10 Oca
Çileli zamanlarımızda yanımızda olması gerekenlerin yanımızda olmamaları üzücü olaylardandır. Zamanında ortak mekânı paylaştığımız insanların ihtiyacı olunduğunda hiç vakit kaybetmeden yardımına koşmalıyız.Arkadaşlık bunu gerektirir. Bakıyorsunuz hayatın gerçekleriyle yüzleşince çok ümitli ve güvendiğiniz insanlara derdinizi açıyorsunuz.Derdinizi her insana açamazsısınız.
7 Oca
sevgili dostlar
Yürümüyoruz sanki sokaklar bizi bir yere doğru sürüklüyor.
Birbirmize fiziki yakınlık arttıkça gönül mesafesi o denli uzuyor.
Bir semt ötede yaşayan dostların çoğuyla neredeyse yıllardır görüşemiyoruz.
‘Görüşürüz’ diye ayrıldığımız nice insanla görüşmek nasip olmadı bir türlü.
Görüşmemeye alıştık. Birbirimizden haber almamaya alıştık. Belki de birbirimizi artık ya google’da ya da face book’larda arıyoruz.
İşte bir şair dostun (SIDDIK ERTAŞ) babası daha dün aramızdan çekilip, rahmet-i rahmana kavuştu.
Yine bir kaç gün evvel şair Mehmet Solak’ın kız kardeşi amansız hastalığından kurtulamadı ve kaç gün sonra habeirmiz oldu.
Eyüp Azlal dostumuzun kız kardeşi daha bir kaç gün evvel trafik kazasından rabbine irtihal etti.
Ne kadar çok şeyden haberimiz var oysa.
Ölümler ayrıntıda kalıyor.
Bu üç dostuma da kaybettikleri yakınları dolayısıyla başsağlığı,vefat edenlere rahmet diliyorum.
7 Oca
Hakikaten insanların çok muhtaç olduğu konulardan birisi de dostluk. Dostluk üzerine yazılar, şiirler yazıldı. Bundan sonra da devam edecek.
Okuyarak bilgi dağarcığımız gelişecek. Hayatta ki, bakış açımız değişebilir. Olayların öncesinde değil sonunu beklemenin getirisini görme şansımız olur.
İki dostluk yapan insan vardır. Dostluğun gereklerini yerine getireceklerine dair sözleşirler. Dostlardan birisi açık gözdür, diğeri Allah ın adamı tabiriyle bağdaşır.
Açık göz olan işi kesat gider ve batırır. Dostundan para talep eder verir. İşleri düzelince parayı ister diğeri dostlukta para aranmaz der.
Açık göz olan diğer dostunun sevdiği hatta evliliğe doğru giderken, yine yapacağını yapar dostum nişanlını çok sevdim. Benim için vazgeç. Ben evleneyim onla der. Dost olsun der
Bütün isteklerini yerine getirmenin mutluluğunu yaşar.
Allah’ lık olan hayat bu ya. Zor duruma düşer. Dostum var benim der. Fabrika sahibi olmuştur diğer dostu. İhtiyacının olduğunu söyler veremeyeceğini ifade eder. Hiç olmazsa fabrikada iş vermesini talep eder açıkgöz olan dostu o’na işte vermez.
Haliyle dostu gücenir. Ve yaptıklarımın karşılığı bu mu olmalıdır diye düşünür?
Dostum neden böyle yaptı derken uzun süre düşünür. Bir gün yolda giderken ihtiyar biri tanınmaz halde ilaç parasına ihtiyacı olduğunu anlatır o ihtiyaç sahibi dostuna, yalvarışları gören insan mutlaka yardım etmeliyim der. O da öyle yaptı.
Adam acır hastane eczane derken eceli gelir ihtiyarın. Defnedilir vasiyeti açılır, yardımcı olan adama mirasını bırakmıştır. Fakir adam zengin olur.
Adam gücendiği dostuna yakın yerden evini alır.
Yolda zengin olan adam giderken ihtiyarca bir kadın görür. Kadın der ki, oğlum sen yalnız mı yaşıyorsun? Evet, teyze der. Oğlum kalacak yerim yok, duydum ki sen garibanlara kol kanat olurmuşsun. Ne olursun bana yatacak bir oda ver.
Adam odayı verir. Kadın bu sefer der ki, oğlum sana hanım gerekiyor önerisinde bulunur. Adam doğru der ama ben bilmem ki der, kadın bana bırakırsan bulurum der.
Adam evet size bırakıyorum. Kadın kız istemeye gidileceğini anlatır, süreç hızlı gelişir. Düğün günü yaklaşınca davetiyeleri dağıtır.
Kırıldığı dostuna da verir davetiye. İçine işlemiş olduğundan damat kürsüye çıkar. Dostuna dostu, borç verir, sevdiği kızı verir ama dostu yapılan iyiliğe nankörlük eder. Dostunuzu iyi seçin der. Alkışlar kopar.
Dostu söz alarak çıkar. Der ki, dostun kasteddiği benim der. Ben dostum incinmesin diye fabrika da iş vermedim.
Babamı muhtaç kılığına soktum, dostuma gönderdim huyunu bildiğim için, babama tembihledim, mirasını dostuma,
Annemi de tanınmaz şekilde gönderdim. Tanıdığım için annemi evine aldırdım
Eş için talip olduğu kız kardeşim, dostum için ikna ettim.
Konuşma bitince iki dost birbirlerine sarılırlar. Orada ki davetliler kimisi ağlar, kimisi ya işin içinde dostluk olunca insanlar neler yapıyor.
Dostluğu yaşayamadım diyenler, iki çift sözüm var ona deyip kırdıkları gözlerinin önüne geldi kimisinin. Derin duygulara daldı kimisi.
Dostluğun lafla değil de işle ölçüldüğünü gördük dediler. Düğün değil sanki ömürlük bilgiyi iki konuşma sayesinde öğrendik. Nutukla dostluğun olmadığını bizde anlayalım.
Arkadaşlık fedakârlık üzerine kurulmuş duygudur. Yoksun olanlar dünyanın en fakir kişisidir. Arkadaşı çok olan da dünyanın en varlıklı insanıdır.
Düşünürsünüz bence okuyanlar olarak, iki kuruşluk menfaat için göz boyayanları. Kendim önce sonrası Allah kerim diyen güruh çok şimdilerde değil mi?
Arkadaşlık için denenin sonucunun hiçte öyle olmadığı anlaşılıyor.
7 Oca
Son günlerde, milleti etiketlemek, millete çeşitli lakaplar takmak moda oldu.
Kendi yaptıkları açık seçik hataların farkında olmayanlar, milletin çoğunluğuna “örümcek kafalılar”, “bidon kafalılar”, “göbeğini kaşıyan adamlar”, “cahiller” vb. aşağılama içeren lakaplar takıyorlar.. Daha sonra da bu ifadelerin milleti eleştirmek amaçlı ortaya atıldığını bile öne sürüyorlar.
Biz de hemen inandık.
“Göbeğini kaşıyan bidon ve örümcek kafalı cahil adamlarız ya!”
6 Oca
Rüzgâr kurumuş sarı yaprağı kaldırdı, adamım yüzüne kondurdu. Adam yaprağın kılcal damarlarını inceledi. Ölmüştü, ölüydü. Yaprağa doğru eğildi, ince dudaklarını araladı. Fısıltıyla:
—Benim yerime konuşabilir misin? Diye sordu.
3 Oca
kaç kişinin gözyaşları mürekkep
kaç kişinin kirpikleri kalem
yürekleri yazan
yürekleri kazan
3 Oca
Beni de bir Alevi baba olarak kabul edin.
Gündüzleri beli bükülene kadar çalışan, evine ekmek götürmeye uğraşan, elleri nasırlı Alevi bir baba….
Haftada birkaç akşam Cemevi’ne giderek tüm maneviyat düşmanlıklarına ve maddeci felsefelere inat “Allah Allah” diyen, “hu” diyen, “tövbe günahlarımıza” diyen Alevi bir baba.
2 Oca
rengâ renk bir gül bahçesinde
parlak yıldızlarda gökyüzünde
kızgın yakıcı temmuz sıcağında
güneşin her doğuşunda bir ihtimal
bir ümit diye seni yazarım
2 Oca
Doğdum bugün
Annemim yüreğinden
Babamın
Dualarından
Doğdum bugün
Ayrıldım
Bir mitoz bölünmeyle
Ruhlar sarayından
Doğdum bugün
Yürüyorum
Hâlâ
Yollarında ruhumun
Büyüyorum
Tutmuşum elinden
Ak sakallı
Umudumun
Galaksilerde
Seccademle
Uçuyorum
Doğdum bugün
Otuz Aralık
Yetmiş sekize bir kala
Babamın
Kucağındayım
Susmuş kevn u zaman
Farkındayım
Mütebessim
Gözyaşlarıyla
Mütemadiyen
Annemin
Umut gözlerinden
Akmadayım
Doğdum bugün
Kulağımda
Ezandan bir ninni
Davudi bir ses
Babammış belli
Sıcak bir nefes
Tekrarlıyor
Oğuz Oğuz
Yüreğimde çınlıyor
Yıllardır
Yaş şimdi
Yirmi dokuz
Yarınsa
Otuz
Doğdum bugün
İmzaladım
Kaderimi
Ve yüklendim
Sırtıma
Elli tonluk
Kederimi
Doğdum bugün
Babam yok
Yastayım
Kabusundayım
En derin uykumun
Telaştayım
Zirvesinde
“Ya annem de
Giderse
Korkumun”
Doğdum bugün
Gözyaşlarımla
Şu millet-i necibenin
Bağrında
Bir yetim gibi
Enin içinde enin
Asrın
En devingen
Çağında
Doğdum bugün
Doğdum bugün
Yoldayım
Kalabalıklar içinde
Bir başıma
Yalnızım
Yürüyorum
Son nefesi
Bilmiyorum
Hangi dostun
Yüreğinde
Hangi sözle
Veriyorum
Doğdum bugün
Bıkmadan
Her yürekte
Bir kez daha
Doğuyorum
SEVENLER
Bir kez değil
Her gün doğar
Biliyorum
Doğdum bugün
Bıkmadan
Her yürekte
Bir kez daha
Doğuyorum
30 Ara
Beni tanıdınız mı bilmiyorum? Ben çok kıymetli aydınlarımız tarafından “Göbeğini Kaşıyan Adam” olarak adlandırıldım. Hani her yerde, her gecekonduda, her dükkanda ve her piknik yerinde gördüğünüz; adı kimi zaman Hasan, kimi zaman Mehmet, kimi zaman da Ali olan o meşhur adam benim.
| KİTAP ARAYIN! |