31 Tem
Uzun bir aradan sonra Dergibi’nin Çeviri Şiir bölümü güncellendi. Dergibi’nin yapıtaşlarından biri olan Ahmet Yalçınkaya, Nijeryalı şair Macaulay Oluseyi Akinbami’nin ‘Memory Speaks’ adlı şiirini ‘Hafıza Konuşuyor’ adıyla bizim için çevirdi. Buraya tıklayınız, birlikte okuyalım!
30 Tem
geçen gün oturmuş düşünüyorum. seçim, oylar, dağılım, açıklamalar vs gırla gidiyor memlekette. bunca patırtıyı hakediyor mu siyaset. örneğin siyasetin patates kadar önemi var mı hayatınızda? bana sorsalar patates kızartması mı senin için önemli, başbakanlık koltuğu mu? diye, kesinlikle patates kızartması derim. Ya da ömrünce bir daha asla hiç mercimek çorbası içmeyeceksin ama kabinede bir dönem dışişleri bakanı olacaksın deseler, soruyu sorana kızar, sinirlenir, terslerim bile…
Biri yaşamı olabildiğince yüzeyselleştirip geniş kitlelere karşı kaba kaba cümleler kurmak, diğeri kelimeleri iyice ruhlandırıp, daha da anlamlandırıp ince ince dizmek yan yana. Birisi hoyrat bir demircilik, vur ha vur, diğeri titiz bir kuyumculuk, ama herkesin gözü demircinin üzerinde. gel sen siyasetçi olacaksın desek mi daha hıncahınç bir itiş kakış olur bu öğle sıcağında yoksa gel sen romancı olacaksın desek mi,
sıkılıyorum öyleyse varım,
30 Tem
(Ah bir aynaya baksa…) Baksan aynaya ayna sendenSen aynadan korkarsın iğrenirsinBölünür bir parçaya, bölünürsünBin parçaya, bin yerindenBin pislik saçarsın.Mehmet SöğütSıvaları yer yer dökülmüş odanın içini renklendiren tek şey, masanın üstündeki kitaplardı. Duvarların dibinde sağlı sollu konulmuş iki yer yatağı odaya bir hazinlik duygusu veriyordu. Delil, yatağında bağdaş kurmuş, kafasını sağa sola sallayarak sıkıntılı bir gecenin yorgunluğunu üstünde atmaya çalışıyordu.Delil “Gidiyor musun? Git, kahvaltıyı ben hazırlarım. İş görüşmesinde sakin ol. Ben buradaki her şeyi hallederim, meraklanma.”Halil “Tamam abi’’ dedi ve evden çıktı.
28 Tem
Ünlü yazar Halil Cibran’ın, en çok bilinen dört kitabının el yazısı taslakları ve not defterleri, Princeton Üniversitesi kütüphanesine bağışlandı.
Lübnan asıllı Amerikalı araştırmacı Profesör William H. Şehadi’nin ailesi, Şehadi’nin hakkında bir kitap yazdığı el yazmalarını kütüphaneye bağışladı.
Şehadi’nin, Cibran’ın notları ve taslaklara dayanarak yazdığı “Halil Cibran: Yaratılış Sürecinde Ermiş” kitabı 1991 yılında basılmıştı. Kütüphanenin özel koleksiyonlar bölümünün yöneticisi Don Skemer, bu el yazması koleksiyonun “ikonik değerinin çok büyük” olduğunu söyledi.
Lübnan’da doğan Cibran, 1912’de ABD’ye göç etti. Arapça ve İngilizce yazan Cibran aynı zamanda resimle de uğraştı. Eserleri, 1931’deki ölümünden yıllar sonra, 1960’lardan itibaren büyük ilgi görmeye başladı.
1923’de ilk basımı yapılan “Ermiş”, Cibran’ın şiirsel bir dille insan hayatı üzerine yazdığı kitaplarının en önemlisi olarak biliniyor. İngilizce yazılan “Ermiş”, aralarında Türkçe’nin de olduğu 20 dile çevrildi.
20 Tem
Son 20 yıldan bu yana Rusya’da yaşamakta olan Ürdünlü yazar Kafa Az Zoobi’nin 80-90′lı yıllara denk gelen Sovyetler Birliği’nin çöküşü döneminde Rus insanının hayatını anlatan “Leyla, kar ve Lyudmila” adlı romanı, Moskova’da RİAN Haber Ajansı’nda düzenlenen bir basın toplantısıyla Rus kamuoyuna tanıtıldı.
Sovyetler Birliği döneminde bu ülkeye eğitim almaya gelen komünist ideoloji taraftarı Arap gençlerin Rusya’da karşılaştıkları gerçek durum karşısındaki şaşkınlıkları ve özellikle Arap ve Rus kadınının manevi değerleri arasındaki çarpıcı farkları yansıtan eser, Arap yazar ve eleştirmen Abu Bekir Yusif ve Rusya Şarkiyat Enstitüsü eğitim görevlisi Fasih Bederhan tarafından değerlendirildi.
Toplantının açılış konuşmasını yapan Abu Bekir Yusif, şimdiye kadar Rusya’ya çok Arap yazar geldiğini ancak kimsenin Rusya’daki hayatla ilgili herhangi bir eser yazmadığını belirtirken, sırf ilk olması açısından bile bir Arap yazarın Rusya hakkında roman yazmasının çok büyük önem taşıdığını vurguladı. Sovyetler Birliği döneminde Rusya’da eğitim alan ve bu devletin çöküşüne tanık olan yabancılar açısından bu eserin özellikle ilgi çekici olacağını kaydeden Abu Bekir Yusif, “Yazarın çok zor bir dönemi
kaleme almasına rağmen olayları bu kadar gerçekçi şekilde canlandırması beni oldukça şaşırttı. Özellikle doğu ve Rus kadını arasındaki manevi değerlerin çatışmasına sahne olan eser sayesinde ilk kez Arap dünyasının Rus kadınları hakkında bu kadar geniş bilgi alabilecek olması da çok sevindirici” dedi.
Eseri büyük memnuniyetle okuduğunu ve çok beğendiğini kaydeden Fasih Bederhan ise, “Bu eser Rusya’da eğitim alan yabancıların hayatını yansıtması açısından da çok önemli. Eserde komünizm ideali ile Rusya’ya gelen yabancıların nasıl hayal kırıklığına uğradığı ve genç Arap komünistlerin nasıl restoran işletmecisi kapitalistlere dönüştüğünü çarpıtıcı bir şekilde ortaya koymuş. Eserin kahramanı Leyla doğu kadınının manevi özelliklerini canlandırırken, Lyudmila ise Rus kadınının manevi özgürlüğünü sergiliyor.
Bu eser sayesinde ilk kez Arap dünyası Rus kadınının ne kadar özgür olduğunu anlayabilecek. Eserde Leyla’nın Lyudmila’nın özgürlüğü karşısında ne kadar şaşırdığı ve kendisinin de böyle özgür bir yaşama başlama kararı alınca manevi açıdan ıztırap çektiği ve kendisini suçlu hissetdiği gözüküyor” diye konuştu.
Kitabın Rus aydınlarının yaşamını, çeşitli suç çetelerinın faaliyetlerini yansıtması açısından da oldukça önem taşıdığını belirten Bederhan, “Esere yönelik tek eleştirim Leyla’ya aşık olan Raşit’in intihar yoluyla hayatına son verişi ve Leyla’nın ise bazı iç tabulardan kurtulamamasıdır” diye konuştu.
Yazar Kafa Az Zoobi ise eserinde çok zor bir dönemi kaleme aldığını ve bu dönemde Rus insanının yaşadığı zorlukları yansıtmaya çalıştığını kaydederek, “Sovyetler Birliği’nin çöküşüne tanık olan bir insan olarak ben de bizzat Rus insanı ile birlikte aynı heyecan ve zorlukları yaşadım. Gerçekten Sovyetler Birliği’nin çöküşü bir insanlık trajedisiydi. Eserde Lyudmila her ne kadar çok özgür ve neşeli bir Rus kadını rolünü oynasa da toplum içindeki manevi boşluk ve manevi değerlerin kayboluşu onu da ciddi şekilde etkiliyor ve gerçekte Lyudmila’nın Leyla’ya kıyasla daha mutsuz olduğu ortaya çıkıyor. Lyudmila ve Leyla arasında gerçek bir dostluk söz konusu ve bu dostluğun halklarımız arasındaki ilişkileri de yansıttığı görüşündeyim” şeklinde konuştu.
20 Tem
Kıbrıs Barış Harekatı’nda adaya ilk çıkan birliğin komutanı emekli Albay İ. Neşat İkiz’in, harekatı anlattığı “Bir Ada, Bir Dava, Bir Savaş” adlı kitabı Alfa Yayınları’ndan piyasaya çıktı.
Kitaba ilişkin hazırlanan basın bülteninde, kitapta, İkiz’in anılarından Kıbrıs çıkarmasının tüm aşamaları, bilinmeyen, hatta bugüne kadar gizli kalmış yönlerinin yansıtıldığı ifade edildi. İkiz de bültende yer alan tanıtım yazısında, Kıbrıs davasının Türkiye’nin milli güvenliği ve yaşamsal çıkarlarının bir parçası olduğunu dile getirdi.
İkiz, şu görüşlere yer verdi:
“Yaşadığımız ve giderek ısınmakta olan bu son derece zor, önemli, hassas ve zengin coğrafyada Türkiye hem kendini, hem de tüm komşularını ve özellikle Ege’nin karşı yakasını, Büyük Ortadoğu Projesi ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi nedeni ile ABD, AB ve İsrail’i çok iyi izlemek, bilmek zorundadır. Büyük bir coşku ve içtenlikle yansıtabilmeye çalıştığım o günlerin unutulmaz anılarında; aziz şehitlerimizin manevi varlıkları yanında, onların muhterem ailelerine de tekrar ulaşabilmenin engin duyarlılığı vardır. Silah ve kader arkadaşlarımın yanı sıra, güzel ülkemin duyarlı, erdemli insanlarına da erişebilmenin büyük sevinç ve mutluluğu içindeyim.”
13 Tem
Kalkın fuara gidelim, gezelim bütün standları.
Hâl hatır sorup, hoş sohbet edelim kitapçılarla.
Kitapları görünce ola ki dağılır sıkıntımız, moralimiz düzelir, mutlu oluruz.
Hattâ birkaç tane de alırız haftasonları ve uzun kış geceleri için.
Şöyle hareketli kitaplara, macera romanlarına bakalım; aman ne olur, ‘en çok satanlar’ listesini yanımıza almayı da sakın unutmayalım.
Kimbilir daha ne kitaplar çıkmıştır bilmediğimiz, görmediğimiz, duymadığımız.
Baksanız ya, ortalık nasıl da hareketlendi şu birkaç aydır; oysa, kitap açısından, okumak yönünden oldukça fakir bir ülkenin çocuklarıyız.
Bırakın kitabı, gazete bile okumuyoruz; sadece resimlere ve spor sayfalarına bakıp bir kenara atıyoruz elimizden gazeteyi.
Gidelim, gidelim…
Çoluk çocuğu da götürelim, etrafı görürler, açılırlar biraz.
Yolumuzun üstünde çocuk parkları vardır belki, oralara da uğrarız, eğleniriz hep beraber.
Karnımız acıkınca birer ekmekiçi döner yeriz; yanına da birer ayran.. oh, dünya varmış!
Sahilde biryerlere oturup da yeriz, Boğaz’da gidip gelen vapurları seyrederiz; balıkçıları, martıları, henüz yeni havalanmış uçakları…
Yan tarafımızda çığırmakta olan işportacılara ve ısrarla selpak mendil satmaya çalışan kara-kuru çocuklardan hiç ama hiç rahatsızlık duymadan…
Karşımızda, tam karşımızdaki devasa binalara hayretle ve ürpererek bakarız biraz da.
Korkmamak için daha bir sokuluruz birbirimize.
Ama, yine de o ilk andaki iç ürpermesinden sıyrılamayız bir türlü.
Derken, sol taraftaki Galata Kulesini yakalar bakışlarımız birden.
Ve aynı anda, buğulanan bakışlarımızla Hazerfen Ahmet Çelebi’yi hayâl ederiz Üsküdar’a doğru ve birkaç martı da ona eşlik eder; ah, ne saadet.
Üsküdar demişken Kızkulesi’ni anmamak olur mu? Oraya dâir söylenceyi anlatırız çocuklara; ‘bir varmış bir yokmuş, bir kralın güzel mi güzel, dillere destan bir kızı varmış…’
Güneş tam tepemizde olacaktır ihtimal, denizdense üfür üfür ılık bir rüzgâr esecektir bize doğru.
Gidelim, gidelim…
Hazır cebimizde birkaç kuruş var iken.
Kış bastırmadan, havalar soğumadan, kısa günlerin telâşı başlamadan.
Kalkın fuara gidelim; eğlenelim.
Kitaplara bakalım birsürü birsürü; eğlenelim.
İnsanlara bakalım, kupkuru yüzlerine; eğlenelim.
Tekrar tekrar gezelim fuarı, saatlerce.
Döndükçe dönelim birbirimizin etrafında, döne döne eğlenelim.
Durup yazarları izleyelim, şâirleri, sanatçıları; o seçkin ve asil çocukları.
Tutup bakalım onlara, gözlerine bakalım, gözlerindeki o en derin noktaya; yapayalnızlığa.
Kaşlarımızı devirip de bakalım, ellerimizi dizlerimize vurup da!
Oradan içlerine girelim sonra, içlerindeki fırtınalarda üşüyelim.
Geçip gitmekte olan günleri soralım, dışarıdaki kargaşayı, savaşı, öldürülen çocukları!
Merak edip şunu da soralım: bu durmadan akan kanı!
Ya da bu duvarlar neyin nesi böyle, durup dururken? Onu da soralım..
Sözgelimi, bir yazara ‘sizinle yalnızlığınızı paylaşmaya geldik bay yazar!’ diyelim.
‘Kitapların yanı sıra, kâinatı da okuyor musunuz?’ diyelim.
Gezip gördüklerimizi anlatalım ona; işportacıları, selpakçı kara-kuru çocukları, vapurları, balıkçıları, ‘karşıdaki’ devasa binaları…
Hayatın neresinde durduğunu soralım ona; ah, ama bunu mutlaka soralım!
Gerekirse bir kitabını imzalatalım poz verir gibi yaparak ve bunu deklanşöre basıp kayda
geçelim.
İstanbul ne güzel bir kentmiş diyelim!
Sonra çay içip kalkalım.
Yok yok, gidelim buradan, hemen gidelim.
Bu kupkuru kalabalık bizi de kurutmadan
Elimizi ayağımızı bağlamadan
Çıkıp gidelim bu arenadan…
9 Tem
Nusret Özcan öldü mü? İnanası gelmiyor insanın. Onun ölüm haberi duyulduğunda, gazetede gözyaşları akmaya başlamıştı. Bense bambaşka ruh hali içinde, ölümü hissedemez durumdaydım. Öldüğüne inanmak istemiyor gibiydim zihnen. Aradan günler geçti, hâlâ Nusret abi ölmüş gibi gelmiyor bana. Daha bugün ‘Sevgili Yavuz’la konuştuk, bunu. (Yavuz’a -ya da bize diyelim- ’sevgili’ hitabını kullanırdı; zaman zaman da ’sevgilim’ derdi) Yavuz’a, “Şimdi Nusret abi burada olsaydı, ‘delikanlıysan çık dışarı’ derdi” diye takıldım. Nusret abi, çok sevgi dolu, naif, nazik bir insandı. Bir o kadar da sinirliydi. Kızdığı zaman, gözü kimseyi görmezdi. Nadir de olsa, ciddi ciddi, ‘delikanlıysan çık dışarı’ ya da ‘dişlerini eline veririm şimdi senin’ dediğine bile şahit olmuşumdur. Her şeye rağmen, o bizim ’sevgilimiz’di; tıpkı biz de onun ’sevgilisi’ olduğumuz gibi!
8 Tem
günlerce konuşamadım. bugün bir başka konudaki maile cevap verirken, çözüldüğümü gördüm.
oturdum karaladım bir iki satır. güzel insan melih bayram, dergibi’ye ekledi.
27 Haz
Ümmühan Atak, Nusret abiyi yazdı…
| KİTAP ARAYIN! |