Şu boyutsuz, karanlık ve sığ gündemde boğulup kalmak ne kadar acı!

Ruhumuzu, aklımızı teneffüs ettirmek istiyoruz. Farklı boyutların sonsuzluk manzaralı pencerelerinden “umudu” temaşa etmeye o kadar muhtacız ki!

Çoğu zaman anlaşılmaz etiketiyle etiketleyip, “acele” komutuyla, unutulma karanlıklarına postaladığımız; Divan Edebiyatı eserlerinin o iç içe geçmiş anlam boyutlarıyla örülü sesine o kadar hasretiz ki!

Çok boyutlu bir manevi dünyadan güya azad eyleyip, dört, üç ya da iki değil, sadece tek boyutlu bir maddeler dünyasına hapsettiğimiz ruhumuzu sonsuzlukla buluşturup buluşturamamanın ince hesaplarını yapıyoruz farkında olmasak da. İçine düştüğümüz bu ikilemler gayyasının travmasıdır depresyonlarımızın baş nedeni.

Bireylerin ruhsal bunalımları toplumun da biricik derdidir. Çünkü toplum, fertlerden teşekkül etmiş canlı bir bünyedir. Cinayetler, kapkaçlar, hakaretler, hasetler, düşmanlıklar, tecavüzler ve bilumum sapkınlıklar, iç bunalımlarımızın toprağında neşv ü nema bulmuş “ahlaksızlık ve inançsızlık hormonlu” acele meyvelerimizdir.

Biz “batı merkezli” bu bunalımların karanlıkları içinde boğulurken, bizim ilim, kültür ve felsefe mirasımızı sahiplenen ve bizden daha iyi okuyan batı, boyutlardan boyutlara at koşturmakta. Aslında batılı bilim adamlarının ve felsefecilerinin bulgularında, geçmişte yaşamış binlerce ilim adamımızın (ulemanın) birbirinden değerli görüşlerinin izlerine rastlamak da mümkün.

Aranızda “Rob Bryanton” adını duyan var mıdır bilmiyorum? Aslında bu isim benim için de yeni bir isim. Sanal dünyada araştırma yaparken www.tenthdimension.com/medialinks.php adresinde rastladım bu isme.

Rob Bryanton, “10th Dimension” adlı çalışmasında bildiğimiz dört boyutun haricinde 6 farklı boyut daha olduğunu inkârı pek de mümkün olmayan ciddi delillerle ortaya koyuyordu. Yani “tek boyutla ve tek tipçi anlayışla” boğulup kaldığımız ülke gündemimize de ilhamlar sunuyordu “10. Boyut” adlı bu çalışma.

Bu gibi bilimsel ve felsefi çalışmaların yapıldığı ülkelerde “düşünce hürriyeti” gibi özgürlük alanlarının çok boyutlu olduğu, tek tipçi anlayışların reddedildiği bilinen bir gerçek. Ülkemizde de bu sorgulayıcı, çok boyutlu, özgürlükçü bilim anlayışının yerleşmesinin zamanı geldi de geçiyor. Pek çok sorunumuzun çözümü bu anlayışta yatıyor öncelikle. Bence , “10th Dimension” gibi bilimsel çalışmalar, batıda yayımlandıkları sırada hızlı bir şekilde Türkçe’ye tercüme edilmelidir.

Defalarca izlediğim ve kendimce anlamaya çalıştığım yukarıda bağlantısını verdiğim“10th Dimension” adlı bu çalışmaya ait videonun yegane tercümesini bilimsel terimler konusunda eksiklikler taşısa da www.heartsmagic.net/onuncu-boyutu-anlamak/ adresinde bulabildim. Bu tercümeyi yapan arkadaşa bilimsel düşünce adına teşekkürlerimi sunuyorum.

İnsanlık için oldukça önemli olan bu gibi çalışmaların tercümeleri bireysel bir kaç bilim sevdalısının şahsi gayretlerinden önce, bilim adamlarımız ve her meseleden haberdar kıymetli “aydınlarımız” tarafından yapılmalı; milletimizin istifadesine sunulmalı değil midir?

