10 Kas
Başarıda zekanın “tekbaşlı” önemine inanma, zeka ile ilgili klasik teorilerin etkisiyle oluşan bir bilgi eksikliği ve yanlışlıktan kaynaklanmaktadır. Bu durum, alışkanlıkla söylenegelen ve başarıyı engelleyen önyargılı bir sınıflandırmayı da beraberinde getirmiştir. Kişileri “ileri, geri ve orta zeka” olarak tanımlayıveren bu önyargı zeka gerçeğini farkedip onu işletmek konusunda hiç bir işe yaramadığı gibi, başarıya götürücü çabayı da yoketmektedir. Zeka boru değildir, böyle kaba bir genellemeyle ölçülemez.
Bu önyargılı yanlış sınıflandırma zekanın “sabit”, “değişmez” bir şey olduğu yanılgısına da yol açmıştır. İşte başarıda zekaya “tek başına” bir önem atfetme böyle gerçek dışı bir “sabitlik” yanılgısından kaynaklanmaktadır. Zeka ile ilgili mevcut araştırmalar bunun tam tersini söylemektedir.
Zeka keşfedilip işlenmesi gereken potansiyel bir enerji [kaynağı] gibidir. [Genetik bozukluklar ya da doğuştan gelen bir hastalık dışında] tüm insanlarda zeka eşdeğer unsurlara sahip potansiyel bir enerjidir. Bu enerji şartlar, çevre, işlerlik ortamları, eğitim-öğretim biçimleri, kültürel altyapı ve yönelimler ve en önemlisi kişisel ihtiyaç, istek ve amaçlanmalar doğrultusunda gösterilecek çabaya bağlı olarak işlevsellik kazanır, olası imkanları keşfedilip işletilebilir. Zekanın ayırıcı unsurları, sonuca götürücü kıvraklığı, hangi unsur ya da fonksiyonunun diğerlerinden daha belirgin olacağı bu keşif ve bilgiye erişim gayreti içerisinde ortaya çıkar. Kısacası zekanın muhtemel sonuçları ancak bilme ve anlama isteğiyle başarıya yansıyabilir. Görüldüğü gibi bilme ve anlama isteği hem zekayı, hem de başarıyı işleten vazgeçilmez bir koşuldur. Bilme ve anlama isteği ise ancak insan oluşun vazgeçilmezleri arasında yer alabilecek ve insan olarak geçirilecek bir hayat için gereklilik ve değer taşıyan şeyler için ortaya çıkar.
Varlığın en mükemmeli olan insan dünyaya türlü yeteneklerle donanmış olarak gelir. “Kendini bilmek” doğrusuyla ifadesini bulan ve hayatımızı yönlendirip başarımızı belirleyen bir yönelim ve istekle ancak bu yetenekler farkedilip tanınır ve işlevselleştirilebilir. Kendini bilmek ise içinde yaşadığımız, bir parçası olduğumuz dünyayı, yaşadığımız coğrafyayı, tarihi ve kültürü bilmekle, en önemlisi “konuştuğu dili” iyi bilip kullanmakla mümkündür. Bu yollu bir bilme çabası da takdir edersiniz ki, Türkçe’den matematiğe, tarihten coğrafyaya, fenden felsefeye tüm bilgi biçimlerini kapsar. Bir öğrenci kendini bilmek ve var kılmak, hayatını sürdürüp yönlendirmek için bu derslerde dile gelen konuları öğrenmeye çalışır çabalarken bir yandan bu bilgileri kazanacak, bir yandan da yeteneklerini farkedip onları kullanma becerisi göstererek işlevselleştirecek ve sonuçta arzuladığı başarıya da ulaşacaktır. İşte zeka da bu süreç içerisinde keşfedilip işletilecek bir potansiyel yetenektir.
Açıkça anlaşıldığı gibi zeka başarıya ulaşmanın mümkün ve muhtemel yolu olan bilgiye erişimin sadece bir parçasıdır. Bilgiye erişimin bir parçası olarak işleyen ve sonuçlar doğuran zeka başarı için tek başına bir öneme asla sahip değildir. Başarıya götüren tek şey kendini bilmektir. Kendini bilmek; yeteneklerini tanıyıp onları işlevselleştirme gayret ve bilgisine sahip olmakla ve şahsiyet sahibi olmakla mümkündür. Bu durumda zekayı sabit bir değer olar görüp başarı için “zekilik” esası aramak sonuçta eğlenceli bir gösteriden başka bir şey sunmaz.
Öyleyse ne diyoruz: “Zekilik gösterisi yapan değil, kendini bilen başarır.”
| KİTAP ARAYIN! |
"Zeka boru değildir; ölçülemez" konusuyla ilgili 6 yorum yazılmış.
Ali Ömer Bey, maalesef bu devirde ‘kendini bilen’ bulmak gittikçe zorlaşıyor!
alışkanlıklarımdan kopup ben buyum ve kendi çizdiğim yoldan giderim demeyi ve dostluğu kardeşliği en önemlisi insanlığı öğrettiğiniz için teşekkür ederim…
sizin gibilerin nesli tükeniyor karantina altına alalım hocam
İnsan var olan bilgi birikimi ile zekayı kategorize ederken bu kategorizenin de var olan bir bilgi birikiminin sonucu olduğunu hesaba katmalıdır. Albert Einstein:”İnsan var olan bilgisiyle öyle sorunlar yaratır ki, yine var olan birikimiyle bu sorunlara çözüm bulamaz” der. Eğitimin formel bir disiplin alanına çekilmesiyle birlikte; sürekli öngörülerle terbiye edilen insan, korkarım ki bir gün kendini bilme yeteneğini de kaybedecektir. Zira kendini bilme: Bireyin özgür bir alanda bizzat içinde yer aldığı keşfetme sürecine katılımıyla gerçekleşen bir tekâmül sürecidir. Bu da ancak gayri müteazzi terbiye koşullarını serbest kılmakla olur.
Enfes bir yazı olmuş. Bereketle…
hocam çok uzun yazmışsınız ilk önce gözüm kesmemişti
ispanya ya ne zaman gidiyoruz hocam hazırlık yapıcamda
Bekleme; bu konuyla ilgili ne düşündüğünü yaz!