kör bir böğürtü ciğerlere uğruyor, lime lime…

Sondu, değilmiş….

Saplantılı koy vermişliğin hazırladığı kurnazca tuzaklarla gözlerimi kapatıyorum.

1.

29. yıl.

Aylardan ağustos. Sabah, hava sıcak. Pencerelerden giren Afrika sıcağı. Yazma-yaratma coşkusu. Ter-salya. İğrenç koku mükemmelliği yok ediyor.
Kuyruklu yarıtanrı tanrılıktan vazgeçmiş.

Hız, yalan ve hiçlikle dolu bir yaşam. Yıkılmaz yanlışlar yığını betonlaşmış. Doyumsuz olmanın bedelini ödemek üzere olan bir can. Kudurgan, kudurmuş.

Zaman geride kalmış. Ağırlığının çekim kuvveti dayanılmaz. Kan kusturan bu ağırlık özgürlük ile el ele. Damarların kuruması. Can, demir parmaklık. Teatral bir köle.

Doğamdaki bu çorak ve korkak kölelik zincirlerinin şakırdaması Vivaldi’nin bir konçertosu gibi beni kendimden geçirtiyor. Mistisizm, hafiflik havada görünmez çığlıklarda. Hiçlik ve ölümsüzlük kan kardeş. Vazgeçişten doğan Tanrı, piç.

29, yılın sonu yaklaşıyor. Soyunuyorum, kabuklarım buruk bir şekilde dökülüyor. Zincirler çıplak.

Anladıklarım çoktan çürümüşler. Ölüm, öldürecek ve öldürülecek kim?

Ehlileştirilen görkemli düşgücü.

-Marx’ı tanıyor musun baba?
-Ne Marx’ı itoğlu!
-Hiç, piç dölü.

Düş mağduru, zavallı, aciz bir herif. Düşten düşenler kırıntılar; düş seviyesine buharlaşılamıyor.

Ruh zaten ölü, ölü doğuyor. Yaratan edim düşük yapıyor her seferinde. Bu gayet doğal, ölü olan bir şey ölmez.

Ruhta sakat, aksayan bir yan var. Hastalıklı. İmkânsızlık başka türlü açıklanmıyor. Bir bölü bir milyon ölçekli bir haritayız, o kadar küçültülmüşüz ki güçlü mahallelerimizi, refah sokaklarımız ve temiz evlerimizi göremiyoruz. Damarlarımız yetmiyor, çatlıyor.

İçkinin namusu a aklın, yıldırım keskin-yakıcı imgeleriyle bozuldu. Tapınılacak ne var ki? Çocukluğumuzda gereğinden çok –istemdışı- mutlu oluruz. Büyüdüğümüzde yaşanılacak mutluluk kalmaz-kalamaz. Durmadan-duramadan yeni mutluluk oyuncakları icat ederiz. İcat edilen her oyuncak adi bir orospudur. Eninde sonunda çeker gider. Umutların kırılır.
Acıyı ancak bir sıcaklık alır, bir kadın sıcaklığı.

Kendisini kendinde tutan müzik. Her an değişik, patlayacak bir bomba. Çağlayan.
Marazi bir umutsuzluktan doğan karnaval bu. Bana adanan cezayı kabullenmeliyim. Kör bir böğürtü ciğerlerime uğruyor. Bir köstebek yuvasından çıkıyor pörsümüş duygu tefrikalarını kulağıma fısıldıyor. Eğreltiotunun yaprakları tenimi çiziyor, lime lime. İnfazımı dokunulmayan ellerimle gerçekleştiriyorum. Kan yok, sadece irin.

Aynı repliğe tapma duygusu alışkanlıktan öte madrabaz bir tüccara dönüşmüş. Herakitios’un ırmağını lanetliyorum. Değişen sadece tırpan, oylumlu; fokurdadığını hissedeceksin.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu