19 Nis
I
Dudaklar yansa da dereler soğudu
II
Şarkılar söylüyor tarlakuşu
Geçerken hüzünlü gül sandıkları
Üşüyor anaların gözyaşıyla
Güleç göller, utangaç gökyüzü
Ve reçine kokuyor üzümler
Taneleri iri yar gülümsemesi
Güzdür şimdi anıları okşayan
III
Uçarken mavi gönül kelebeği
Evlendi, çoğalsın diye çocuklar
Ve bitti sevda, savruldu goncası
Ölü güller taşıyor koynunda
Ellerinde boş bir kuş yuvası
Güzel olsun diye meyveleri
Yaşlanan frenkincirleri, boz alıçlar
Gibi soldu her gebe kalışında
Ah hangi üzgün cephede şimdi
Uykusuz geceleri, can yongası
IV
Bir Yemen türküsü güz bahçesinde
V
Ve o bitmeyen kalp ağrısı
19 Nis
Dün arkadaşımı beklerken dikkatimi çeken bir konu oldu. Dikkatimi çeken olayı sizlerle paylaşmak istedim. Umarım sizinde hoşunuza gider.
Anlatacağım konu geleceğimizle ilgili. Kendimizden daha çok önemsediğimiz evlatlarımızla alakalı.
Bir gün önce dört çocuk yani ilköğretim öğrencilerimiz koşarak boylarının yetiştiği yere kadar direklere ellerinde ki, hazırladıkları duyuruları asılıyorlardı. Acaba astıkları yazının içeriği nedir diye, çok merak ettim. Öğrencileri tanıyordum. Tanıdığımdan faydalı iş yapıyorlar dedim.
Devamını okumak için bir tık yeterli »
19 Nis
Duyulmuyor dudağın derine yansıması
El ele duruşun yoğunluğu
Ve her yerde aynı ekmeğin kokusu
Elmanın ve öpüşmenin de
Ergenliğin tendeki esrimesi
19 Nis
Yaptığımız işin insanlara faydası olursa mutlu oluruz. Önce yer işgal etmek olmadan görevimizi ciddi yapmamız gerekiyor.
Yerel basının içinde olmam hasebiyle yazılarımı ve eğitime öğretime katkısı olacak şekilde planlarım.
Ağdalı kelimelerden kaçınırım. Faydası olmalı kullandığım köşenin, yoksa burada geçmişte çeşme başlarında yediğimi, içtiğimi anlatamam.
Devamını okumak için bir tık yeterli »
16 Nis
Küçük bir kum tanesiydim,koca bir çölün ortasında.Etrafımda benim gibi milyarlarcası ile.Bir gün bir rüzgar sarstı beni,kaldırdı havaya ve götürdü istediği yere.Sonunda o da tükendi,bıraktı beni bilmediğim bir yere.Ve O’nu gördüm.İlk başta inanamadım,daha önce hiç bu kadar büyük bir kum tanesi görmemiştim.
Hemen yanımda ki bir kum tanesi bana seslendi;
-Şaşırdın galiba?
-Evet.Daha önce bu kadar büyük bir kum tanesi görmemiştim.
-O kum tanesi değil ki,o bir dağ.
Devamını okumak için bir tık yeterli »
12 Nis
Dün uzaklara gittim. Hem de çok uzaklara. Dostumun babası, dönmemek üzere yola bizden önce çıkmış. Ayrılık var, ama üzülüyoruz.
Yakın sanılır bazen uzaklara yolculuklar, ama gerçekten konuşma yoktur. Mekân yakın olsa da görüşme şansını yitirmiş oluyoruz. Çünkü dünyalarımız farklılaşmıştı.
Gittiğimde ölümle yüzleştim. Kendimi hesaba çektim. İnsanın aklına ölüm uzak gibi geliyor, aslında en yakın dostumuzdur bizim, ölüm gerçeği. Nedense unutuyoruz, en yakın dostumuzu, yani ölümü.
Devamını okumak için bir tık yeterli »
12 Nis
Sevginin nasıl büyüdüğünü ve nasıl büyütüleceğini birçoğumuz maalesef bilmiyor. Özellikle ben bilirim, ederim diyenlerin olması da şaşırtıcı değil mi? sizin çevrenizde de mutlaka bu tür insanlar vardır.
Bitkiler âleminde ki, bir sevgiye cevap vermenin cezasını hepimiz düşünelim. Karşılık verilmeye sevgiye bir hikâyeyle sizlere anlatmak isterim. Maalesef anlama yeteneği gelişmiş gibi görünüp de anlama idraki olmayanlara sözüm yoktur.
Devamını okumak için bir tık yeterli »
12 Nis
boğazımı yırtan bir sessizliğin ucunda hayatımın en yalnız zamanlarıve ben yüzü aydınlık günlerin geceye battığı vakitteyimgökyüzüne esaret sisli yıldızlar oynaşıyor alaycı ışıklarıyla hüznümdebaşrolü kapmıştı zaten yokluğunoynamaktan yorgun düşmelerine inateskimiş kelimeleri her gün temize çekerekyineliyor acımasız savunmasınısahnede ışıklar üstündeyken ne kadar sahte duruyor oysademek ki gitmenin hakkını vermeden çarpmışsın kapıyı alnımaki hala vuruyorsun kuru dalgalarla koylarıma. ne güzelde duruyordun anlattığın sen’lerdesuss,dediğim vakitlerde bilmezdin ki ne çok ’sen’ bulurdum içindesustuğun kadar çoktun bendekonuştuğun kadar yordun emeğimiama sen hiç bilmedin benim de sustuğum zamanlarda seni ne çok sevdiğimi. şimdi beni ,hangi iz’imden kusuyorsun hatıraların üzerinehangi uçurum kıyısı soğuklara üşütüyorsun emanet’im gözlerimisöz vermiştin,hep taşıyacaktın bana dair sözlerinitutuyor musun düş’melerimi ayakta?hala yüreğinde yer var mı bana dair ?günlerin eskittiği bir benduruyor mu hala başucunda? kutuplar vuruyor üzerime üzerime,üşüyorumöylesi dayanılmaz bir ayaz ki yalnızlığımaralıksız aralıklar büyüyor dört köşemdebuz kesiliyor aklımda sessizlik vakitleribilmem hangi şairin can yakan kaçınıcı mısası vuruyor dilimeama söyleyemiyorum,susuyorumdiziliyor boğazımadolanıyor seslerime. uykularım uykusuz kalıyor gecelerigözlerime birikmiş bakışların üzerime üzerime yağıyor ferfecirdesırılsıklam bir ’sen’ oluyorum yinegırtlağıma kadar aşka batmanın bilmezzliğiyletalan edilmiş duygularımın bozgunu var hücrelerimdemartılar ölüyor şehrinden firarive ben martıların geldiği şehir kadar çürüyorum kendimeşehrinin engini kadar ölüyorum belkide.
9 Nis
Hayat beni ne kadar zorlasa da seçeneklerim her geçen gün azalsa da içimde yaşama karşı olan savaşım durmaksızın devam ediyor. Bu savaşta çok büyük değerlerimi kaybettim. Biliyorum kaybetmeden kazanamam. Bu savaş öyle bir savaş ki rüyalarımda bile devam ediyor. Neredeyse bütün hayatımı esir etti. Nereye gideceğimi ve ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Hayat tam bir bilinmezlik, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamak nerdeyse imkânsız ama tek bildiğim gerçek var o da bu bilinmezliğin içindeki tek doğrunun benden başka hiçbir şeyin olmadığı, yukarıda rüyalarımda bile savaşımı devam ettirdiğimi söylemiştim. Geceleri gözlerim yorgunluğa yenildiği zaman bir anda kendimi okyanusun tam ortasında kürekleri olmayan bir sandalın içinde buluveriyorum. Bütün her yer masmavi yer ile gök sanki dans edercesine birbirine sokuluş güneş de onları kıskanırcasına denizini ve gökyüzünü seyretmekte bir anda esen rüzgâr ile beraber bembeyaz bir yelkenin açıldığını fark ediyorum. Rüzgâr beni okyanusa bilinmezliğe doğru sürüklüyor. Ellerimi denize doğru uzatıp durdurmak istiyorum ama sürüklenmekten başka hiçbir çarem kalmadığının farkına varıyorum. Bu bilinmezliğe doğru olan yolculuğumda nereye doğru gittiğimi bilmiyorum aslında bilmekte istemiyorum. Önemli olan bu yolculuk boyunca beni ne gibi felaketlerin beklediği ve ne zaman bu sandal ile beraber okyanusun derinliklerine doğru yolculuğumun son bulacağı
7 Nis
İnsanın tanınması ne kadar güzel duygudur. Size ulaşmak için çalışanların olmasını öğrenince ve konuşmak isteyenlerin can atmasını, yaşayınca insan duygulanıyor.
Yeni tanıştığım çok olgun genç, utanarak sizi tanıyorum dedi. Daha önce yüz yüze hiç karşılaşmadık. Nerden tanıyorsun dedim? İnternette giriyorum, orada yazılarınızı gördüm ve bu yazı yazan insanınla konuşsam diyordum, dedi. Allah ‘a şükürler olsun demesin mi?
Sizin görev yaptığınız kuruma giderken, bizim evimizin yanından geçiyorsunuz, geçerken diyordum ki, internetteki sayfalarda ve yerel gazetelerde yazılarını gördüğüm ilçemizde yaşayan kişi bana selam verse dünyalar benim olacak diyordum. O kadar değil, çok önemli insan değilim.
Çok merak ediyordum, dedi. Doğrudur, bende şu an bulunduğum ilçeye geldiğim zaman, ilçede yayınlanan gazetenin köşesinde yazarlık yapan yazarı ve haberlerini yazan yazarıyla selamlaşmak için fırsat kollamıştım.
Tanışmak isteyen genç, kendisini çok şanslı düşünüyordu. Sanki iyi insanmışım gibi. Ben sadece bir insanım farkım yok dedikçe, olur mu diyordu? Belki haklıydı. Kendisi oldukça mahcup gençlerimizden. Düşüncesinin saflığını gördüm doğrusu.
| KİTAP ARAYIN! |