Fazıl Say’ın sonradan tercüme hatası dediği “ülkemi terk edebilirim” açıklaması üzerine Odatv.com’da “Say’alım baştan, kimler gitti bu topraktan” başlıklı bir yazı yer aldı. “İşte yakın geçmişimizde gitmek zorunda kalan aydınların bazıları” diyerek şu isimleri sıralamışlar: Halide Edip Adıvar, Adnan Adıvar, Nazım Hikmet, Yılmaz Güney, Ahmet Kaya, Deniz Kavukçuoğlu, Cem Karaca, Nihat Behram, Melike Demirağ, Şanar Yurdatapan, Demir Özlü, Server Tanilli, Avni Abraş, Sabahattin Ali..

Odatv’nin listesinde bazı tuhaflıklar dikkatimi çekti. Okurlara yanlış bilgi aktarılmasına taktığımı biliyorsunuz. “Üstüne vazife mi kardeşim?” diyeceksiniz. Kızarsanız kızın, dayanamıyorum işte. Beni böyle kabul edin. Yoksa kaçarım bu ülkeden. Zaten canım sıkılıyor.

Gelelim listeye..

Yılmaz Güney, 1974′de hakim Sefa Mutlu’yu vurarak öldürdüğü için 19 yıl hapse mahkum edilmişti. 1981′de firar etti. Yurt dışına kaçmayıp da ne yapacaktı. “Aferin firar başarılıydı, cezanı affettik” mi diyeceklerdi. Ne olmuş yani cinayet işlemişse, film çekmekten daha mı önemliydi? Dolayısıyla Fellini olmak için Fransa’ya kaçtı.

Prof. Server Tanilli’ye gelince.. 1978′de uğradığı silahlı saldırı sonucunda felç olmuştu. 12 Eylül darbesi olduğunda yurt dışında tedavi görüyordu. Bir ara Türkiye’ye döndü. 1981′de Fransa’daki bir üniversiteden aldığı teklif üzerine ayrıldı. Kalsaydı ne olurdu, bilemem. Belki Emre Kongar gibi “kestirmem arkadaş sakalımı” demez, paşa paşa üniversiteye devam ederdi. Server Hoca’nın sakalı yoktu. Sakalı olmayınca kime sözünü dinletebilecekti ki? Gitti işte.

Sabahattin Ali’nin listede yer alması ise başlı başına gaf.

Tamam Sabahattin Ali ülkesini terk etmek istiyordu. Maalesef kaçamadı. Bu değerli aydınımız kaçmak üzereyken esrarengiz biçimde katledildi. Peki daha önce terk etmiş miydi? Hayır. Sadece 1928-1930 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı’nın bursuyla Almanya’da okumuştu, o kadar. Yani kes-yapıştır’ın ötesinde bir durumla karşı karşıyayız.

Diğer isimlerle ilgili yorum yapmayacağım. Geçerli nedenleri olabilir. Ama şu Avni Abraş’ı anlamadım. Hatta öyle biri yaşamış mı, emin değilim. Akıl yürüterek Avni Abraş’ın ressam Avni Abraş olduğu hakikatine erdim. Biri Abraş yazmış, kes yapıştırcılar da öyle almış. Haksızlık etmeyelim Abraş’ın mucidi Odatv değil. Avni Arbaş, eski Türkiye Güzeli Zerrin Arbaş’ın babası.. Zerrin Arbaş’ın soyadı nüfusta yanlışlıkla ‘Azbaç’ yazılmış. O da düzeltmişti sonradan.

Merhum Avni Arbaş 1940′larda Fransa hükümetinin bursuyla Paris’e gitti, uzun yıllar kaldı.. Ülkeden ayrıldığında İsmet Paşa ‘Ultra Cumhurbaşkanı’, yani Milli Şef idi. Rastlantıya bakın, Arbaş vatandaşlıktan çıkarıldığı 1964′de de İsmet Paşa Başbakandı. Niye vatandaşlıktan çıkarılmıştı? “Yurda dön ve askerlik vazifeni yap” çağrısına uymamıştı. Çünkü resim tutkusu daha ağır basıyordu… Baskı altında olduğu için çıkmamıştı ülke dışına. Ülke dışında yaşamayı seçtiği için cezalandırılmıştı. Arbaş 1970′lerin sonlarına doğru vatandaşlığını yeniden kazanmıştı. Memleketin Mustafa Kemal portreleriyle ünlü ressamlarından biridir. Benden bu kadar.

Merak işte, Odatv.com’un künyesine baktım. Sahipleri Cüneyt Özdemir ve Soner Yalçın çıkmaz mı.. Şaşırmam mı gerekiyordu yoksa?

Abdullah Muradoğlu, 23.12.2007 Yeni Şafak

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu