Türkiye’nin kâğıda basılmayıp yalnızca internet ortamında yayımlanan, ancak görsel tasarımıyla da gerçek bir dergiden hiç bir farkı bulunmayan ilk ve tek online sinema dergisi Sinemalife’ı, bu alandaki ilginç bir deneme olarak sizlere geçtiğimiz ayın başlarında sayfamızda tanıtmıştık.

Şef editörlüğünü Köksal Aras’ın yaptığı, geniş bir yazar grubunun da destek verdiği bu sıradışı sinema yayını, can-ı gönülden kutlanması gereken bir disiplin içinde yoluna devam ediyor. Aralık ayının ilk günüyle birlikte, dergi -internet ortamındaki diğer sitelerde pek de alışık olmadığımız bir biçimde- hemen yenilendi ve ikinci sayısı da okurlarıyla buluştu.

Aşağıda, Sinemalife’ın yeni sayısında yer alan konulardan ayrıntılı bir seçkiye göz atabilirsiniz. Bundan daha fazlasına kavuşmak içinse, www.sinemalife.com.tr adresini ziyaret etmeniz gerekiyor. Denemesi de okuması da bedava!

Hitler’e yapılan suikastın perde arkası

Çağdaş sinemanın en gözde aktörlerinden Tom Cruise, “Görevimiz Tehlike 3” ve “Arslanı Kuzulara” filmlerinin hemen ardından “Valkyrie” ile yeniden kamera karşısına geçti. Bu kez ünlü oyuncuyla birlikte Adolf Hitler dönemi Almanya’sına uzanacağız.

Gerçek bir hikâyeden uyarlanan “Valkyrie”nin konusu özetle şöyle:

Albay Claus von Stauffenberg (Cruise), İkinci Dünya Savaşı sırasında, yaralı bir şekilde Afrika’dan ülkesine döner. Zamanında Führer’e kayıtsız şartsız bağlılık yemini eden bu adam, Hitler’in yaptığı soykırımdan dolayı dehşete düşer ve dönemin Hitler karşıtı Nazi subaylarının kurduğu “Operasyon Valkyrie” grubuna gönüllü olarak katılır. Operasyonun amacı, Hitler’i öldürüp bu insanlık dramına son vermektir. Claus von Stauffenberg’in gruptaki görevi ise soykırım yapan Nazi birimine bir biçimde sızıp Hitler’e ulaşmak ve çantasına koyduğu bombayı kullanarak ona suikast düzenlemektir. Fakat, söz konusu girişim planlayıcısının yaptığı bir zamanlama hatası nedeniyle başarısız olur. İşte, film bu olayın perde arkasını konu almakta…

Hitler’i öldürüp bir çok infazı durdurabilecek iken ardarda gelen ihmal ve aksilikler sonucunda kahraman olma fırsatını yitiren Stauffenberg’in hikâyesi, önümüzdeki yılın en çok beklenen filmleri arasında yer alıyor. “Valkyrie”, 80 milyon dolar tutarında bir bütçeyle, ünlü yönetmen Bryan Singer tarafından çekiliyor. Singer’i daha önce çektiği “Olağan Şüpheliler”, “X-Men” ve “Süpermen Dönüyor” gibi filmlerden tanıyoruz. Filmde, Paramount şirketinden ayrılıp United Artists ile anlaşan Tom Cruise’un yanısıra Kenneth Branagh, Bill Nighy ve Terence Stamp gibi usta karakter oyuncuları da rol alıyor. Ayrıca Hitler rolünde de David Bamber’i izleyeceğiz.

Büyük bir bölümü Berlin’de çekilen filmin yapım sürecinde Tom Cruise’un “Scientology” tarikatına üye olmasından kaynaklanan sorunlardan endişe eden Alman yönetimi ekibe soğuk davranmış ve çekim sürecini geciktirmişti.

ABD’de Temmuz-2008′de gösterime girecek filmin, 2004 yapım tarihli “Stauffenberg” adında bir Alman versiyonu da bulunuyor.

Hitler’in soluğunu ensesinde hissedip onu öldürme fırsatını kıl payı farkla kaçıran bu gizemli adama yönetmen Singer ve başrol oyuncusu Cruise’un getirdikleri yorumun sinemaseverleri ne denli tatmin edeceğini önümüzdeki yaz hep birlikte göreceğiz.

Dördüncü Terminatör’ün senaryosu hazır

“Terminator” serisinin dördüncü filmi olacak “Yokedicilerin Kurtuluşu: Gelecek Başlıyor”un (Terminator Salvation: The Future Begins) senaryo yazımı tamamlandı ve filmin çekimleri için 2008′de start verilecek. Projenin yönetmen koltuğunda ise bu kez “Zafer Bizimdir”in (We Are Marshall) yönetmeni McG’nin oturmasına karar verildi.

Yeni film, ‘Terminator 3: Makinaların Yükselişi’nden sonraki zaman diliminde geçecek ve John Connor’un gelecekteki eşi Kate Brewster ile Skynet’e karşı bir direniş grubu kurmalarını konu alacak. Filmin senaryosunu John D. Brancato ve Michael Ferris birlikte yazdılar.

Haziran-2009′da gösterime girecek olan filmde John Connor’u Christian Bale’in canlandırması gündemde… “Terminator” filmleriyle özdeşleşen California Valisi Arnold Schwarzenegger ise dördüncü serüvende yer almayacağını açıklamıştı.

Suç batağının ortasında iki karizmatik polis

“Narkotik” (Narc) ve “Tiryakiler” (Smokin Aces) ile suç filmlerindeki kalitesini ispatlayan Joe Carnahan’ın senaryosunu yazdığı “Gurur ve Zafer” (Pride And Glory) önümüzdeki Mart ayında ABD’de gösterime giriyor. Filmin yönetmen koltuğunda ise Gavin O’Connor olacak.

2008′in en çok merak edilen yapımlarından biri olan film, Edward Norton ve Colin Farrel gibi iki büyük oyuncunun varlığıyla sinemaseverlerin ilgisini daha da çeker hâle geldi. “Gurur ve Zafer”, New York Polis Departmanı’nda çalışan dedektif Ray Tierney’nin (Edward Norton) en yakın arkadaşı olan meslektaşı Jimmy Egan’ın da (Colin Farrel) içine bulaştığı büyük bir yolsuzluğu ortaya çıkarmasını konu alacak. Filmde ayrıca usta oyuncu Jon Voight da yer almakta. Babası yıllarca New York’ta dedektiflik yapmış olan yönetmen O’Connor, suç filmlerinin dünyasını avucunun içi gibi bildiğini söylüyor ve filminin 2008′de büyük bir gişe başarısına imza atacağını savunuyor.

Meksikalı aktör Bernal, bu kez “El Pasado” ile geliyor

29 yıllık ömrüne şimdiden 15 ödül ve 16 adaylık sığdıran Meksika doğumlu oyuncu Gael Garcia Bernal, yakın zamanda “El Pasado” adlı yeni filmiyle karşımıza çıkacak. Son yıllarda “Motorsiklet Günlüğü”, “Babil”, “Paramparça Aşklar ve Köpekler” ve “Annen de” gibi ses getirmiş yapımlarda görev alan Bernal, bu kez de Hector Babenco’nun yönettiği filmde “Rimini” karakterini canlandırıyor. Senaryosunda yönetmen Babenco’nun yanısıra Marta Goes’un da imzası bulunan film, duygusal bir kitaptan uyarlandı. “El Pasado”, 12 yıllık evlilikten sonra ayrılma kararı alan bir çifti konu alıyor. Ayrılma süreci kahramanımız Rimini’ye ilk başlarda kolay gelse de, onun sonradan hem eski eşinden, hem de hayatındaki yeni kadınlardan kopamayıp büyük bir ikilemin orta yerine düştüğüne tanık oluyoruz. Toronto Film Festivali’nde gösterilen “El Pasado”da Mabi Abele ve Mimi Ardu gibi, beyazperdede yıldızı yeni yeni parlamaya başlamış oyuncular da yer alıyor.

