20 Tem
VÜCUTTA İKTİDAR KAOSU. BAŞ, BAŞ MI KALACAK YOKSA AYAKLAR MI OLACAK?
Vücut sakinleri güne sakin başladı… Önce göz kapakları açıldı. Gözler dünün yorgunluğunu atmış ki, güne fıldır fıldır başladılar… İçeride de durum pek farklı değil. Vücudun aşçısı ve hizmetkârı kalp, çalışmasını hızlandırmış bütün organlara kan yetiştirmeye çalışıyordu. Gece onun için rahat geçmişti. Ama yukarıda şatosunda oturan beyin diğer vücut halkı kadar sakin değildi. Hatta sinirinden köpürüyordu… Sinirinin sebebi ise en aşağıdan yani ayaklardan gelen kokuydu… Bütün gece bu kokudan rahatsız olduğu için burunu geçici felce uğratsa da, yine de ayakların koktuğunu biliyordu. Ve çok kızıyordu bu duruma…
14 Tem
Genç kız, el aynasında makyajını kontrol etti; “-Gayet iyi.” dedi. Güzelliğinden emindi.Çevresindeki erkeklerin pervane olmasından zaten biliyordu güzel olduğunu. Hayatın tadını çıkaran, rahat yaşayan biriydi.
9 Tem
Adam küçüklüğünde ismini buğulu camlara yazardı. Ve ismi, buğunun çözülüşüyle birlikte camdan silinirdi. Yine de o, evlerde, otobüslerde, mağazalarda, bitimsiz bir hevesle, her bulduğu buğulu cama adını yazdı. Buğusuz camlarda, nefesinden yarattığı buğuya verdi nefsini. Ve sonra kağıtlara yazdı, ve sonra kumsallara ve sonra kitaplara… Ama yazdıkları, adını hiçbir zaman kalıcı kılmadı. Hiçbir zaman sonsuza taşıyamadı.
(more…)
16 Nis
Küçük bir kum tanesiydim,koca bir çölün ortasında.Etrafımda benim gibi milyarlarcası ile.Bir gün bir rüzgar sarstı beni,kaldırdı havaya ve götürdü istediği yere.Sonunda o da tükendi,bıraktı beni bilmediğim bir yere.Ve O’nu gördüm.İlk başta inanamadım,daha önce hiç bu kadar büyük bir kum tanesi görmemiştim.
Hemen yanımda ki bir kum tanesi bana seslendi;
-Şaşırdın galiba?
-Evet.Daha önce bu kadar büyük bir kum tanesi görmemiştim.
-O kum tanesi değil ki,o bir dağ.
(more…)
14 Şub
- …Yokluğuna bir gram mevsim değdi bugün. Yağan benim en viran olmuş, en senle dolu yanıma denk geldi. Yıkıldım ben. Seni en derinden terk ediyorum. Yani ellerinden…
Sebepsiz yere gidişini bir mektupla sebeplendirmek istemişe benziyor. Bu mektup elime geçtiğinde –hani olur ya- suç bendedir belki dedim. En büyük suçum ona ellerimi sunmuş olmamdı. Ellerimi anlayarak gittiğini gördüm ya… Duramam artık, gidiyorum.
6 Şub
I
—Gidiyor musun?
Ne çok şey saklamıyor gözleri. Gözler yalan söylemez ki… Söyler mi yoksa? Şimdiye kadar sevdiğini hiç söylemedi, değil mi? Sen ona söyledin mi?
Onu tanımadan ağzın kan kokuyordu. Ellerin de… Gözlerin kan çanağı… Ve onu tanıdın. O ses… Karanlık semanın gizemini taşıyordu geceden sana. Ağzından çıkan her sözcük, bir ananın bebeğine söylediği ninni gibi geliyordu. Onu dinlemiyor, adeta sesinin gizeminde eriyip akıyordun. Hiçbir şey anlamadan, çok şey anlamışçasına…
Ah o gözler… Bir bilinmezden bir bilinirliğe doğru yola çıkmanın acemiliği… Bütün kentleri bir kentte toplama isteğiyle dolu acemi güzellik… Gözlerini kurtaramadın gördün mü bak… Gözlerinden akan umutlar varlığını senden ona taşımıştı. Sen de kalanlarsa bir başına çocuktu. Oysa sen bir başına çocuk değildin. Başın bire bin artmış, yüzün bir mücahidin heyecanı ile mutluluğu tanımlayan bir bahar sabahı gibi ak pak değil, doğanın doğal yasaları gereği oluşan bulanık seldi (Bütün seller bulanık mıydı?).
31 Oca
Gökyüzü yüreğim gibi kapkara şimşekler sanki bana kızgıncasına ve belirsizce çakmakta her şimşek çaktığında korkum daha da artıyor.Aynı zamanda ruhumdaki belirsizlik dışada yansımakta üşümeye başladım.Her zaman yaptığım gibi kaçmalı sığınabileceğim bir yer bulmalıyım.
12 Oca
Kuıtuluş Parkı… Havuz kenarı ve havuzda yüzen balıklar… Bir bankta oturuyorum.
Yoksulluk sınırının altında kalan babamın emekli maaşı yetersizliği ve hükümet tarafından emeklilerin hala fazla maaş alıyormuş muamelesi görmeleri yüzünden sinirle yere tükürüyorum. Simsiyah bir tükürük yere düşüyor, düşerken yayılmaya başlıyor: Önce ayaklarımın altındaki yeri karartıyor, ardından karartı yükselmeye başlıyor ve topuklarımı, dizlerimi kaplıyor. Korku ve heyecanla yerimden fırlıyorum. Ama faydasız, karartı da aynı hızla bedenimi kaplıyor. Daha doğrusu bedenim karanlığa gömülüyor. Karanlık yükseliyor, ben alçalıyorum. Yüksek dağ başlarına bakıyorum. Her şey, her taraf karanlığa gömülüyor. Karanlık günışıklarını, bulutları yutuyor. Her şey bilinmezliğe bürünüyor. Başlanılan noktaya… Her şeyi başlatan ben değilim, bitiren de ben olmuyorum.
(more…)
2 Oca
Yine yaptın yapacağını değil mi? Umarım mutlusundur gittiğin yerde. Şimdi bana bakıp gülümsüyor, yine atlattım seni diyorsundur. Sevin, son kazığı sen attın bu defa. Tüm planlarımı altüst ettiğin için gurur duyuyor olmalısın. Hiç hesapta yokken tek kişilik seyircisiz bir oyunda yapayalnızım sayende. Cellat da benim kurban da bu sonu başından belli oyunda. Sürpriz oldu senin benden evvel gidişin… Bilmiyorum ne yapacağımı. Hem sana ne. Senden sonra tufan. Bıkmadın mı benimle uğraşmaktan. Tam dokuz yıl oldu. Birbirimize acıdığımız, nefret ettiğimiz, küfrettiğimiz, tiksindiğimiz, gizli gizli bir gün nefes sesini duyamayacağımız düşüncesiyle kahrolduğumuz tam dokuz yılın her biri için dokuz tahta çaktılar üstüne. Son tahta ile sen benden kurtuldun, ben yüzüne baktığım her saniye çektiğim tanımlanamaz azabımdan.
30 Ara
Yazmaya oturmak… Üretmek, kurgulamak… Birine, birilerine hayat vermek… Belki de kendini yazmak… Zaten bu hep böyle olmuyor mu? Ucundan - kenarından, kendinden bir şeyler katmak…İçinde yaşanmışlığın olduğu bir öykü. Neden olmasın ki!..
İşte önünde ak kağıt… Ve yaratılacak bir öykü çağrışımlar yapıyor…
Evet en zor an, başlamak…
Nasıl ve nereden?
Örneğin şöyle bir giriş olabilir;
(more…)
| KİTAP ARAYIN! |