—Biz okumayı mektepten değil, duvarlardan öğrendik evlat… Diyordu hacı amca daha fazlasını anlatmaya ihtiyaç duymuyordu.

—ilkin soyuh pahar’da âşık olduk. Şimdi ki gibi mail filan da yoktu. Mendil verirdik. Kadın kısmı okuma yazma bilmezdi pek. Ama benim ki rahmetli bilirdi. Ona hep mektup yazardım. Bir gün sordu: böyle güzel laflar etmeyi nerden öğrendin?’ diye. Bende şehirde ki duvarlardan desem olamayacak. ’sana yazıp da çirkin yazmanın imkânı var mı hiç’ dedim. Ogün bana âşık olmuş…

En çokta boşa yediğim dayaklara yanıyorum. Yerli yersiz döverdi büyüklerimiz. Ama hepine helal ediyorum hakkımı. Sonra bir de dedemin yiyip kabuklarını bıraktığı meyvelere saldırışımızı içli içli hatırlarım. Şimdi torunlarım yesin diye pazarda manavda ne kadar meyve varsa toplayıp alıyorum. Yesinler diye gözlerinin içine bakıyorum.

İçim acıyor be evladım. Ya torunlarım da ileride anlattıklarım gibi olmasam da onlara ters, eksik gelen şeyleri kendi torunlarına bu şekilde anlatırlarsa… İnan bu yaşıma kadar Allah’tan başka korkum olmadı. Ama bu içten içe korkutuyor beni…

Amcayı teselli edecek, söyleyecek çok söz aradım. Ben bulmadan kendisi dönüvermişti anılarına. Kâh çocukluğundan söz açıyor, kâh Mekke anılarının yaktığı gönlünü ortaya koyuyor, kâh yalnızlığından ve Almanya günlerinden dem vuruyor. Anlattıklarını ise yüzü doğruluyordu…

—Biz cahiliz evlat, pek bir şey bilmeyiz. Ama zamanında pek çok kişiden bilgiliydim… Millet koyun çobanı olurdu ben kardeşlerime çoban oldum. Çobanlığın her türlüsü mübarek peygamber mesleği ya… Ama dönüp baktığında ne kalıyor elinde; hiç… Yok, evladım bakma yüzüme öyle, çobanlıktan rahatsızlığım yok ama vefadan boynum eğik, hepsi vefasız çıktı. Ne diyordum hah bilgiliydim çoğundan. Gezip görmüş adamdım. Bilirdim köyümde birçok şeyin yanlış kullanılıp yanlış varlık sürdüğünü…

Amca birde heyecanlı ki sorma. Celalli. Birden kızıp, birden kahkahayı basıyor. Tam bir şey diyecek oluyorum muhtarın evinin güzelliğiyle sözüm kesiliyor. Tam teselli edecek oluyorum Hasan eminin fıkra konusu işleriyle susturuluyorum. Ama amcaya söylemek istediğim şeyler vardı. Söyleyemeden Gümüşhane yolcusu kalmasın sözünü işittik.

—Bir gün yolun Beyçam’a düşerse soyuh pahara gel, yazları oradayım. Cefer dayı dersen tanımayan yoktur… Dedi. Bende tamam amca nasipte varsa gelirim dedim. Anne babama selam bile söyledi.

Söyleyeceklerimi söylememem daha iyi oldu. Soyuh paharın anlam bozukluğu içinde olduğunu anlamak isteyecekti çünkü. O ve anlam bozukluğuyla dolu soyuh pahar anıları yerli yerindeydi zaten…

Asude Zeynep Toprak

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu