8 Ara
Bir üçlemenin ilk halkasını oluşturan 300 milyon dolar bütçeli “Altın Pusula”, iddialı oyuncu kadrosu ve gösterişli teknik numaralarına karşın, düşünsel olarak altı şaşılacak kadar boş, bütünlükten yoksun ve izleyiciyi lâyıkıyla heyecanlandırmayı başaramayan ruhsuz bir görüntüler silsilesi olarak hayâl kırıklığı uyandırıyor. İnsanoğlunun dünyasına paralel bir başka dünyada, 12 yaşındaki yaramaz Lyra ile cini Pantalaimon, bildiğimiz Oxford kentinden farklı, ama yine de aslına çok benzeyen bir Oxford’da yaşarlar. Bir akşam Lyra’nın amcası Lord Asriel okulu ziyarete gelir. Lyra ile cini, onun hocalarla yaptığı gizli toplantıya kulak misafiri olurlar.
ALTIN PUSULA
(The Golden Compass)
2007, ABD-İngiltere ortak yapımı
Fantastik serüven
Yönetmen: Chris Weitz
Senaryo : (Philip Pullman’ın “Kuzey Işıkları” adlı romanından) Chris Weitz
Görüntü: Henry Braham
Müzik: Alexandre Desplat
Kurgu: Anne V. Coates, Peter Honess, Kevin Tent
Oyuncular: Nicole Kidman, Daniel Craig, Eva Green, Kevin Bacon, John Hurt, Eric Bana, Sam Elliott, Ian McShane, Simon McBurney, Dakota Blue Richards
Süre: 113 dakika
İçerik uyarıları: İçeriğindeki ufak tefek şiddet sahneleri nedeniyle 13 yaşından küçüklerin ebeveynleri ile birlikte izlemesi tavsiye edilir.
Yabancı sinemaseverlerden aldığı puan: 6.9 / 10 (Kaynak : IMDb.com)
Dağıtıcı şirket: Medyavizyon
* *
İnsanoğlunun dünyasına paralel bir başka dünyada, 12 yaşındaki yaramaz Lyra ile cini Pantalaimon, bildiğimiz Oxford kentinden farklı, ama yine de aslına çok benzeyen bir Oxford’da yaşarlar. Bir akşam Lyra’nın amcası Lord Asriel okulu ziyarete gelir. Lyra ile cini, onun hocalarla yaptığı gizli toplantıya kulak misafiri olurlar. Lyra gizlendiği dolapta, Kuzey’de havada asılı bir şehir olan Toz ve cinayetle sonuçlanan bir keşif seferi hakkında esrarengiz hikâyeler dinler. Sonra da arkadaşı Roger, çocuk hırsızı Gokgoklar tarafından kaçırılır. Güvenilmez, fakat güzel Bayan Coulter birlikte yaşamak için Lyra’yı Londra’ya götürür. Bir süre sonra çingenelerin Coulter’in elinden kurtardığı küçük kahramanımız, onlarla birlikte Kuzey’e gidecektir. Burası, zırhlı ayıların hüküm sürdüğü, gökyüzünde cadı-kraliçelerin uçtuğu ve bir grup bilim adamının, hakkında konuşulmasının bile çok ürkütücü olduğu deneyler yaptığı bir yerdir. Lyra’nın bu büyük korkunun üstesinden gelebilmesi için Kuzey Işıkları’nın ötesindeki bir sırla yüzleşmesi gerekmektedir.
Ben, “300 milyon dolarlık dev bütçe” falan anlamam; beyazperdede -aklı başında her sinemasever gibi- “hatice”ye değil “netice”ye bakıyorum. O yüzden de sabahın köründeki basın gösteriminde, yoldaki zaman kaybıyla birlikte tam dört saatimi verdiğim bu film için sözümü hiç sakınmadan konuşacağım.
Aylardan bu yana küresel ölçekte büyük bir tantana eşliğinde sahneye çıkmaya hazırlanan “Altın Pusula”, yüksek teknolojiden destek alarak kurduğu fantastik dünyası ile belki minik izleyiciler için belli ölçüde ilginç olabilir; dahası onların yeni yeni gelişen hayâl güçlerinde bazı anlamlar da ifade edebilir. Ancak yetişkinler için sinema salonunda kaybedilmiş koskoca iki saat, gerçek bir zaman israfından başka bir şey değil. “Harry Potter”, “Yüzüklerin Efendisi”, “Karayip Korsanları” ve “Narnia Günlükleri” gibi, güçlerini büyük oranda görsel zenginliklerinden alan türdeş yapıtlar, kurdukları müthiş atmosferler bir yana, aynı zamanda da anlatacak zengin öyküleri olan filmlerdi. Örneğin, fantastik serüven türünün şahikası sayılan “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesini, artık hepimiz ihtiras, mücadele, azim ve dostluk üzerine sağlam sözlere, tutarlı bir duruşa sahip zengin içerikli bir yapıt olarak hatırlamaktayız. Aynı şekilde, ilk aşamada beyazperdede heyecanlı bir gençlik serüveni gibi duran “Narnia” da -alıntılandığı kitap ve senaryosunun kalitesi nedeniyle- sonrasında daha derin alt okumalara imkân tanıyan önemli bir çalışmaydı.
Oysa “Altın Pusula”, bu açıdan tam anlamıyla kof bir ürün. Âdeta hayata dair söyleyecek hiç bir sözü ve derdi bulunmayan, izleyicisine entelektüel derinliği olan bir çift söz edemeyen, neredeyse tek bir bölümünde dahi tam anlamıyla heyecanlanıp duygulanamadığımız, sinemadan çıktığımızda da damağımızda herhangi bir tat bırakmayan garip bir film bu. Hattâ, bir filmden daha çok, âdeta gösterişli olması için olağanüstü çaba sarfedilmiş, ancak kendi aralarında bütünsellik bulunmayan bir görüntüler silsilesi… 300 milyon doları böylesine ruhsuz bir öyküye akıtan yapımcılar, hangi akla hizmettir bilinmez, paranın gücüyle elde edilmiş şık görüntüleri kurgu masasında bir araya getirip “anlamı sonradan kurmaya” çalışmışlar. Fakat böylesi bir çaba bütünlüklü bir sinema filmi oluşturmaya yetmiyor elbette. Belli ki yönetmen ve senarist de düşünsel açıdan filmin altının bomboş olduğunun farkında. Bu yüzden de öyküye “özgür irade” diye oldukça ciddi bir meseleyi iliştirip durumu kurtarmaya çalışmışlar. Fakat, bu entelektüel yama da filmi toparlamaya yetmemiş.
Hollywood’un ağababalarından birinin yerinde olsam, ortak iş yaptığım 100 senaristi bir uçağa doldurup Anadolu’ya, İran’a, Mezapotomya’ya, Şam’a oradan da Mısır’a, Pakistan’a, Hindistan’a ve daha ötelere götürür, şöyle iyice bir gezdirirdim. Amerika’nın kaymak tabakası içinde doğup büyümüş, ömürleri boyunca ruhsuz plazalarda çalışıp duran, beyinlerinin kıvrımları Amerikan -ya da en fazla İngiliz- kültürünün ürettiklerinden başka hiç bir değeri tanımayan bilmeyen yüzlerce Hollywood senaristi, “öz”ün de “biçim” kadar önemsendiği Doğu uygarlıklarını biraz olsun tanısalar, hiç kuşkusuz ki dünya gençliği bundan çok daha güzel ve anlamlı öyküler izlerdi.
Ez cümle, “Altın Pusula”, çoluk-çocuğunuza fazlaca bir şey ummadan izletip, onları iki saat boyunca birbirinden ilginç fantastik evrenlerde gezdirebileceğiniz pahalı bir gösteri. Ancak, serinin bu ilk filminde henüz kendisini çok da fazla hissettirmeyen kilise karşıtlığına, onun üzerinden pompalanan “tanrıtanımaz” damara kendiniz ve çocuklarınız adına dikkat edin.
Geçen hafta da bu sayfada dillendirdiğim gibi, kendi Boğaç Han’ınızı, Ergenekon’unuzu sinemalaştıramadığınız sürece, çocuklarınızı eğlendirmek, onların hayâl gücünü geliştirebilmek için Hollywood’dan ithal fantazileri tüketmekten başka çıkar yolunuz kalmıyor.
Öte yandan, beyazperdede gösterişli efektlerle bezenmiş fantastik dünyalara yelken açmayı seven bir sinemasever, diğer yandan da aynı öykülerden belli bir entelektüel lezzet, güçlü bir duygusallık almayı uman yetişkinlerdenseniz, bilin ki “Altın Pusula”nın sizin gibilere verebileceği hiçbir şey yok. Bununla birlikte, sıkı sinefiller “300 milyon dolar gibi koca bir servet, vasat bir sinema filminde nasıl ziyan edilebilir?” sorusunun cevabını almak amacıyla izlemeyi düşünebilirler.
| KİTAP ARAYIN! |
Bekleme; bu konuyla ilgili ne düşündüğünü yaz!