"Blog" kategorisindeki kayıtlar listelendi...

Safran Sarı (Ciltsiz)

İnci Aral
Yazarlığının 30. yılında İnci Aral’dan, Türkiye’nin bu zamanlarına dair, kolay unutulmayacak bir roman: Safran Sarı. Genç yaşta yükselmiş bir yatırım uzmanı; eski eser kaçakçısı bir kadın; üniversite mezunu bir telekız.
İnci Aral, “Geleceksizlik” üzerine kurduğu romanında bu üç kişinin kesişen yollarını anlatıyor. Safran Sarı; para, güç ve başarı peşinde koşarken kimliklerinden, aşktan ve umutlarından uzaklaşan, en sonunda ruhunu kaybedişinin serüveni.. SİTE:www.kitapyurd…

Kaynak: kitapyurdu.com Ã

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Yusuf’un Üç Gömleği

    Abdullah Yıldız
    Biz, bu çalışmamızda; insanlık tarihinin en güzel, en hayırlı insanlarından Hz. Yusuf’un (a.s) güzelliklerle dolu kıssasını, bugünün dünyasında yaşayan müminler olarak günümüze taşımaya gayret edeceğiz. Bunu da Yusuf Aleyhisselam’ın hayatının üç önemli aşamasına işaret eden simgesel üç gömlek ekseninde çerçevelemeyi deneyeceğiz. Hz. Yusuf’un çocukluk dönemini hatırlatan kanlı gömleğinin onun mazlumiyet ve mağduriyetini simgelediğini, delikanlılık dönemini özetleyen arkası yırtık gömleğin onun if…

    Kaynak: kitapyurdu.com Ã

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Siz / Diyettesiniz

    Selim Yeniçeri,Mehmet Öz,Prof. Dr. Michael F. Roizen
    Neden canınız bir şey yemek istediğinde ya da iştahınızı açan şeyler önünüze geldiğinde çok fazla yağ depolayacağınızı düşünerek mutsuz olasınız?
    Diyetin işe yarayabilmesinin “gerçekten işe yarayabilmesinin” tek yolu, yemek yemeyi diyette olduğunuzu bile asla anlamayacağınız kadar basit ve otomatik bir hale getirmektir. Eğlendirici yazım tarzları, keskin zekaları ve güçlü mizah duygularıyla Prof. Dr. Mehmet Öz ve Prof. Dr. Michael F. Roizen, size vücudunuzu öğretiyorlar; vücudunuzun neden ve na…

    Kaynak: kitapyurdu.com Ã

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Dünya Politikasına Yön Verenler

    A. Altay Ünaltay
    Dünya Politikasına Yön Verenler

    William Yandell Elliot
    Robert Strausz Hupe
    George Soros
    Bernard Lewis
    Sir Henry Alfred Kissinger
    Zbigniev Brezinski
    Samuel P. Huntington

    Bu kitap Britanya’nın, onların yaptıklarına oluru olsun-olmasın, ABD içindeki Britanya hayranı imparatorlukçu elitleri tanıtıyor.
    Artık ABD’de de açıkça kabul edilen görüş o ki, bu Amerikan Cumhuriyetçi geleneğinden xx.yy. boyunca sürmüş büyük bir sapmadır; ABD kendi standartlarını koruyarak var kalacaksa, bu akımı t…

    Kaynak: kitapyurdu.com Ã

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Blog
  • ‘Hayır!’ Diyebilmeli İnsan

    Alev Alatlı
    Belki de bu yüzyılda insanın en çok kullanması gereken kelime “Hayır!” olmalı. Ne var ki, ‘Evet’in revaçta olduğu bir zamana tanıklık ediyoruz. Bu anlamda Alev alatlı’nın yazılarıyla zamanını yorumlayarak çizdiği haritada; işaretlenmiş ne çok “Hayır!” olduğunu göreceksiniz.
    Yazarın çağına tanıklığı vicdani bir sorumluluk iken, ülkemizdeki çoğu güçlü kalemin, aksine bir yönelişle Batılılaşma heyecanı içinde hazır gündemler peşinde durduğunu söylemek üzüyor bizleri.
    Alev Alatlı’nın bakışı ve d…

    Kaynak: kitapyurdu.com Ã

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Blog Dergibi, Blograzzi’de!

    Dergibi Blog’a Blograzzi’de rastladım. Haberiniz var mı bilmiyorum:
    http://www.blograzzi.com/blog/blog.dergibi.com

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 1 Yorum
  • Kategori: Blog
  • korsan sözlük

    bu bir reklamdır. çeşitli alanlarda tartışma sahası olan bir sözlüktür. kurucusu bendenizim. sizi tanıtırken http://www.korsansozluk.com/dergibi kendimizi de tanıtalım dedim. hoş dedim. entry formatına aykırı bir tanımlamayla kendimizi tanıttım. gün itibariyle 250 yazarımız mevcut. 20-40 yazarımız çok faal.

     daha ne diyelim: sözlük işte…

    http://www.korsansozluk.com

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Fark(etmek)

    Dünyanın döndüğünü fark etmem, yürümeye başlamamla aynı zamanda oldu. Komik gelebilir ama ben ta o zamanı hatırlıyorum. Düştüğümde başım garip bir şekilde dönüyordu. Etrafımdakiler yani annem ve teyzelerim, en az başımda olan garip dönme kadar garip bana bakıyorlardı. O halim onlara zevk veriyordu. Çünkü büyümek ve büyüyen bir çocuk görmek zevk vericidir. Neyse, Ben dönüyordum bu demekti ki babamın çalışma odasındaki o şeyde –bu dünya oluyor- dönebilir ki dönmeye çok müsait görünüyordu. Yani demem o ki dünyanın dönmesi normal bir durum. Farkındalığım ve kardeşlerimden farkım orda başladı. Ora nere diye sorarsanız, ora yani babamın en kıymetli –coğrafyacıdır babam- ders anlatım gerecini ufak bir deney için döndürüp, döndürmekle kalmayıp düşürdüğüm ve yere düştüğüm zamandı… Neyse ki kabullendim düşerek ve dönerek öğrenme düsturunu. Kabullenmek demek hayata 1–0 önde başlamak demekti. Ta ki son Dakka golüyle, uzatmalara kaldığız ve penaltı atışlarına bırakıldığınız zaman, topu atacak gücünüzün bile olmadığını anlamışsınızdır…
    Çocukluğum sıradandı. Her çocuk gibi gök gürültüsünden ben de korktum. Anne babamın ortasına, kardeşlerimin üzerine sığındım. Ve her çocuk gibi düşünce ağladım. Sebze yemeklerinden kaçtım. Laf aramızda annem çok güzel pırasa yapar. On yaşımdan sonra damak zevki diye bir şeye sahip oldum. Sonrasında da annemin pırasası bu zevkimin başını çekti. Ne diyordum? He çocuktum. Her erkek çocuk gibi top oynadım. Tabi ki üstümü başımı kirletip, eve döndüğümde kafama terlik yiyerek ya da ‘pis pis çoraplarla dolaşma evde’ sesiyle büyüdüm. Sitede oturduğumuz için öyle erik ağacına dalma anım pek yok. Ama varmış gibi sıradanım… Okumayı öğrendiğimde kurdele sahibi oldum. Maviydi benimki. Kızlara da kırmızı verirlerdi. Erkek olduğumu sanki mavi kurdele kanıtlayacakmış gibi inatla mavi…
    İlk aşkım öğretmenim oldu. Görüyorsunuz değil mi? Sıradan bir çocukluk hali işte, demiştim size. Çok güzeldi, evlenip tayinini Bandırma’ya aldırdı. Giderken de sıkı sıkı tembihledi ‘yeni öğretmeninizi sakın üzmeyin’ diye. Üzmedim de… İnsan sevdiğinin sözünü dinlemeli her zaman. Ama ben onun bana uygun olmadığının farkındaydım. Farkındalık bazen can sıkıcı olabiliyor. Ama olsun…
    Büyüdükçe değiştim. Her şeye farklı yerlerden baktım. Aslında doğru yerlerden demeliyim. Mesela patlıcan tuzlu yemeklere yakışır. Tatlısı yapılmamalı yani haksız mıyım? Bunun gibi önemsiz görünen şeyleri düşündüm. Mesela yaşlılar: herkes genç olsaydı; ölmeseydi çok kötü olurdu. Hırsın zenginliğiyle dolu bir dünyamız olurdu. Şimdilerde gençler yaşlılardan nefret ediyor.
    Üniversitedeyse hiçbir duvara yazı yazmadım. Bu bence düşünce özgürlüğü değildi. Aksine kişisel haklara tecavüzdü… Solcu ya da sağcı kalıplarına asla sığamadım. Allah’a inandım ve onun kurallarına uymaya çalıştım. Olmadı ya da ne bileyim olduramadım. Benim ki şikâyet hali. Karıncayı ezmek istemezken, yuvasını ezmek gibi bir şey.
    Neyse, insanlar vatan, millet, din elden gidiyor diye nidalar atarken, ben hiçbir şeyin bir yere gitmediğinin farkındaydım. Aksine bu söylenenlerin, o kavramların buradan taşınıp gitmesine sebep olabileceğini savundum.
    Geçen gün de dedim doktor bey benim rahatsızlığıma bir isim arıyorsanız, bu kesinlikle delilik değil, sadece farkındalık…
    —Tamam, Selim bey, çok hoş bir sohbetti… Teşekkürler. Hemşire hanım, Selim Bey’i odasına alınız…

    — Kolay gelsin hocam. Tutanağa ne yazalım Selim Bey’in okurları ve gazeteci dostları raporunuzu bekliyor… Hocam, hocam ne yazalım…
    - Yaz o zaman Sema: sayın yazar deli değildir. Farkındalığı ve diğer kimselerden farkı onu yormuştur. Bir müddet dinlenmek üzere misafirimiz olacaktır. O esnada da psikologlarımız ve bizzat ben ilgilenip bir değerlendirmede bulunacağız…
    - Ha sema birde Selim Bey’e istediği kitapları getirtelim. Yaşamak diye bir kitap varmış. Eşinden rica edin getirsin…

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 3 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Frithjof Schuon’un Deniz adlı şiiri, Serpil Özçeşmeci’nin çevirisiyle ilk kez dilimize kazandırıldı. Serpil Özçeşmeci ve Çeviri Şiir bölümü editörümüz Ali Ömer Akbulut’a emekleri için teşekkürler.

    Şiiri okumak için tıklayın!

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 1 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Pazar halleri –2–

    Sevgili okur,
    Duydum ki limon alın tavsiyesi ile güya sizi ekşili ve ekşimik günlere davet ediyormuşum. Haaşa, töbe töbe!!! Kim iddia etmiş ise hem halt etmiş hem de iftira etmiştir bu garip pazarcıya… Hem kontratıma hem pazarıma bağlıyım. Öyle bir şey…. Töbe töbe!..

    Efendim izah edeyim hemencecik bir hususu: Ben size geçen hafta limon almayı unutmayın dedim. Çünkü ben geçen hafta taze limon sattım. Ah pek nefistiler… Malum, pazarda en ucuza giden şeydir, maydanozdan sonra, eğer mevsim kış değilse. Bari dedim limon satan pazarcılarla dayanışma içine gireyim, hem ben de iki kuruş kazanayım istedim. Sanmayın ki bu yazdığım yazılar için bana iyi para veriyorlar. O paraları böyük kazatalar veriyor. Üstelik benim yazılarım deneme kabilinden. Eğer patron ve yazı işleri mödürü beğenmezler ve sizin teveccühünüz olmazsa bana bir şey ödemeyecekler. Kontrat böyle. Biline! Malum şeffaflık hepimizin derdi! Hemen bu hususa açıklık getireyim dedim.

    Şimdi haftanın möhim konularına bakalım. Geçen haftadan bildiğiniz gibi üç çerçevem var: Pazarcı, Ecnebi ve de Türk Dert Kurumu. Hepsine biraz biraz uğrayıp gündemimizi şööle etraflıca ellicez ve bellicez. Malum yaza seçim yaklaşıyor, ekini saçını düşünmek lazım, tarladaki işçiyi düşünmek lazım. Sonra tatile çıkacak burjuvamız var. Layık teyze ve amcalarımız var tatile gidemeyen. Sonra pazarda yazın ne satsak diye düşünen esnaf var. Aman işte biliyorsunuz var oğlu var… Hoş, bir kızı yok. Sakın sanmayın ki ben laf ebeliği yapıyorum var oğlundan sonra kızının olmadığını söyleyerek. Sizi yanıltmasın. Cinsiyetçilik meselesi çok möhim ve kimsenin bunu düşündüğü yok. Ama bunu başka bir yazının konusu yapıcam seçim vakti yaklaşırken. Hade bakalım pazar ola deyip başlıyorum.

    Ecnebiden eski Almanya Şansölyesi (Almancası Chancellor, bizdeki karşılığı da Başbakan) geçen hafta demiş ki Abdullah Gül iyi bir cumhurbaşkanı olurmuş. Bilginize arz edeyim. Ben bu haberi Hörrüyet adlı doğru habar gazatasında okudum. Ben onların yalancısıyım haber açısından, biline. Kalkmış elin ecnebisi bize kendi görüşlerini dikte ediyor! (Ben bu sözü de ecnebi memleketlerde iken öğrendim, size bir ara hikayesini anlatırım.) Lakin ben ecnebi memleket görmüş biri olarak şaşırdım. Sana ne kardeşim bizim pazardan, başının sonunun ne olucağından ve de bu yılki ortaoyununun Pazar ağasının kim olucağından! Sizi niye derdi sardı deyü böyle birden dellenip hiddetleniverdim. Ter boşandı sinirimden, atlet don göynek yaş oldu soylemesi ayıp. Sonra bir ara sizi kim takar dedim, esnafla konuşurken. Her ne ise arkası kesilmedi bu ecnebi dalganın baktım böyük dergi ve gazatalar da görüş serdediyorlar. Özet geçmemi ister misiniz bilmem ama çok sıkıcı olur diye burada biz pazarcıların ne düşündüğüne geçicem.

    Şimdi can canlarım biz pazarda dedik bir kaç arkadaşla gül satalım hazır elimize denk düşmüşken toptancısından. Anaaa, sen misin gül satmak isteyen! Hemen Çiçekçiler cenahından Pazar’da bir karşı atak geldi ki müşterilerimiz benim tezgahın başında “bu yaz hangi çiçeği eksem”i düşünür iken, neye uğradığımıza şaşırıp kaldık hep birlikte oracıkta. Dahası var, pazar esnafının bir de kendinden menkul muhalefeti (bundan sonra KMM, çok uzun oluyor söylerken, dilim dolanıyor, idare ediverin) var hem belediyeye baş tutar hem pazarcıya sıra tutturur. Meğer sosyal kontratta olmayan maddeye göre; ben ve arkadaşlarım bu cenahtan ne tür çiçek satıp satamayacağımı hem sormam hem onların iznini almam gerekiyormuş. Fekat ne gam, benim müşterilerim bir iltifat etti bir etti… Ah bilemezsiniz… Bir hafta boyunca hangi semte pazar kurdu isem Çarşanba’dan Fatma teyze ile Maltepe’ den Ahmet amca ve adını sayamadığım için özür dilediğim herkes yağmur çamur demeden,
    otobüs metroya binerek, sarsak ve ayakta kalarak bin bir zahmet bindiği minibüslere aldırmayarak hop orada hop burada bir küme arkadaşları ile koşup geldiler. Bir teveccüh bir teveccüh aman nazar değmesin! İyi de sattım hani, Allah bereket versin! Çiçeğin hası gül olunca, hele mevsiminde, insan bakmadan ve koklamadan edemiyor. Müşterilerim en iyisini biliyor vesselam…

    Ancak ben hala bu manasız muhalefet olayı anlamadım. Ama malum, sosyal kontrat gereği kuralları takip eden biri olarak onay alma faslını başlattım. Derken onay alma işi tam bir arap saçına döndü. Sonuç olarak onay alamadım bu çiçekler için. Bakın çiçeklere getirilen standartları size bir sayayım, hem Turk Dert Kurumu’ na (bunu da TDK diye kisaltalim, mazallah tekrar ede ede dert ugrar kapimiza, nemize lazim) göre hem de KMM’ ye göre. Türk Dert Kurumu’nun altında çalışan Standart Dert Kurumu’na göre, çiçekler renksiz ve tıknaz ve orta boylu ancak ecnebi sert görünüşlü olucak. Ancak yer değiştirdiğinde renk değiştirmesi gerekiyor, bu da TDK’nun standardına uyumunu gösteriyormuş. En önemlisi kokusunu almamanız gerekiyormuş çiçeğin ve camınızın önüne koyduğunuzda görenleri hizaya getirecek bir etki yaratması gerekiyormuş, muş ve muş… diye liste uzuyor ki içinize fenalık getirmeye hiç niyetim yok! Malum önümüzdeki hafta elimdeki çiçek stokunu satıp bitirmem gerekiyor. KMM standartlarına göre ise, çiçekleri onların seçmesi gerekiyormuş. Yani benim müşterilerim herhalde bana lanet okuyacak bu duruma müsaade edersem. Allah’ ım ne günlere kaldım dememe gerek kalmadan sosyal kontrat hemen benim imdadıma yetişti. Bakın nasıl:

    Kontratıma göre eğer ben yetişkin ve erkek sayılıyorsam (doğumla kazanılmış bir şey olarak) ve de hürsem ve de okuma yazmam varsa ve de azcık ecnebi memleketler görmüş ve de benim sadakatimi Pazarcı ahalisi ve müşterisi onaylıyorsa ben istediğimi yapabiliyormuşum. Lakin eğer bu özelliklerden biri eksikse başım derde giriyor. Birinci sorun böylece aşılmış bulunuyor. Cinsiyetim doğuştan geldiği için bu kural bana uymuyor. Dolayısı ile sosyal kontrat geçersiz oluyor. Bilseniz bir sevindim. Pazar sözleşmesinde müşteri maddelerine göre de müşteri ancak mallarımı almayarak sözleşmeyi geçersiz kılıyor. Eh işin bu kısmı da sağlam. Malum geçen hafta işler iyi idi. Bu hafta da güller giderse ikinci sevincim garantileniyor. Belediye ile yaptığım sözleşmeye göre onlar beni sallamıyor zaten; kira ve vergilerimi ödeyip ödemediğime ara sıra da istedikleri hediyeleri, siz anladınız onu, verip vermediğime bakıyorlar. Ancak biz pazarcıların kendi kendileri ile yaptığımı sandığım kontrat epey problemli. Hem içerdesin hem dışarda. Her gün herkes bir şeyle çıkıp gelebilir. Pazar esnafı ve de ben de takiyye yapmayı öğrenmeye zorlanabilirim. Ama Allah’a çoook şükürler daha öyle bir şey yapmadım. Diyeceksiniz ne yaptın, sosyal kontrat her telden çalıyor. Sorumsuzlukla sorun çözülmez. Eh doğru. Kural bana uymuyorsa ben mi kurala uyayım diye sordum benim çok okumuş ve hala da okumakta olan Bilen Ablam’a. (Bir gün de size onu anlatıcam.) O da bana çok net bir şey söyledi: Güzelim sen boş ver kural mural işlerini her hafta ne satacağına bak, ara sıra da kontrat yükümlülüklerinin en temeli olan forum ve seçimlere katıl. Gerisi bir invisible hand (görünmez el demekmiş, sordum) halleder. Ben de anlamadım bu işten bir şey amma, anladığım kadarı ile şu sonuca vardım: Elimdeki çiçek stokunu bitirmem gerekiyor; buyrun pazara, ister gül alın, ister menekşe.. Ekmek parası çıkarmam gerekiyor. Aç biilaç yaşanmıyor. Bir tek KMM bunu bilmiyor.
    Çiçekli günler efendim…

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Blog

  • Üye Girişi





    Bağlantılar




    Arşiv



    KİTAP ARAYIN!




    Alexa Rating