Bu gibi çalışmaları yapıp milleti bilinçlendirmedikten sonra “bir çobanla, bilim adamının ya da elit tabakadan birisinin oyu eşit olmamalı” tezini savunmanın anlamı kalmıyor. Aydınların vazifesi adları üstünde toplumu; çobanından esnafına aydınlatmak olmalıdır.

Sayısı oldukça az bazı “aydınım diyenlerin” içlerinde yaşadıkları toplumu aydınlatamamış (kendi tek tipli, tek boyutlu yaşantılarına dönüştürememiş) olmalarının getirdiği ezikliğin intikamını, bir türlü yüreklerine, beyinlerine ve mütevazi hayatlarına giremedikleri insanlarımızdan türlü türlü hakaretlerle çıkartmaya çalışmaları mıdır milleti aydınlatmak? Yoksa her türlü bilimsel gelişmeyi, felsefi görüşü milletin değerlerini rencide etmeden bu toplumla paylaşmak mıdır “gerçek aydınlatma” faaliyeti?

Kim ne derse desin ve ne yaparsa yapsın, biz ikinci “aydınlatma” faaliyetine talibiz. Öncelikle kendimizi aydınlatmanın (tenvir etmenin) peşindeyiz. Ardından aydın olduklarına inanan bazı dostlarımızı aydınlatmaktır vazifemiz. Çünkü balık baştan kokar. Toplumun öncüleri olacak insanların millete hakaret etmek gibi bir işi olamaz. Bu insanlar, olaylara çok boyutlu bakmayı öğrenebilmelilerdir. Ayrıca gerçek münevver (aydın) tek tipçi bütün anlayışlardan kaçınan, başkasının görüşlerine de en az kendi görüşlerine saygı duyduğu kadar hürmet gösteren kişi değil midir?

İşte bu noktada “10. Boyut” adlı bu çalışma benim ufkumu açtı diyebilirim. “Büyük Patlamayla” birlikte “0” noktasından ortaya çıkan bir evren… Yükseklik, genişlik, derinlik ve zaman olmak üzere pek çoğumuzun malumu olan, içinde yüzüp durmakta olduğumuz şu dört farklı boyut…

Ama beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci, dokuzuncu ve onuncu boyutların varlığını kim biliyor Allah aşkına? İşte Rob Bryanton, onun bunun düşüncesiyle, kıyafetiyle ya da inanışıyla uğraşacağına oturmuş, bu güzel çalışmayı yapmış. Çok da güzel yapmış..

Bütün bu farklı boyutları merak edenler, ilgili çalışmayı; bu çalışmanın Türkçe metni de dahil olmak üzere yazımda verdiğim linklerden bulup takip edebilirler.

Ben bu çalışmaya ufak bir ilavede bulunmak istiyordum aslında. O çalışmada bahsedilmemiş bir “On Birinci Boyuttan” bahsetmek istiyordum. Yazının hacmini fazla da büyütmeden bu meseleye bir kaç cümleyle değineceğim ve yazımı bitireceğim.

“Onuncu Boyut” Rob Bryanton’a göre son boyut. Bu boyutta bütün boyutlar, mümkinat dâireleri, sonsuz ihtimaller, bir nokta içinde toplanmış durumda. İç içe geçmiş paralel evrenler, paralel zamanlar, baş döndürücü bir sonsuzluklar yumağı bu son nokta.

Her şey güzel de, her şey tamam da. Sonsuz sayıda evrenleri, ihtimalleri, imkan dairelerini içinde barındıran bu “10. Boyut Noktası” hangi yazarın kaleminin mürekkebinden damlamış olabilir?

Cevabını sizlerin yani çobanların, memurun, esnafın, öğrencinin kısacası tüm insanlarımızın “aydın akıllarına” havale ettiğim bu soruyla birlikte yazıma küçücük bir nokta koyuyorum.

http://habersaati.com/?m=map5304&a=142&s=18&t=o

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu