9 Eyl
Aksi takdirde yapamadıklarımız bize yapabildiklerimiz gibi gözükebilir ve sonuçları ciddidir. Sonuçlar mı? Blog Dergibi’ de ortaya çıkan bu durum…
Kara gözlüm, güzel yüzlüm
senden ayrılalı, günlerdir
hayat bile oldu ölüm (yorumsuz):)
8 Eyl
Blog Dergibi’ ye şiir gönderilmesi hususunda son zamanlarda yazılanların haklılık payı olduğu söylemeden geçilemez. Evet bu bir manifestodur. Şiir ile bir takım cümle kurulumlarını birbirinden ayırt etmenin sanırım zamanı gelmiştir. Sevmek, sevilmek, hoşlanmak, duygulanmak, üzülmek…vs. Bu halet-i ruhiyeler, şu kısa ve bir o kadar uzun hayatımızı renklendirmektedir kuşkusuz. Ancak heyhat, yaşadıklarımızı ya da yaşamak istediklerimizi cümlelere dökmek şiir değil ki bunu hepimiz biliyoruz zaten. Ama neden bilmiyor gibi hareket ediyoruz? Arkadaşlar, kadim dostlar benim altı yaşındaki yeğenim de şiir yazıyor. En azından o “şiir yazıyorum” deyip yazıyor. Ancak dikkat edin o altı yaşında! Şimdi gelelim daha büyük yaşlarda olanlara. Mesela 20 li yaşlara: Ergenlik dönemleri. Yine hepimizce malumdur o dönemler. Denizin en dalgalı olduğu zamanlar. Elbette hayatın bu dönemlerini her sağlıklı insan geçirecektir ama bu dönemler gerçekleri görmeyi engellememeli.
8 Eyl
İyi ki bir kaç şiir yazıldı buraya. Madem burada tartışalım istiyorsunuz yalnızca, hadi tartışın da bizim de cehaletimiz silinir belki.
7 Eyl
-Her ne kadar Dergibi kadrosuna bu yönlerinden dolayı gönül koysak da…-
İnternetin edebiyat çöplüğüne dönmesine bir katkı da (!) biz sağlayalım istedik ve de Viran ve Bahar’ı çıkarmaya başladık. Biz de birçok emsalimiz gibi edebiyatseverler kadrosundan edebiyatla uğraşıyoruz. Yani bir kısım büyüklerin tabiriyle acemiyiz.
Şu internet bizimle edebiyat çöplüğüne dönüşecekse ne yapalım dönüşüversin…
Ama biz içimizdeki yelkenlileri okyanuslara salıverelim…
Herkesi okumaya ve yazarak katkıda bulunmaya bekleriz…
(sitem koksa da bu mesajımı yayımlayan blogdergibi’ye teşekkür ederim…
Adresimiz: www.viranvebahar.com
7 Eyl
İnsanlar neden olduk olmadık yerlerde şiir yazmaya çalışırlar. Acaba kayda değer hiçbir yere yazamadıkları için mi yoksa alışkanlık, yüzsüzlük gibi bir şey mi bu? Ve yine yoksa şiirlerini yayınlatabilecekleri ortamdan mı yoksunlar? Kimisi için şu sebepken kimisi için bu sebeptir kuşkusuz. Sözüm meclis de dahil olmak üzere herkese. Henüz apalamakta olan sâbilere yardımcı olmak, onların herşeye rağmen yapmaya çalışıp da yapma şerefine nail olamadıkları hakkında biraz bilgi sahibi olmak… Üzgünüm sanırım çok şey istedim. İşte bu isteğin bir hayli imkansız olmasından ötürüdür ki… Naçar!!! İnsanların bu tür yönelimler göstermesi tabîî. Evet, yazılanların ne kadar şiir olduğu tartışmaya açıktır kuşkusuz. Ancak bir takım kelime veya cümle topluluğunu bir araya getirenlere karşı ( ki estetik açıdan güzel de olsa çirkin de olsa ) biraz anlayışlı biçimde bu işi ne kadar yapabilmişler bunun tespitini ortaya koyabilmek sanırım daha olurdur. Dergibi’ nin manşetinde yer alamamak sadece ara sayfalarında kalmak kimilerinin sahipsizliğidir. Cami avlusuna bırakılan çocuk olmak ayıp değil böyle acımasızca bir davranışı yapmak sanırım ayıpla iştigaldir. Bunları ister ukala bir insanın bilmiş sözleri olarak değerlendirin isterse çok isteyip de hiçbir baltaya sap olamamış bir adamın bağırıp çağırmaları olarak değerlendirilsin.
