizdeki Ali çolak’ı özetler misiniz dergimiz Yolcu’ya?
Ali Çolak:
*Bu soruya, bir sürü ağrıdan dolayı pek çok test yaptırmak ve bir o kadar film çektirmek için hastaneye gitmediğim, ayrıca ev taşımak gibi sıkıntılı bir işle uğraşmak zorunda olmadığım güneşli, güzel bir günde cevap vermek isterdim. Sanırım daha olumlu, ışıltılı, umutlu şeyler söylerdim. Şimdi hiç ama hiç de güzel şeyler söyleyemeyeceğim kendime ve dünyaya dair. (more…)
4 Eki
Kendi çapımızda bir şeyler yazıp çizmeye çalıştığımız dergiciğimizin 5. sayısını yayımladık.
Sağolsun buradan tanıdığımız arkadaşlar da katkıda bulundular… Eksik olmasınlar…
Herkesi okumaya ve yazmaya bekleriz…
4 Eki
Ada’nın kendine has havası, büyüleyici güzelliği, rahatlatıyordu insanı. Mavinin ve yeşilin kendi tonlarıyla dansı bende düğümlenen her şeyi çözerken; denize , aşıkların sırlarını fısıldayan bahar yağmurları da silip süpürüyordu içimde; kedere, hüzne dair ne varsa… Tuvale sığmayan sadece yıldızlardı. Acaba günün yarısına merhaba dedikleri için mi? Bilmiyorum…
Sabahları yürüyüş yaparken; ağaçların, çiçeklerin keyifli gülüşleri arasında kaybolmak adeta onlara nazlanmak ve renginin tılsımlı savaşını veren leylaklara dokunmak bana haz veriyordu. Ada’nın hayranlığına bir de o gizemli kadın eklenince zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyordum. İki yıldan beri baharda; hep aynı saatte karşımda olan bu kadınla, bir tek kelime bile konuşmamıştım. Gizemin anahtarlığını yapan zamana yenilgim miydi bu? (Tunç Tuğra seni tanıyamıyorum. Her şeye bir oyuncak gibi dokunan sen; bir kaktüs çiçeğinin abı hayıtına mı
takılmıştın?)
İzlendiğinin farkında olduğu halde tepki vermiyordu. Israrlı bakışlarıma rağmen; rahat ve kendi halinde olmaya devam edişi ve aldırışsız hali beni daha da etkiyordu. Sadece gitmesine yakın bir iki dakika bakışlarıma karşılık veriyordu. ( Hayır, bu böyle devam etmeyecek. Yarın ilk adımı atacağım.) (more…)
4 Eki
Hissedilmenin zevkini bir an önce tatmak için ısrarlı, tanımlayamadığı bir hisle tedirgin ve sabırsızdı yarı kaçamak bakışları .
Kendime yeni bir sayfa açmayacak kadar yorgundum. Defterin zamanla yaprakları sararacak, mürekkebi silinecek ve ben yine kendime kalacaktım.
Ruh tatminsizliğe mi aşıktı? En ağır depremleri yaşıyorsun, yaralar alıyorsun, rüyana kan egemen oluyor ve acının tekrarları yelpazeleniyor yüzüne sen ruhun intiharı için yine de uçurumdasın .
“Tunç neden gözlerin hep karşı masada” diye soruyorum kendime…
Bu soruya nasıl cevap verilir bilmiyorum. Geçiştirsem, kelime oyunu yapsam kendime dürüst olmayacağım. Beni bir şeyler çekiyor o yöne doğru ama kendime yüzleşip cevap vermek istemiyorum. Yüzleşsem ne olacak ki. (more…)
2 Eki
Fâtih Sultan Mehmed Han’ın Konstantinopolis’i fethetme yaşı hakkında bildiğimizi sandığımız târihi gerçek onun bu şehri 21 yaşında fethetmiş olduğu şeklinde söylenegelen rivayetlerden ibârettir.
Elbette bu rivâyetler de bir hakikati ifâde ediyorlar. Yâni Fâtih Sultan Mehmed Han İstanbul’u maddi olarak 21 yaşında fethetmeye muvaffak olmuştur.Zâten bu gerçeği de bilmeyen yok gibidir.Ancak onun asıl fetih yaşı bize göre 19’dur.
Târih biliminin delillerden yola çıkarak hareket etmesi gerektiği gerçeğini asla unutmadım. Zâten benim bu iddiam bir târihçinin bilimsel bir iddiası olarak algılanmamalı.Ben bir edebiyatçı olarak bu görüşümü dile getiriyorum.Bir edebiyatçı olarak, duygulara ruh dünyasına bakıyorum.Beni asıl oradaki fetihler ya da yenilgiler ilgilendiriyor.
