19 Oca
Daha dün denecek kadar yakın zamanda doğduk. İşe yaramamanın ne kadar zor olduğunu işsiz kalanlar biliyorlar.
Bazen işim erken bitince çeşitli ziyaretler gerçekleştiririm. Ziyaretimi halkın içinde olanlarla olmasına dikkat ederim.Özellikle de vasfı şu olsun dememem. Selam veririm kim olursa olsun.
İnsanın tabiatında vardır. Sıcak sohbet ortamı bulunca, samimi olarak konuşurlar hemen kaynaşırlar.
Konuşuldukça insanların yaşadıklarına vakıf oluyoruz. Anlatmasında mahzur olmayan konuları yüreğinin diliyle anlatmaya başlıyorlar.
Sanki dertlerine derman olma yetkim var gibi. (more…)
19 Oca
Küçüklüğümde yolculuktan nefret ederdim. Hele bir de otobüste,araç tutan birileri varsa çekilmezdi yolculuk.
Yolculuk değildi , resmen içkenceydi. Adam dışarıda sigara içmez, nedense otobüse adımını atar atmaz, sigarasını yakardı.
İçmeyenlerin hakkını çiğniyorsun desen, kardeşim sen de yak, iç diye çıkışılırdı. Resmen sigara dumanıyla hemhal olurduk, içmeyenler azap çekerlerdi.
İçmelerini önlemek için kasabamızdan binenlerin içinde sözü dinlenilen var mı diye bakardık? Varsa sevinirdim. Şükür amca sigara içmelerini önleyecek diye.
—Arkadaşlar sigaraları söndürelim. Araba tutan analarımız var derdi. Ana denince Anadolu’ da başka söze hacet kalmaz.
O yolculuk hatırı sayılır insanımızın sayesinde ve duyarlılığından dolayı sigara dumanından uzak geçerdi.
Aksi olan hatırlı kişi yoksa, yandık, o zaman arabanın içinde.
Geçenlerde büyüğümün biri anlatıyor. İnsanlar ne kadarda kabaymış dedim içimden. Adana’ ya gidiyorum. Üç paket sigara aldım. Yedi saatlik yolda üç paket sigarayı bitirdim dedi. (more…)
17 Oca
Kültür sanat dünyasına yönelik yayın yapan semaver dergisi farkına varılamamaktan şikayetçi.Okuyucular şaşırabilirler belki de şöyle bir soruyu sormakta haklı bile olabilirler:” iyi de ne zamandan beri yayındasınız.”Anlatalım öyleyse hikayesini ;
Yazmayı dert edinmiş bir kaç arkadaş bir araya gelip birşeyler yapma kararlılığı içinde olmuşlar .Günümüz koşullarında basılı yayın çıkarmanın zorluğu ilk başta umutlarını kırmış.Öylese ne yapmalı diye düşünüp taşınmışlar e dergicilik fikri umutsuzluğun yerini umuda bırakmış dergibi’yi örnek almışlar kendilerine.Derginin yazar kadrosunda hikayeleriyle tanıdığımız “Kent Masallarının “yazarı Gülçin Durman,”Mahruk Baba” ve “Bilmiş, Kebikeç” hikaye kitaplarının yazarı Ceyhun Emre Teoman,geçtiğimiz sene kısa hikaye yarışmasında “Yağmur” isimli kısa hikayesi ile dikkat çeken Kasım Tiryaki ,analitik makale ve değerlendirmeleriyle Eyüp Karataş ve Zeki Çoban, bitmeyen kurşun kalemiyle dergiye renk katan Yunus Kadakal dikkat çekici yazarlar arasında.Derginin Genel Yayın Yönetmenliğini Halil İbrahim Şan yapmakta.
Genel yayın yönetmeni ile yaptığım görüşmede kendisini gelecek için umutlu gördüm.Daha henüz yeni bir başlangıç yaptık ama ileride daha büyük kitlelere ulaşacağız diyor.Önümüzdeki günlerde yep yeni görünümünün dışında yazar kadrosuna daha bir çok kuvvetli kalemlerin katılacağının müjdesini veriyor.
Meraklısına işte sitenin adresi:http://www.semaverdergisi.com
17 Oca
Zaman‘da Sadık Yalsızuçanlar yazmış
‘Kuğunun son şarkısı’ydı Yahya Kemal ve bize, şiiriyle, nesirlerinde ifade bulan düşünceleriyle, onlara vücut veren ‘tahassüs’üyle, modern zamanlarda, ‘gelenek’le nasıl bağ kurulabileceğini gösterdi.
2 Aralık 1884′te, İstanbul’u merkez bilen bir şehirde, Üsküp’te doğdu. 1 Kasım 1958′de, Üsküp’ü kardeş bilen bir merkezde, Merkezefendi’nin şehrinde öldü. Yahya Kemal yetmiş dört yıllık ömre bir anlamda halkası olduğu zincire, Divan geleneğine ve seslendiği yeni tahayyüle görkemli bir eser armağan etti: Kendi Gökkubemiz. Bu ilk anda, Heidegger’in, ‘inşa etmek’teki belirlemesini çağrıştırır: Evet, biz yerde yaşıyoruz ama gökle çevriliyiz. (more…)
17 Oca
Davranışlarımızı yönlendiren en güçlü duygu nedir sizce? Adalet mi, sevgi mi, nefret mi? Bu soruyu kendime sorduğumda en başta aklıma kibir ve bunun kardeşi olan mülkiyet duygusu gelir. Ademoğlu’nun şeytan kendisine secde etmeyi ret edip kendi üstünlüğünü ileri sürdüğünden beri kibir duygusuyla başı beladadır.
Her şeyin en iyisini sahiplenir, her şeyin mülkiyetini kendi tekeline almalıdır. Kıymeti kendinden menkul varlığına bir takım yanılsama ile dolu anlamlar biçerek yegane hak iddiasında bulunur. Malı onundur; asla paylaşmaz kendi gücü ile kazanmıştır, makam onundur; kaybetme ihtimali karşısında dünyayı yıkar, karısı onundur itaat beklemek en doğal hakkıdır; öyle kendisine özel bir dünyası olamaz, çocukları onundur; hayalleri ebeveynlerinin hayallerini aşamaz, toprak onundur, vatan onundur, onur, şan, şöhret onundur, cennet onundur, cehennem onundur akla gelen ne varsa ona yakışır. Hele ki ilahi olanla ilişkisini kopardığından beri bu duygu çok daha patolojik bir hal almıştır. Yeryüzündeki kendi geçici misafirliğini unutur, mutlak malik havasına bürünür. Artık benim değilsen kara toprağınsındır, ya sev ya terk ettir, alev alev İzmir’dir, madem ki onun değildir sevgiliyi toprak almalı, konaklar yanmalı, komşular kovalanmalıdır. (more…)
15 Oca
Konuşturan: Selçuk Küpcük
Milli Gazete
Serdar Tuncer’in Tasavvufi şiirleri yorumladığı “Yolumuz Aşk Yoludur” adlı albümü çıktı. Selçuk Küpçük, Tuncer’le yeni albümü, şiir ve tasavvuf üzerine konuştu.
Mevcut şiir albümlerinin neredeyse tamamı müzikal altyapıyı öne çıkartan bir saund sunuyor. Oysa sizin çalışmanızda şiir/söz öncelenmiş. Bu konuda neler söylersiniz?
Şiir tariflerinden hareketle bu soruyu cevaplamak lazım galiba. Yüzlerce cevabı var şiir nedir sorusunun. Baudlauire albatrosun kanatlarında arar kafiyeyi, Şeyh Sadi güllerin yağında bulur, Schiller arslanların arasına atılan bir eldivende berraklaştırır fikrini, Mevlana kafiye düşündüğü sıra sevgilisinin ‘yüzümden başka bir şey düşünme’ ihtarıyla yaklaşır şiir hakikatine v.s. Her şair kendi şiirini tarif eder aslında, kimisi poetikleştirecek çapta, kimisi bir kaç cümle ile… Son noktada ise Peygamber Efendimizin “şiir hikmettir” ifadesiyle karşılaşıyoruz. Şimdi, herhangi bir şiiri okurken onu altyapı, aralarda şarkı gibi unsurlarla destekleyebilirsiniz. İç ahenginin –musikisinin- tamamlanması, işin popülerleşmesi manasına, ama hikmet okurken başka… Allah dostlarının şiirleri hikmet tarifine en fazla yaklaşanlar olmak itibariyle bir iç ahenk taşıyorlar zaten. Makyaja ihtiyaçları yok. Bundan dolayı, alt yapıyı sade tutarak, sizin ifade edişinizle şiiri önceleme ihtiyacı hissettik. Galiba hem farklı hem de iyi oldu böylesi. (more…)
13 Oca
İlim Edebiyat ve Sanat Eserleri Meslek Birliği’nin (İLESAM) başkanlığına İhsan Işık seçildi. İLESAM’ın 10. Olağan Genel Kurulu, 12 Ocak 2008 Cumartesi günü Türk Tarih Kurumu toplantı salonunda gerçekleştirildi.