Christina Ricci, “Hız Tutkunu”nun sinema uyarlamasında başrolde

1990′ların sıradışı filmlerinin gözde oyuncusu Christina Ricci, şu sıralarda 1960′lı yıllarda fırtına gibi esen animasyon dizi “Hız Tutkunu”nun (Speed Racer) sinema uyarlamasında rol alıyor. Ricci, son yıllarda “Hayalet Süvari” ve “Vegas’ta Korku ve Nefret” gibi kaliteli yapımlarda çalışmış, bu arada Altın Küre’ye de aday gösterilmişti. Genç sanatçı, genelde marjinal karakterleri canlandırmasıyla tanınıyor.

“Matrix” efsanesinin başlatıcıları Andy ve Larry Wachowski kardeşler tarafından yönetilen “Hız Tutkunu”nun senaryosu, orijinal animasyon serisinin de yazarı olan Tatsuo Yashida ile Larry Wachowski’ye ait.

Film, ailesinin de desteğini alıp “Mach 5” adlı arabasıyla hız porlarında büyük başarılara imza atmak isteyen bir gencin hikâyesini konu alıyor. Özgün animasyon versiyonunu sevenlerin sinema uyarlamasını da büyük bir merakla bekledikleri bu aksiyon filminde Ricci ile birlikte Susan Sarandon, Matthew Fox, John Goodman gibi önemli oyuncular rol almaktalar.

“Hız Tutkunu”, dünyanın pek çok ülkesiyle birlikte ülkemizde de Nisan-2008′de vizyona girecek. Denzel’in “Harvardlılar’a kafa tutan” öğrencileri

İki Oscar ödüllü siyahî oyuncu Denzel Washington’u hayranları, onun, yönetmenliğini Ridley Scott’un üstlendiği ‘Amerikalı Gangster’ filmindeki performansını merak ederken, ünlü yıldız yeni filminin çalışmalarına başladı bile…

Washington, şu sıralarda, başrolü gibi yönetmenliğini de üstlendiği “Muhteşem Tartışmacılar” (The Great Debaters) adlı yapımın setinde ter döküyor. Gerçek bir olaydan hareket eden ve Robert Eisele tarafından senaryolaştırılan film, Texas Wiley College’de profesör olarak görev yapan Melvin B. Tolson’un hikâyesini anlatmakta…

1935 yılında, okuldaki tartışma kulübüne mensup öğrencileri büyük bir başarıyla motive ederek, onları ülke çapındaki bir fikir yarışmasında “havalarıyla ünlü” Harvardlı öğrencilerin karşısına çıkartıp başa baş yarıştıran bu idealist profesörün hikâyesi, ABD’de 25 Aralık’ta gösterime girecek. Denzel Washington, “Muhteşem Tartışmacılar”da başrolü bir başka büyük siyahî oyuncu, Forrest Whitaker ile paylaşıyor. Görülen o ki sinemaseverler, özellikle genç izleyicileri coşturup onlara yepyeni ilhamlar vermeye aday bu filmle aynı türün klasikleri arasında yer alan “Ölü Ozanlar Derneği” arasında ciddi bir kıyaslamaya gidecekler.

Christian Bale bir kez daha “Yarasa Adam” oluyor

“Amerikan Sapığı” (American Psycho) filmi ile Hollywood’da genç kuşağın umut vaad eden oyuncuları arasına katılan 32 yaşındaki İngiliz aktör Christian Bale, şu sıralarda beyazperdenin en gözde süper kahramanlarından “Yarasa Adam”ın (Batman) devam filminin çekimleriyle meşgul. İkinci kez bu role seçilen sanatçı, yönetmenliğini Christopher Nolan’ın üstlendiği “Yarasa Adam: Gece Şovalyesi” (Batman: The Dark Knight) filminde suçlulara karşı amansız mücadelesini sürdürecek.