Sözüm meclis de dahil olmak üzere herkese…
7 Eyl
sevgili dostlar
kesinlikle kimse alınmasın üstüne,ancak blog amacından kayıyor gibi , bu blog son örneklerde olduğu gibi, herkesin aklından geçeni şiir adı altında yazacağı bir yer olmaya başladı, dikkat edin son yazılanlara da yorum yok veya yok denecek kadar az. bence güncel olaylar, haberler, edebi konular vs üzerinde yazı ve yorumlar daha yararlı olacaktır. yoksa hemen herkesin kınadığı, “internette yüzlerce şiir sitesi, yüzbinlerce şiir diye yazılmış şeyler var” meselesi bizim blogda hepsinin önüne geçecek..kınadığımız başımıza mı geliyor ne….. her neyse, herkese bol yorumlu günler dilerim.. muhabbetle
7 Eyl
(Bu yazıda bilinçli olarak kullanmadığım ünlü harfi bulun bakalım!)
Bazı zamanlar uyuyası vardır insanın..Tüm olaylardan, kavgalardan uyuyası vardır..Yaşamaktan, korkmaktan, açlıktan, anasızlıktan, babasızlıktan uyuyası..Bu adam niçin “uyumak” fiilini kullanıyor tarzı bir soruyla muhatap da olabilirim..Yanıtım hazır. Uyumak kaçışların kaçışıdır çünkü..Çünkü uyku, tüm sorunlarımızın çözüldüğü yanılsamasını tattırır bizim için çoğu zaman.Çünkü uyku “bizi” bulmamızın sonsuzluğumuza yolculuğumuzun da anahtarıdır.Şuuraltı muamması, biraz da uykularımızda gördüğümüz “rüyalar” dizi filminin zihnimizin soyut ambarına tıkıştırdığı soyut mallar çarşısı olarak anlaşılamaz mı?Çok mu zorlamalı bir yorum oldu bu yoksa?Şuuraltı çarşısında da umumi olarak “biz” satılmıyor mu?Duygularımız, korkularımız, aşklarımız tüm biz, bölüntüsüz biz.
6 Eyl
bir boran vakti düştüğünde kış yollarıma
soğuktan buz kesen ellerim uluşurken usul usul
özgürce uçan bir kartalla süzülüyordum karlar arasında
bozkurt rehberimdi, sevdiğim iniydi tek sığınağım
düşlerimin izini kapatırken fırtına yarında
insanlığımı unuttum ben, kimliğimi de kurtlar arasında
sevmek yaşamaksa ben ölüydüm belkide buz kesen havalarda
yazım kışım olamazdı eminim, benim güneşimde yoktu dünyam karardığında
yıkık kentte filizlenen bir çiçektim belki de, hiç görmediğim düşlerle
kurtların sevgisi ısıtırken yüreğimi, ben kimdim hiç bilmedim.
belki de mavisiyle yeşiliyle renkten renge giren dünyaya hiç gelmedim.
6 Eyl
Nedir bu kelimeden alıp veremediğimiz, anlamıyorum. Şu dünya üzerinde bir nesneye, sanata, edebiyata “klasik” deyip aşağılamak millet olarak bir bize nasip olmuştur galiba.
Klasik bir yazı, klasik bir şair, klasik bir dergi, klasik bir hediye…
Okulda çocuklara hediye almak istiyorsunuz. “Kitap alsak nasıl olur?” deyince karşınızdaki arkadaşınızın yüzü buruşuyor, bu uygunsuz teklifi çok acayip bulmuşça konuşuyor: “Kitap çok klasik bir hediye değil mi?”
Bir dergi yayın hayatına bin bir ümit ve emekle ‘merhaba’ diyor. Kalantor bir derginin editör ü azamı da değerlendiriyor: “Çok klasik! Yayın hayatına yeni olarak katacağı hiçbir şey yok.” Nedir bu yeniyle derdimiz? Yenilik derdiyle girmediğimiz abukluk, yapmadığımız ucubelik kalmadı.
Üzerinize yeni bir takım elbise almışsınız. Taptaze bir heyecanla, çocukların bayram sabahı duyduğu o çocuksu telaşı kırk yılda bir yaşamanın tadı damağınızda, iş yerine gidiyorsunuz. İlk tepki: “Yeni takımın hayırlı olsun. Yakışmış ama çok klasik!”
Hay kafana “klasik” kadar taş düşsün!
