Tarihsel çağlardan beri süregelen güç mücadelesi, toplumsal bir çığrışımdan çıkmış, toplumda kendini var edebilmek adına debinip durmuştu. Kamu alanın varlığından önce toplumsal alanda eşitlikçi bir anaforda kendi düzenini sağlayan insan oğlu, ekonominin boyut değiştirmesiyle kendi boyutunu da değiştirmişti aslında. Alanlara çekilen sınırlar, özgürlüklere çekilen sınırlar oldu bir nevi. Kısır döngü olup çıktı sonra. Her defasında farklı bir yüzle karşımıza geldi. Oysa ki biz biliyorduk; aslında hep aynı yüze bakıyorduk.
Tam da karşımızda duran bu yüz, bize yüz yıllardan beri gülüp duruyordu.
Sadece tekniklerini değiştirip öyle çıkıyordu karşımıza.

İnsan oğlunun tarımı keşfetmesiyle beraber beliren bu sömürü dün yası hala yüzyıllardan beri varlığını devam ettirmektedir. Değişen ekonomiğe paralel, değişen yaşam biçimleri, insanoğlunun göçebe vücudunu, ortadan kaldırmış; onu yerleşikliğe, ve kendi alanına köklemişti. Kendi alanında kökleşen insanoğlunun, bir yere kıpırdayamaması, özgürlüğünün bitmesiyle beraber korkusunu da meydana getirdi. Bu korku, onu kendini alanına hapsetmesine ve bu alanında başka bir insanın tahammülsüzlüğüne sürükledi. Başka bir insanın tahammülsüzlüğüne katlanamayan insan oğlu, yıllar süren çatışmalardan sonra güçlü bir hiyerarşi dengesi oluşturmaya başladı. Elinde çok toprağı olanlar, birleşip bugünkü ağalık sistemi denilen feodal bir ortamı hazırladı. İşte bu feodal yapıyla beraber, toplu sömürüler başladı. Üstün, güçlü bir hiyerarşi dengesi oluşturmaya başladı. Elinde çok toprağı olanlar, birleşip bugünkü ağalık sistemi denilen feodal bir ortamı hazırladı. İşte bu feodal yapıyla beraber, toplu sömürüler, başladı. Üstümüze üstümüze akın etti.

Belki de en büyük kan, işte bu zamanlarda döküldü. İlk kan kadar olmasa da onun kadar bir vahşet çıktı ortaya. Daha sonraları ekonominin yeniden değişmesiyle gündeme gelen ekonomik yapılar, yeniden bir denge güç dengesi yarattı. Birden toplumu sanayinin buharlı kucağında gördük. Sanayileşmede tarımdan az kan dökmedi. Belki binlerce kan dökerek sermayesini oluşturdu. Nitekim beraberinde gelen birinci ve ikinci dünya savaşları bunun en iyi göstergesiydi.

Tarihten bu yana anladık ki, her bir ekonominin değişmesi aslında insanoğlunun dolayısıyla toplumun yapısını değiştirmesiydi. Özünde çok farklı olarak önümüze sürülse de menü, aslında aynı menüydü. Sonuç, hep zayıf insanların sömürülmesinde bitecekti. Şu anda emperyalizmin kucağında bir kısır döngü yaşayan bizler, aslında kendimizi çok ta diğerlerinden farklı görmemeliyiz. Bir tarım toplumunda yaşayan insan da; bir sanayi devriminde yaşayan insanda aynı acıyla yıkanmış aynı darbeyle savrulmuştur.

Canan al

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu