15 Tem
Seni nereden fethedeyim İstanbul.. Hangi kabir taşından başlayayım İstanbul..Önce kimin susuşundan..Kime anlatayım ki, akşam üzeri Yahya Efendi Dergâhında, sıralanmışlar arasında, ben de sıralanmışım, sırlanmışım hâmûşânda..bir mezar taşının dibindeki toprak bulaşmış basamakta oturup, Marmaranın akışını izlemekteki hazzı..Yaşamı en çok da hâmûşânda hissedişi kime anlatayım..
15 Tem
bahçe de..
biri demiş ki ben de çiçek açarım,
benim de gül olur adım..
olmamış..açamamış..
14 Tem
Gökyüzüne merdiveni dayamalıyım kendimce,
Dayamalı ve anlamalıyım zamanı iyice,
Yolum uzun başlamalıyım artık,
Şairin dediği gibi çıkmalıyım merdivenleri ağır ağır.
Dilimde O’na söylenmiş tövbeler yumağıyla,
Gönlümü dolduran nurlu imanımla,
Ümitle dolmuş şu ömrü hayatımla,
Yükselmeliyim bulutlara,
Yükselmeliyim yeniden varoluşa.
Devamını okumak için bir tık yeterli »
14 Tem
Genç kız, el aynasında makyajını kontrol etti; “-Gayet iyi.” dedi. Güzelliğinden emindi.Çevresindeki erkeklerin pervane olmasından zaten biliyordu güzel olduğunu. Hayatın tadını çıkaran, rahat yaşayan biriydi.
9 Tem
Adam küçüklüğünde ismini buğulu camlara yazardı. Ve ismi, buğunun çözülüşüyle birlikte camdan silinirdi. Yine de o, evlerde, otobüslerde, mağazalarda, bitimsiz bir hevesle, her bulduğu buğulu cama adını yazdı. Buğusuz camlarda, nefesinden yarattığı buğuya verdi nefsini. Ve sonra kağıtlara yazdı, ve sonra kumsallara ve sonra kitaplara… Ama yazdıkları, adını hiçbir zaman kalıcı kılmadı. Hiçbir zaman sonsuza taşıyamadı.
Devamını okumak için bir tık yeterli »
9 Tem
“Onlar gittiler
Giderken bir muştu gibiydiler”
Böyle diyordu gönül insanı Erdem Bayazıt sonsuzluğa yürümeden önce. Ölmeden önce ölünüz emrine harfi harfine uymuş diri yüreklilerden biriydi o. O bir Güneşçağ savaşçısıydı adı üstünde. O da gitti ve giderken o da sonsuzluktan haber veren bir muştu gibiydi. Çünkü mısra mısra müjdelerinde yokluğu mağlup etmişti hep ve sonsuzluğa davet etmişti herkesi. Çağcıl insanın çoğu zaman düşünmediği, hatta anti aging felsefeleriyle hafife bile aldığı; ama aslında hakkındaki soru işaretlerinin mutlaka cevaplanması gerektiği ölüm gerçeği hakkında bakın neler diyordu şâir:
Kabuğunuza çekilin yorganınızı çekin üstünüze
Kalsın titrek ve mavi elleriniz
Bekleyin geliyor ölüm usulca
Usulca girer koynunuza.
Biz çoğunlukla ölüm şairi olarak sadece Cahit Sıtkı’yı biliriz. Elbette onun şiirlerinde ölüm teması ağırlıklı olarak işlenmiştir. Ama her şâir aslında diğer insanlardan mutlaka daha fazla ama kendi değer ölçülerinin mütevazi sınırları içerisinde muhakkak ölümden bahsetmiştir. Çünkü bengi bir yaşam isteyen şâirin ruhunu, şu kısa ömür doyuramamaktadır. Zira duyguların hendesesinde hesaplar sonsuzluk ölçekli yapılır. Hele şâirler için boyutlar arasında her hangi bir sınır yoktur. Geçmişle gelecek, başka başka ruh dünyalarıyla ölüm ötesi hayat, onların yürek gezegenlerinde sarmaş dolaştır.. Şairlerin hislerine herhangi bir sınır konulamaz. Aslında şiirin en birinci malzemelerinden olan söz sanatları ve bunların içinde epey bir yekün tutan mübalağa sanatı, ruhun dizginlenemeyen sonsuzluk arayışlarının kelime düzleminde hafif bir yansımasıdır. En yenici şiirlerde bile şairlerin bu şuuraltı arayışları kendini belli eder.
9 Tem
İnsana ait ne varsa konuşalım, dedi karşımdaki.
Konuşalım, dedim. Sakin ve temennisizdim. Kafamda sorular yoktu. Olan bitenden etkilenmişe benzemiyordum. Bir kadın ipe çamaşır asıyordu, ağzındaki mandalın teli küflenmişti.
Nereden başlasak daha iyi olur ki? diye devam etti.
Lâf mı bu şimdi, dedim. Çocukluğumuzdan tabii.
Bize va’dedilen bahçelerin en temizi orası değil miydi? En güzel kokular oradan gelmiyor muydu? Gülün gül gibi, papatyanın papatya gibi, yaseminin yasemin gibi baktığı yer o bahçe değil miydi? Suyu en çok o zaman anmıyor muyduk? Terli akşamüstlerinde babamızdan önce eve dönme telâşı bizi bir alev gibi sarmıyor muydu?
Ağzında tuttuğu mandalı eline aldı kadın, küf kokusu yayıldı dudaklarından, hafif sarı çamaşırları asmayı bitirdiği için yorgun ve mutlu gözüküyordu.
5 Tem
Bizler için çok önemli aylar vardır. Mesela doğduğumuz ay önemlidir çoğumuz için. Biz dünyaya gönderilmeseydik eğer, şu koskoca kâinatı ve şu bir ömre sığdırdığımız evrenleri nasıl görebilir, farkında olmadan içine daldığımız on boyutlu olayları, bu olayların girdapsı derinlikleri içinde boğulmadan/ya da boğularak nasıl yaşayabilirdik? Hele ebeveynlerimiz için aylar çok önemlidir. Bizim gün gün, ay ay büyüme çabalarımızı gülücükler eşliğinde izlerler. Çoğunlukla “Babası bak! Oğlun emeklemeye başladı”, “Annesi bak kızın konuşuyor” şeklinde devam eden tatlı sohbetlerin yaşandığı bu ilk aylar, bizden çok bizi büyütenler için çok derin anlamlar, geleceğe dair çok tatlı hülyalar yüklü aylardır. Onlar yaşlandıklarını önemsemeden, hatta düşünmeden bizlerin taze hayatlarını solurlar. Sanki daha bir gençleşir, daha bir çocuklaşırlar. Bu gerçeğe inanmayanlar, torunuyla oynayan bir dedeyi seyretsinler. Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır.
1 Tem
Gecenin hüznünü toplamaktı niyetim.Ve toplayıp bir rüzgar gibi savurmaktı etrafıma.Her dize de yer ayırtmaktı.Her yazının, başlığı yapmaktı.
Gece de topladığım hüzün yağmurlarını düşündüm bir an.Tıpkı nisan yağmurları gibi susamış gönüllere, deniz serinliğini tattırmaya niyet ettim.Olur ki, reddedilirim korkusu yoktu içimde.Reddedilmeyecektim,şartlanmıştım.Çünkü lugatçemde ki,reddedilmeyle başlayan kelimelere kelepçe vurmuştum bir kere…Kelepçelenen kelimelerle işim olamazdı benim…
1 Tem
Aynada başka birini görüyorum
Bu ben değilim,
Aman allahım,
saçlarım,
| KİTAP ARAYIN! |