Sıkıntının Öğretisi

Sıkıntı tam bir baş belası. Günün en güzel ve verimli saatinde, simetri hastalarının düşünmekten kendilerini alamadığı bir çerçevenin yamukluğu gibi, takılıyor günün ortasına. Yapış yapış bir buhar her yanımızı sarıyor. Kahrolası, günün en güzel saatinde geliyor.

Bir toplantı çıkışı yakalıyor beni, omuzlarıma çöküp yalnızlıkta duraklatıyor o baş belası. Çevremdeki renklere veremiyorum kendimi, çayın tadını alamıyorum. Kahrolası, günü en güzel yerinden bölüyor.

El yordamıyla tutunuyorum hayata, yolumu hep el yordamıyla bulurum. Antenlerim bir an kapalı olsa, bir duvara toslamamam sadece şans işidir. El yordamıyla yazarım ve bilmem ne yazdığımı. El yordamıyla tanırım insanları, önce sezgilerim tanışır, sonra ben tanırım. El yordamı bilgilerle büyütüldüm ve sezgilerimle bir okul bitirdim –çünkü ezberle okul ancak kaç yılda bitebilir?

El yordamıyla alt etmeye çalışırım sıkıntımı. Öyle inatçıdır ki bu sıkıntı, zihnimi yormadan gitmez, illaki beynimi de işin içine karıştırır; ruhumu yorduğu yetmezmiş gibi.

Bir toplantı çıkışı yakaladı beni sıkıntı. Görev dağılımlarını yapmıştık ve bir üye beğenmedi görevini. Al sana sıkıntı! Hem de yok yere. Bir arkadaşın(!) hakkımda yaptığı dedikoduyu duyunca önce şoke olmuştum, sonra… Yine sıkıntı! Sonra yine bir gün yarım bıraktığım bir iş sıkıntı oldu, ve daha sonra bir gün, yine dost kazığı yediğimi düşünmüştüm.

O kadar çok düşünüyoruz ki küçük küçük sözleri, bu arada kaç bahar tozu uçuşmuş, kaç deprem olmuş, kaç faili meçhul cinayet? O kadar büyük düşünüyoruz ki kendimizi, toz bile konduramıyoruz, hep kalplerimiz temiz… Ve o kadar erdemliyizdir ki, bizden başka herkes hatalı…

Sıkıntım egomun üstüne tahtını kurup yayılırken, egomun gözünde yitirdiğimi sandığım kişisel küçük zaferlerimle eğleniyor aklımın küçük bir bölümü. Belki de bu, hep doğruyu söyleyen kısmıdır beynimin, kim bilir? Küçümseyen kahkahasıyla soruyor içlerden: “Kimsin sen?”

-Ben benim.

-Ben dediğin şey kim?

-E, ben… çalışan, didinen, düşünen, şu meslekte, şu yaşta bir anneyim.

-Hayır anlamadın! Sen… kimsin?

Sıkıntım, egomu ayakları altında ezerken gittikçe küçülüyor egomun gözündeki “ben.” Ben kimim? Bir fani, bir insan… Ama kimim ben? Diğer kişilerin “ben”lerinden beni ayıran şey ne? Bir mü’min? Bir feminist? Bir liberal? Bir faşist? Bir melankolik? Bir megaloman? Bir kadın? Bir idealist?

Hayır! Hiç biri ben değilim ve bazen, bazı zaman ve mekanlarda hepsi de benim.

Peki gerçekten kimim ben? Sıkıntım egomu bütün bütün yutup geğirirken sesleniyor bana usumun en haylazı. “Bir damla! Sadece bir damlasın sen, büyük bir bütünün parçası ve sen olmasaydın, bütün tamam olmayacak, deniz bir damla eksik kalacak. Yalnızca bir damla! Fazla büyütme kendini; büyütme ki fazla incitmeyesin kendini.”

Bir anda aklımdan geçiveren bu bilgece sözleri kağıda dökerken, sıkıntımı da benimle birlikte yazar buluyorum. Ne kadar büyütürsem hayatımı, o kadar büyüyen bir sıkıntıyı küçültmek için, küçültüyorum kendimi. Ben küçüldükçe toza dönüşen sıkıntım uçup gidiyor benden uzağa. Günün en verimsiz saatinde geri alıyorum kalan günümü.

Bir zerrecik damlayı düşünerek, damlaların en faydalısı olmayı diliyorum Rabbimden.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Deneme
  • hüseyin akın’a küçük bir ricadır

    bu aralar dergi takip etme isteğim kabardı. bundan bikaç yıl önce dergileri bayilerde arama gereği duymadan okulumda ve çevremde bulabiliyordum. açıkçası şimdilerde aranacak dergilerden bihaberim. sayın yazar abimiz hüseyin akın’dan dergi tavsiyesi beklemekteyim…bunu dikkate alırsa çokça sevineceğim.

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 3 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Çocuklar Doğuştan Bilim Adamıdır

    Bir okulun duvarında büyük harflerle şöyle yazıyor.

     “HEDEF EĞİTİLMİŞ İNSAN, ÇAĞDAŞ EĞİTİM.”

    Bir defa çocuk gözüyle bakalım. “Hedef Eğitilmiş İnsan…”  “Demek ki,” diyecek çocuk:

     “Beni burada eğitecekler, şekillendirecekler, benim ne düşündüğüm, kim olduğum önemli değil, ben bir hiçim.”

    Yani pozitif bir etki uyandırmaz çocukta bu. 

    Sonuçlar zaten ortada. Proje geliştiremeyen, uluslar arası kabul gören bir marka üretemeyen bir toplum olduk çıktık. Sonra da OSS’de sıfır çeken öğrencileri, öğretmenleri suçlarız. Yaklaşımda bir yanlışlık olduğunu görmek istemeyiz. 

    Oysa o okulun duvarında şöyle yazmalıydı:

    “ÇOCUKLAR DOĞUŞTAN BİLİM ADAMIDIR”

    Ne kadar pozitif etkisi var değil mi? Çocukta bir değerlilik, özgüven duygusu geliştiriyor. “Ben” diyor çocuk, “önemliyim, bir şeyler yapabilirim!”

    Bireyin ve bilişimin çağında bu şekildeki yaklaşımın kendi çağdaş olduğundan ayrıca “ÇAĞDAŞ EĞİTİM” diye belirtmeye bile gerek kalmayacaktır

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 22 Yorum
  • Kategori: Deneme
  • Gidebilmek isteyenlere kılavuz…

             “Erenler dergahında davetiye olmaz” derler sanırım. ” Sanırım” çünkü yaşım bilmek için bir hayli küçük. Şöyle bir düşünelim bakalım: Bir etkinlik var bir festival yani ve bu festivalden bizim elde edebileceğimiz bir çok şey var ki aralarında bazı bazı tanıdığımız kimseler de var. Tek eksiğimiz davet edilmemiş olmamız.  Davet; yine sanırım Arapça’ dan dilimize yerleşmiş bir kelime ( Da’vet: Çağrı, çağırma). Yani bize hiçbir çağrı da bulunmadılar. Böyle bir etkinliğin içerisinde yer alamıyor (gidemiyor) oluşumuzu hangi makul gerekçe ile davet edilmemiş olmamıza dayandırabiliriz ki. Hele hele bu işe gönül verdiysek (ki artık etkinlik ne ile alakalıysa) böyle bir etkinliğe gidememek kuşkusuz imkansızdır. Bilmiyorum ne kadar açık oldu bu kelime: “İmkansız”. Yani gitmekten başka bir ihtimal düşünülemez. Biraz fazla dağıttım toplasak iyi olucak.  Sizi toplamaya davet ediyorum.  Sanki davet etmesem siz hiç bir tepki de bulunmayacaksınız. Hatta bakın hiç bir koşul da aramadım bu daveti gönderirken. “Yapmayın Allah aşkına bunun da daveti olur mu” demeyin neden olmasın? Bir şiir etkinliğinden davet beklemek gelmeyince de sanki bu şiir etkinliğine gidebilmenin tek şartı davetmiş gibi bu nedenden ötürü o etkinliğe gitmemek, bir de bu davetin ön koşulu olarak kitaba sahip olmayı öngörmek, ….vs. vs. vs. bunlar oluyor. Bu kadar cellat yürekli olmamak gerek. Bırakalım cezaları giyotinler versin. Şiir yazmak zordur ama söz söylemek kolay. Zor olanı yapmanın yakıştığı insanlar elbetteki söylediklerinde de zor anlaşılmaktadırlar. Ama yine de zor olanı yapmakla ilgilenmeli “insan”.  Tıpkı sevdiğimiz bir abimizin sözü ile ” beşer tünelinden insan istasyonuna”.  İnsanlar kendilerini bir takım ön koşula bağlı olan davetlerle değil kendi potansiyelleri ile bulmalılar. ” Ne ekersen onu biçersin” mantığını sanırım şu şekilde anlamalı: ” Biz ne yapıyoruz? Ne bekliyoruz? “. Bir işin ehli olmak hayatta başarı için asla yeterli değil desek mi? Diyelim; çünkü nice bilim adamları vardır ki o keskin IQ larına rağmen EQ larında bir hareketlenme olmamaktadır: Yani insan olarak asıl başarı Batı’ nın ön plana çıkardığı zeka ile sürekli üvey evlat muamelesi yapılan EQ’nun ( duygusal zekanın ) birlikte işleyebilmesini sağlamaktır. Bir kez daha yani başarı sosyal ilişkileri ne denli gerçekleştirebildiğimiz ile alakalıdır. Gidebilmek isteyenlere duyurulur… STOP.             

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Deneme
  • biraz şaşkın biraz içim burkularak dokunuyorum klavyeme, henüz üye olduğum blog da ana sayfada değil de yorum kısmında “incil okudunuz mu” yazısını görünce ne hissedebilirim ki başka? Oysa aramızda o kadar çok dindar arkadaşımız var ki aylarca eline Kuran alıp okumamış, okumayı bildiği halde. Ya da merak edip açmamış, çocukluğunda mahalle imamından öğrendiği kitabın kapağını. Oraya konulacak linkin olsa olsa “bu gün Kuran okudun mu, havaya ve suya, kadına ve erkeğe, arıya ve kelebeğe, yazıya ve şiire kitabımızın tarifiyle bakmayı denedin mi” linki olmalıydı, bize yakışan bu olmalıydı. Çünkü gerçek incil ne diyorsa Kuran da onu söylüyor, hatta fazlasıyla…Bilmiyorum, sayın moderatör, bunun bir hack leme olduğuna inanmak istiyorum………………

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 8 Yorum
  • Kategori: Blog
  • kiramen katibin de bu sitede!

    Evet internet bir imkandır ama hakaret edip vurup kaçma imkanı değil. Hiçbir şey söylemeyip söylüyor gibi yapma imkanı hiç değil. Şimdi bu nereden çıktı derseniz, epeyidir boşta bulunup seviyeli addettiğim siteleri geziyorum, bir gürültü bir gürültü ki sormayın. Kimsenin kimseyi dinlediği falan yok.Üstelik islami hassasiyetle yola çıkmış siteler bunların çoğu. Gıybet mi istersiniz, küfür mü, hakaret mi? Sanki herkes elbirliği etmiş freud’un tezini haklı çıkarmaya çalışıyor da net ortamı bilinçaltındakini kusmaya yarıyor. Sevgili beyler,saygıdeğer bayanlar diye bağırmak geliyor içimden ama kimsede beni dinleyecek kulak olmadığı için sesim oracıkta buhar olup uçuyor. Bir de buradan seslenmeyi deniyorum,diyorum ki: Nette de kul hakkı vardır, kiramen katibin buralara da uğrar ve onun da klavyesi vardır. Dergibi bu tür seviyesizliklere asla prim vermeyecektir ve vermez de. Eğer böyle bir durum olursa en kötü ihtimal sine-i reel dünya’ya döneriz. Eleştirilerimiz öğretici ve yapıcı tarzda olursa bir şey yapmış ve zamanımızı boş yere harcamamış oluruz. Şunu bir kez daha yineliyorum ki, nette netlik yok!

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 1 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Bir Şiir Festivaline Gidememek

    Bir şiir kitabım bile olmadı benim. Şiir kitabım olmadığı için şiir festivallerine çağıran da olmadı. 

    Bir dostumdan ödünçlemeyle kitabını istedim vermedi. Kendime küstüm ben de. “Niçin bir şiir kitabı bile çıkaramadım” diye. Oysa benim de o şiir festivaline giden şiirciler kadar güçlü bir narsisliğim vardı. Tamam kabul ediyorum, şiirlerim güzel değil. Fakat çalıp çırpmıyorum hiç değilse. Seneye yol parası bulup ben de gideceğim şiir festivallerine, tabii ki bir de tanıdık ayarlayabilirsem…  Acaba beni görüp terk etmek isteyen şiirciler çıkacak mı o güzelim “pilavı kıt”  dedikodusu bol şiir festivallerini, bir kitabım bile yok diye.  “Şairsen ispatla, haydi göster şeyini, kitabını” derler mi acaba? Neyi, kime ispatlayacaksam bir de!

    Bir teyze, geçenlerde çocuğuna demiş ki : “Sen yoksa şiirci mi olacaksın oğlum, kendi kendine garip pozlara giriyorsun.”  Okuma yazması olmayan bir teyze, aslında seçkin şiircilerin kendi kendine böbürlendiğini nasıl da kolayca anlamış değil mi sevgili dostlar?

    Ben çok kızıyorum cin olmadan çarpmaya çalışanlara. Şiiri tanımadan, şiirin ne demek olduğunu öğrenmeden şairlik iddiasıyla kendini garip pozlarla tatmin eden zavallı şiircilere öyle kızıyor, öyle acıyorum ki… Biz şiir yazdığımızı, şiirsever olduğumuzu utana sıkıla ifade ederken birileri çıksın, alt alta üç beş anlamsız laf sıralasın adına da “şiir” desin….( Bu anlamsız laf kalabalığı İkinci Yenicileri taklit etmek şeklinde yapılıyor genellikle. ) Utanmadan bu tür zırvalıkları kitap haline getirip caka satsın bir de. Bir okur olarak karşı çıkıyorum ben buna. Sonra bu da yetmesin gittiği şiir festivallerinde şiire önem verdiği ve gerçek şaire saygı gösterdiği için kitap çıkarmaya çekinmiş şair adaylarına da laf yetiştirsin: “Kitabı var mı bunun? Kitabı yoksa niye gelmiş buraya? Bir daha bunlar gelirse ben gelmem!” 

    Aman ne olur gel. Biz ne yaparız siz gelmezseniz? Şiirsiz kalırız, sizsiz kalırız. Engin bilgilerinizden istifade edemeyiz. Aslında ben biliyorum sizin gibi şiircilere söylenecek sözü ya neyse bende kalsın.

    Çocukluğum büyük şairlere imrenmeyle geçti benim. Hala şair olarak tanınmış her kim olursa olsun benim ilgimi çeker. Saygı duyarım ben şairlere. Çünkü onlar başka bakarlar dünyaya, bön ve bayağı değil. Herkesten farklı görür, farklı duyar; kendinde kalanı da farklı dökerler söze. Daha önceki söylenenleri değiştirip ilk defa yazılmış gibi öne sürmezler.

    Şairleri saygıyla selamlıyorum, şiircileri değil. 

    Ferhat Efe Sorel

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Deneme
  • Manken ve oyuncu Hande Ataizi, sevgilisi piyanist Fazıl Say’dan kendisine her gece Cemal Süreya şiirleri okumasından sıkıldığı için ayrıldığını açıklamış. Edebiyatseverlere bunu bir not olarak geçelim istedik!

    İşte sözkonusu haber!

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 2 Yorum
  • Kategori: Polemik
  • Çok kıymetli dergibi okuyucuları, ben de sizlerin arasına katılmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Yıllardır internet dergiciliğinde başarılara imza atmış sevgili Melih Bayram Dede beyefendiye blog.dergibi yolculuğunda da başarılar diliyorum. Geçtiğimiz hafta sonu Balıkesir-Dursunbey Belediyesi’nin düzenlediği 14. Suçıktı Şiir Günleri’nden henüz döndüm. Yine dostlarla, suyun ve yeşilin ortasında şiirin tadına vardık. Ben özellikle Adem Turan, Hüseyin Akın, Mehmet Aycı, Mehmet Can Doğan ve Hicabi Kırlangıç beyefendilerden günün yorumunu okumak istiyorum. Saygıyla muhabbetle

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 5 Yorum
  • Kategori: Blog
  • aradım hem de çok!

    selamlar. pierre loti’nin madam krizantem kitabını şiddetle aramaktayım bu kitabı gören ya da duyan olursa istediği bir kitapla değiştirmeye hazırım…

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Blog

  • Üye Girişi





    Bağlantılar




    Arşiv



    KİTAP ARAYIN!




    Alexa Rating