Klasiği, tekdüze yapmış, sıradanlaştırmışız. Aleladeyle, bayağıyla aynı kefeye koyuyor, hepsini bir kalemde siliveriyoruz. Tabii burada en büyük zulmü de yine klasiğe yapıyoruz.
Oysa klasik başlı başına bir devlettir. İlk akla gelen ve işin erbabının aşina olduğudur. Geçmişi yüzyılları aşan, köklü ve soylu bir gelenekten gelir. Zaman değirmeninde öğütülemeden, sapasağlam kalmıştır. Belki onun ilk ortaya çıktığı zamanlarda başkaları da vardı ama onlar da tıpkı şimdi yeni diye sarıldıklarımızın akıbeti gibi unutulup gittiler. Kimsecikler tarafından hatırlanmıyorlar.
Suya yazılan yazıdır yeni denen! Sabun köpüğüne benzeme ihtimali çok ama çok yüksektir. Uçup gider. Ne gölgesi kalır geriye ne de kendisi…
Hele cips çağında büyük bir risktir yeni.
Klasiği bilmeyen ortaya sağlam bir yeni koyabilir mi?
Kesinlikle hayır!
Bugünlerde bu gerçeği atlıyoruz. Bugün ve her zaman yeni şeyler kurmaya, yeşertmeye çalışan şair-yazar herkes klasiği, geleneği çok iyi bilmek zorundadır. Yeni adına, yenilik adına ortaya çıkanların büyük bir kısmı yeni diye ortaya koyduklarının geçmişin basit bir kopyası olduğunun farkında bile değiller…
Klasik, muhkem bir kaledir. Sağlam, sapasağlam… Onca hadiseden sıyrılmış ve bugüne gelmiştir. Bugünden de büyük ihtimalle geleceğe yürüyecektir.
Buradan bir kısım ekâbire âcizane bir tavsiyem olacak:
Bir eseri, yayını küçümseyeceğiniz zaman lütfen bu kelimeyi kullanmayın! “Basit ve bayağı” deyin. “Erir, gider; tutunamaz.” deyin ama ‘klasik’ demeyin. Bu kelimenin arkasında pırıl pırıl duran hakikat, hem sizi hem de sizin gibi pek çok yeniciği eskitecek ve tarih mezaristanına gömecektir.
Son olarak konunun biraz dışında kalıyor ama söylemeden geçemeyeceğim. Eğer bir kimseye hediye almak istiyorsanız ve de bu kişi bir gençse bence ona alacağınız hediyelerin en güzeli bir kitaptır.
Çünkü kitap, çok klasik bir hediyedir…
Not: Yazı Viran ve Bahar E-dergisi’nin eylül sayısında yayınlanmıştır
6 Eyl
Sensiz öleceğim
Çok sevdim seni ben
Sen bunları bilemeyecek kadar kördün
Yüreğimde öyle bir acı düğümlendi ki
Ne ağlayabiliyor ne de düşünebiliyorum
Günden güne hasretin kor olup
Yakıp tüketiyor bu bedeni.
Çiçekler açar bahar gelince
Sular dağlardan coşarcasına akar
Bir kuzu anasına koşar
Benimse ne açacak bir tomurcuğum
Ne koşacak bir bekleyenim var
Sadece hasret var yüreğimde
Yakıyor yüreğimi bu umutsuzluk
Canım çok yanıyor
Bak gece bile gündüze
Kış bahara kavuştu
Hala neyi bekliyorsun
Söndürmek için bu hasreti
Her akşam kurduğum rakı soframda
Kadeh kadeh sensizliği içiyorum
Yanında mezesi hasret
Bir de bakmaya kıyamadığım
Resmin var sıvaları dökülmüş
Biraz da rengi solmuş duvarda
Ve o kadehimdeki hasret var ya
İçime her çektiğimde
Sanki seni tekrar yaşıyorum
Beni nasıl yaşarken öldürdüğünü
Beni anlamayışını
Ama yine de sana
Kızmıyorum be kara gözlüm
Ben senin resmine bile bakmaya kıyamazken
Nasıl da isyan ederim ben sana
Nasıl da kötü düşünürüm hakkında
Gönül ferman dinlemiyor işte
Çok defa denedim seni unutmayı
Olmuyor be kara gözlüm
Unutamıyorum seni
Sen beni sevmesen de
Sen ellerin olup gitsen de
Yine ben seni seveceğim
Bir gün duyarsan ki
Gitmişim bu dünyadan
Unutma seni ne kadar sevdiğimi
Unutma ki hasretinden öldüğümü
Unutma seni bunca severken
Sensiz öldüğümü.
Ramo 04/09/2007
| KİTAP ARAYIN! |