30 Kas
Nereye sürükleniyor bu kitle? Kimler bizi sömürüyor? Kimler kazanmış ta kaybedilmiş gibi gösteriliyor? Eğitim bizim neremizde duruyor? Hangi mesafelerde eğitime yaklaşıyoruz yada eğitimden uzaklaşıyoruz. Eğitimden beklenen ne? Daha doğrusu bizi eğitip de sokağa bırakıp; sonra da başınızın çaresine bakın diyen devlet adamlarından ne istiyoruz?
Öğrenci cephesinden baktığımızda aslında istediğimiz çok ta fazla bir şey değil. Hak ettiğimizi düşündüğümüz şeyleri istiyoruz. Bugün, ilk, orta ve lise yi saymıyorum, 4-5 yıl üniversitelerde dirsek çürüten gençlerimize baktığımızda yaşamın yada şartlar demek daha uygun olur, hiç de adil olmadığını görüyoruz. Beş yıl boyunca çeşitli sınavlarda ter döküp geçen gençliğin akıttığı ter yeterli görülmeyip onu bir kez daha imkansızı başarma sınavına sokmaları nasıl bir düzenin içine sinmişse, gençlerimizin içini de sindiriyorlar ve artık o eğitim bilimlerinde gördüğümüz “ öğrenilmiş çaresizlik” duygusunu bize aşılıyorlar. İşte bu çaresizlik duygusu altında sınava giren genç, zaten sınava 1-0 yenik başlamış durumda.
Hiç de adil olmayan bir sınava tabi tutulup, bu kadar adi’lik içinde adilsizliğimizi yakalamak adına bizi soktukları durum yetmiyormuş gibi şöyle açıklamalarda bulunuyorlar.
“ ne var canım. Herkes öğretmenlik okudu diye öğretmen mi olacak. Başka iş yapsın.”
Şu hiç sorgulanmıyor. Yıllarca ailelerinden ödünç alınan bu gençler bu meslekte emek sarf edip ter dökmüş. Bunun yanında yığınla sıkıntı yaşamış. Öle üniversite deyip geçmeyin. Güllük gülistanlık değil orası. Hele o bize anlatılan üniversitelerle de hiç alakası yok. Hele bir taşra kentinde okuyorsanız. Ayakta tutunma derdi bir yandan; dersler bir yandan….
Yemek bulma derdi bir yandan harç parası derdi bir yandan…. Okulu bir yandan öğretmeni bir yandan…. Sağcısı bir yandan solcusu bir yandan…. Ve işe atılması bir yandan.( Aslında bu işe atılma meselesinin hiçbir yanı yok, çünkü adamlar çekiştire çekiştire sağdan soldan ortadan ,ortada eser kalmamış.)
Şimdi gelelim konumuza: yukarda da belirttiğimiz gibi bu ödünç alınan gençleri devlet, öğretmen olsun diye alıp okuttular. (Zira devletin öğretmenlikten kastı gidip çocuğun ineğin altında süt sağdırmaksa onu bilemem.) e sen kalkıp ta o çocuğa “yav ben seni dört sene burada tuttum ama kusura kalma, sen git başka bir işle uğraş demek olur mu şimdi. Dikiş nakış kursuna giden bir kişiye kızım ben seni bu kursa gönderdim ama dikişçi lazım değil , ama ütücü lazım dediğinde kızın iğne tutan parmaklarında o dikiş izleri açılmaz mı?
Şimdi sen kalk mesleğini kavrayan adama gitsin başka iş yapsın diyebilir misin? Diyemezsin. Çünkü adam beş sene kendini o meslekte pişirmiştir. Pişmeyen tuğla yıkılır zira büyükler bunu unutmasınlar. Bir de o kadar adil bir sınava tabi tutuluyoruz ki neye uğradığımız şaşırıyoruz. Alanımız dışında her şey sorulara serpiştirilmiş, alanımızla ilgili hiç bir şey yok, (zira adamlar bizi adam yerine koyup ta bir alan tahsis etmiyorlar.) önümüzde bir tutam kağıt, içinde dört sene boyunca görmediğim her şey serpiştirilmiş, sırtımda ter, kalbimde stres ha babam çöz. Tabi çözebilirsen. Adam beş senedir üniversitede matematik görmesin kalk sorumlu tut; yada adam beş sene fizik okusun hiç fizik sorusu sorma. Olacak iş mi yani?
Sorun keşke bu kadar olsa,madem diyor devlet; kardeşim, atanamadın, bak ben sana şans veriyorum, gel ücretli öğretmenlik yap. Tabi bu ücretli öğretmenliğe de torpille giriyorsunuz. Elin mahkum istersen yapma. Gidiyorsun, diğer meslektaşlarınla aynı görevi yapıyorsun, ama aldığın maaş onların aldığı maaşın üçte biri. Ayrıca sigortan tam yatmaz. Kpss’ye çalışacağım diye çocuklara doğru dürüst bir şey öğretemezsin. Tam çocuklara alışırsın dönemin ortasında başka birinin ataması çıkar, kalırsın ortada, öğrenciler desen perişan.(hocam gitmeyin biz sizin anlatımınıza alıştık diye.)
Ayrıca bu üçretli öğretmenlik konusu çok acayip bir konu açık yok diye bas bas bağırılır ama nedense üç bin öğretmen sadece İzmir gibi bir yerde ücretli olarak çalışır. Hatta bazı okullarda İzmir’in göbeğin de bile fizik ,kimya biyoloji, dersleri boş geçen okullar var.
Şimdi biz Eğitim Emekçileri Derneği olarak ücretli,sözleşmeli ve dershane öğretmenlerine çağrıda bulunuyoruz. Artık bu sömürüye dur demenin bir zamanı geldi. Hep birlikte bir çözüm üretelim. Ve iş bırakarak ne kadar fazla açığın olduğunu herkese duyuralım.toplu bir yaptırım uygulanmasa hiç bir şey olmayacaktır. Topyekün katılım olmadığında, kişiler sunu düşünebilir. “Ya ben bu üçretli öğretmenliği yapmazsam başkası gelecek yapacak.” İşte bu anlayışla gitmemeliyiz. Toplu bir halde bu işin üstüne gitmeli ve gerekeni yapmalıyız. Birlik her zaman dirliki sağlar.
Biz burada biz gibi mücadele veren öğretmenlerin çok az bir kısmını dile getirdik. Asgari bir anlatımla kendimizi anlatmaya çalıştık. Oysa biz biliyoruz ki çok daha fazla acı çekiyoruz. Bir çok öğretmen arkadaşımızı ruhsal bunalımlar yüzünden kaybedip onları intiharlara terk ettik daha kaç Canan, kaç Ayşe kaç Ahmet heba olacak….
Şimdi diyoruz ki bize destek olun. Olun ve insanca yaşama onurumuzu kazanalım. İletişim:
| KİTAP ARAYIN! |
"Eğitim bizim neremizde duruyor?" konusuyla ilgili 1 yorum yazılmış.
Cok güzel bir konuya deginmişsiniz tsk ederiz Canan Al..
Bekleme; bu konuyla ilgili ne düşündüğünü yaz!