Elbette bu büyük Hükümdârın maddi âlemdeki fetih yaşının 21 olduğunu da çok iyi biliyorum. Ancak onun ruh dünyasında ve zihnindeki fetih aslında 19 yaşında gerçekleşmiştir. Fâtih Sultan Mehmed Han 19 yaşında tahta oturduğunda İstanbul’un surlarının aşılamayacağı şeklindeki kabulleri öncelikle zihninde yıkmıştır. Prof. Dr. Ramazan Ayvallı’ya ve pek çok bilim adamına göre de “Fâtih daha 19 yaşındayken İstanbul’u fethetmeyi kafasına koymuştu.” (more…)
2 Eki
Sevgili Dostlar,
Yapılan kitap tanıtımlarından ilham alarak yeni çıkan Roman denememizden kısaca bahsedeyim istedim.Bu Pazar Sultanahmet Kitap Fuarında, okurların da yoğun ilgisine şâhit olduğumuz bir imza günü ile kitabın tanıtımına başladık çok şükür.Bu gelişmeyi bir edebiyat okulu olarak gördüğüm Blog Dergibi ile paylaşmak istedim.Gelecek Yayın Yapımdan çıkan Fantastik-Kurgu Romanımızın içeriği ise kısaca şöyle:
“Fatih Sultan Mehmed Han, yarım kalan Otranto seferini tamamlamak üzere özel bir ordu ile beraber ihtişamlı bir şekilde icraatlarına başlıyor. Bundan sonra Fatih ve ordularının yeni üssü Ayasofya’dır. Fatih Sultan Mehmed Han ve Akşemseddin’in manevi etkisindeki Türkiye, dünyada yeni rollere hazırlanıyor. Fatih Sultan Mehmed Han’ın iyilik orduları Amerika’ya, Tibet’e, Çin’e, Irak’a, İtalya’ya ve dünyanın pek çok ülkesine seferler düzenliyor. Vatikan’ın binlerce yıldır aydınlatılamayan büyük sırrı çözülüyor. (more…)
2 Eki
Acıyı Bal Eyledik, Acılara Tutunmak gibi unutulmaz şiirlerin yazarı olan Hasan Hüseyin Korkmazgil’le ilgili 23 yıldır saklanan gerçek ortaya çıktı. İşte Korkmazgil ailesinin ilginç hikayesi:
http://www.dergibi.com/polemik/ayrinti.asp?id=355
1 Eki
Babaannem,
yıllar önce, ben bir ortaokul talebesi, sıcak bir haziranda oruç tutup dururken,
dallardaki eriklere ağzım sulanıp akşamı etmişken, sapanımdan kuşlara bir taş bile fırlatmadan 1 ay oruçlu geçirmişken, kadir gecesi geçip de son birkaç gün kalınca ramazandan,
“Tutan da bir oldu, tutmayan da oğulcuğum” derdi bu günlerde.
Daldaki eriklere, kayısılara bakıp bakıp “Hiçbir olur mu, hiç olur mu, ya babaanne” diyesim gelirdi. Öyle ya hiç bir olur mu? Yüreği dinginleşenle dinginleşmeyen, gözleri süzülenle süzülmeyen, pınardan abdest alırken dudaklarının ıslaklığını şeytana vermeyenle, şaraba hemhal eden.. bir olur mu ey rahmetli babaanneciğim bir olur mu.
Rahat uyu, ben sen gideli hala oruçluyum benim biricik ninem….. muhabbetle dost
1 Eki
Yazı yazmak herşeyden önce bir sanattır. İlk insandan bu yana yazabilenler ve çizebilenler kendilerini daha rahat ifade edebilmişlerdir. Bu maharetlerden yoksun olanlar da kendilerini ifade etmek için vücut dillerini kullanırlar. Kavgalar ve can yakıcı haller bundan kaynaklanıyor. Yazabilsek ve okuyabilsek mesele kalmaz.
Sizin sorunuza gelince…. “Yaz” demekle yazılmaz… Bu çerçevede fikir beyan edenlere katılıyorum. Ancak bu platforma katılan herkesin platforma bir katkıda bulunması elbette gerekir. Ancak bunun için bir ihtiyaç hissetmesi lazım kişinin. H. Akın kardeşimizin dediği gibi gündem oluşturmak lazım. (more…)
| KİTAP ARAYIN! |