İki aday listesinin yarıştığı genel kurul salonunda İhsan Işık’ın listesi katılan 229 delegenin oylarından 127’sini alarak sandıktan galip çıktı.
Seçimde iki oy geçersiz sayılırken adaylardan İsmet Bora Binatlı ve Mehmet Nuri Parmaksız’ın listesinde 100 oy çıktı.
İhsan Işık başkanlığındaki Yönetimde şu isimler yer aldı:
İhsan Işık, Doç. Dr. Ramazan Acun, Mehmet Atilla Maraş, Yrd. Doç. Dr. Zeki Gürel, Tülay Arıcı, Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu, İsmail Kara, Prof. Dr. Vahit Bıçak, İslam Beytullah Erdi.
12 Oca
Akşamları yatağa girince hemen uyumuyorum. bu sürede uyumaya için hazırlanırken öbür âleme gidiyor gibi halim oluyor. Düşünürüm geceleri ne yaptım bu gün diye?Ölümün yaklaştığını her an idrak edemiyoruz. İdrak etseydik insanların hal ve tavırlarının durumu iyiye doğru giderdi.Lakin çokta iyi gidiyor dersek doğru olmaz. Bunu neye dayanarak diyorum? Çevremizde ki gördüklerimize göre. Yaşadığımız yerde ki değişimi görüyoruz.Aleni olarak sarılmalar insanın garibine gidiyor. Örnek oldukları küçüklerine de olumlu davranış sergilemiyorlar. Ana ve babanın gözünde okuyan gençlerimiz çokta okumuyor.
(more…)
12 Oca
Kuıtuluş Parkı… Havuz kenarı ve havuzda yüzen balıklar… Bir bankta oturuyorum.
Yoksulluk sınırının altında kalan babamın emekli maaşı yetersizliği ve hükümet tarafından emeklilerin hala fazla maaş alıyormuş muamelesi görmeleri yüzünden sinirle yere tükürüyorum. Simsiyah bir tükürük yere düşüyor, düşerken yayılmaya başlıyor: Önce ayaklarımın altındaki yeri karartıyor, ardından karartı yükselmeye başlıyor ve topuklarımı, dizlerimi kaplıyor. Korku ve heyecanla yerimden fırlıyorum. Ama faydasız, karartı da aynı hızla bedenimi kaplıyor. Daha doğrusu bedenim karanlığa gömülüyor. Karanlık yükseliyor, ben alçalıyorum. Yüksek dağ başlarına bakıyorum. Her şey, her taraf karanlığa gömülüyor. Karanlık günışıklarını, bulutları yutuyor. Her şey bilinmezliğe bürünüyor. Başlanılan noktaya… Her şeyi başlatan ben değilim, bitiren de ben olmuyorum.
(more…)
12 Oca
Eğitim, Kültür, Sanat, Edebiyat Dergisi olarak çıkarılmakta olan Kümbet Dergisi’nin Ekim-Kasım-Aralık ayı sayısı, Hazreti Mevlana ile dolu dolu olarak çıkarılmıştı. Tokat Belediyesi’nin katkıları ile hazırlanan Kümbet Dergisi’nin yeni sayısı için Derginin Editörü Mehmet Emin ULU tarafından kaleme alınan yazıda UNESCO tarafından 2007 yılının Mevlana yılı ilan edildiği hatırlatıldı ve “Mesnevi’yi ve Mevlana’yı anlayamayanların insanlığa ne kadar faydalı olabileceğini düşünmek bile istemiyorum” ifadeleri kullanılmıştı.
| KİTAP ARAYIN! |