Yarasa Adam, serinin bu yeni filminde, Jim Gordon (Gary Oldman) ve Avukat Harvey Dent’in de (Aaron Eckhart) yardımıyla, sokakları felaketin eşiğine sürükleyen suç örgütlerini devirmekte kararlıdır. Bu cesur üçlü, suçla mücadelede etkili bir ekip olduklarını kısa zamanda bütün Gotham halkına gösterirler. Ancak, kahramanlarımız bir süre sonra kendilerini, eylemleriyle kamuoyunu dehşete sürükleyen “Joker” nâmlı caninin meydana getirdiği kaosun içinde bulurlar.

“Yarasa Adam: Esrarengiz Şövalye”nin ülkemiz sinemalarında Temmuz-2008′de gösterime girmesi bekleniyor.

Yönetmen Biray Dalkıran: “Herkes cennete gitmek ister”

Sinemaseverler, ilk aşamada sektöre müzik klipleri ve reklâm filmleriyle giriş yapan Biray Dalkıran’ı 2006 tarihli ilk uzun metrajlı filmi “Araf”tan hatırlayacaktır. Türk sinemasının korku-gerilim türündeki denemeleri henüz çok yeni olmasına karşın, Dalkıran bu yapıtını oldukça iddialı sözler söyleyerek vizyona sokmuştu. O dönemde, düşük bütçeli bir ilk filmin doğurabileceği eleştirilere de hazırlıklı olduğunu belirten genç yönetmen, “Araf” hakkındaki eleştirilerin oyunculuk ve sinematografiden ziyade senaryo üzerinde yoğunlaştığını vurguluyor.

Geçtiğimiz sanbaharda ikinci filmi ‘Cennet’i çeken Biray Dalkıran, bu kez çok daha “sağlam” bir senaryo ile karşımıza çıkacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı destekli “Cennet”in şu sıralarda kurgusu devam ediyor. Sinemalife, Biray Dalkıran ile Ocak-2008′de vizyona girmesi beklenen yeni çalışması “Cennet” ve ilk filmi “Araf” üzerine bir söyleşi gerçekleştirmiş.

- “Araf” ile korku-gerilim türünde oldukça iddialı bir çıkış yaptınız. Ancak, sanki beklediğiniz yapıcı eleştirilerden ziyade, karşınızda acımasız bir kitle buldunuz gibi. Şimdi ise ikinci filminiz “Cennet” ile yine aynı yazarların ve sinemaseverlerin karşısına çıkacaksınız. Sizce, ilk filminizde karşılaştığınız türden sert tepkilerin aynısı yine olur mu?

Sanırım olmaz. “Araf”a yönelik eleştirilerin odak noktasında senaryo yer alıyordu. Yoksa, film oyunculuk, anlatım tekniği ve diğer kriterler açısından başarılı bulundu. “Araf”, bütün bu acımasız eleştirilere rağmen Amerikan dağıtım şirketi Pathfinder Pictures’a satıldı. Yani bizim eleştirmenler beğenmese de, dünyaya satılan ilk Türk “tür filmi” oldu. Bence bu bile sinemamız adına bir başarıydı. Ayrıca “Araf”, bir ilk film olarak bana ve ekibime çok şey öğretti.

Yeni filmim “Cennet”in senaryosu ise Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan onaylı. Bu da öncekine göre çok daha sağlam ve oturmuş bir senaryoyla yola çıktığımızın bir göstergesi. İzleyicilerin filmdeki oyunculuk ve tekniği çok beğeneceklerini düşünüyorum; çünkü bu anlamda gerçekten başarılı bir çalışma oldu. Onun dışında da bence filmler öyle çok kalabalık kitleler için değil, bireyler için yapılır. Benim de “Cennet”teki ana hedefim sinemaseverler arasında kendi dünyasına sahip insanları bulmak, onlara 96 dakika boyunca özel bir deneyim, benzersiz bir eğlence tattırmak…

Olumsuz tepkilerden etkilenip etkilenmediğime gelince… Attığımız her adımdan sonra, “Burada gül bahçesi olur mu” diyenler, “Güller öyle mi sulanır” diyenler olacaktır. Benim niyetim eğer ki bir gül bahçesi kurmaksa, damarlarımdaki kanda bunu başaracak irade de var.

- ‘Korku-gerilim’ türü Türk sineması içinde yakın yıllara kadar pek itibar görmedi. Bu olumsuz durumu, Yeşilçam’da yapılan ilkel teknikli korku filmlerini uzun zaman boyunca kahkahalarla gülerek izlememiz de beslemiş olabilir. Sizce, Türk sinemaseverleri zor bir tür olan korku-gerilim alanında, yakın bir zamanda bütün negatif beklentileri tersyüz edecek türden sıkı bir filmle karşılaşacak mı?

Yakın gelecek için bunu söylemek biraz zor. Fakat, ben yine de çok umutluyum. Türk sinemasından, “Araf” dışında da dünyaya satılabilecek nitelikte, özgün gibi bir korku filmi çıkacaktır. Hattâ inanıyorum ki o hikâyenin 2-3-4′ü de yapılacak.

- “Cennet”in konusuyla ilgili medyaya yansıyan ilk mesajlar, bu filmde sevgiyi, hüznü ve vicdan azabını en derin biçimiyle hissedeceğimiz yönünde… Özel efektlerinin çok başarılı olduğu ve film için birden farklı sonlar çektiğiniz de söyleniyor. “Cennet”in bir film olarak temel tezi nedir?

“Cennet”, bizlere herkesin kişisel dünyasına saygılı olmayı ve her şeyin başında iyi niyeti hatırlatacak. Bunu yaparken de tatlı bir tebbessüm bırakacak kalplerde. Veya benim en azından amacım bu. Şu ana kadar ortaya çıkan bölümlere baktığımda, hedefime ulaşmışım gibi duruyor.

- Çok da iyi niyetli olmayan eleştirilere rağmen, “Araf” ortalamanın üstünde bir seyirci ile buluştu. Belki de bunda “Araf”a yüklediğiniz alegorik anlam etkili oldu. İkinci filminiz “Cennet” de neredeyse aynı düzlemde. Belki de tahayyül ettiğimiz cenneti önümüze getirip koyacaksınız. Bu anlamda, bir kez daha izleyicinin ilgi alanına giriyorsunuz. Neden filmlerinize çağrışımları derin ve anlamlı olan isimler kullanıyorsunuz?

Bu soru, “Sadece ticarî mi düşünüyorsunuz?’ demenin uzun yolu gibi oldu. Hayır, ticarî düşünüyor falan değilim. Fakat filmlerime yön veren bir gerçek var ki bu dönemde aktif olan sinema yazarlarının pek çoğu ve izleyicilerin de büyük bir bölümüyle aynı yaş kuşağındayım. Ben sadece kendi çağımdaki insanların izlemek istedikleri filmleri yapmak, elimi denenmeye korkulan şeylerin altına sokmak istiyorum. Benim yerimde kim olsa bunu yapmak isterdi. Bu yüzden, perdede görmek istediklerimizi anlatmada, 50-60 yaşlarındaki bir yönetmen yerine, gündelik hayatında sizinle aynı duyguları yaşayan, benzer durumlara üzülen ya da sevinen yaşıtınız biri daha başarılı olabiliyor.

Ve en önemlisi de herkes Cennet’e gidip orada mutlu bir biçimde sonsuza kadar yaşamak ister. Benim tasvir etmeye çalıştığım cennet, son derece keyifli ve davetkâr bir ortam…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu