istanbul’un fethi/İstanbul’u fethim

Seni nereden fethedeyim İstanbul.. Hangi kabir taşından başlayayım İstanbul..Önce  kimin susuşundan..Kime anlatayım ki, akşam üzeri  Yahya  Efendi   Dergâhında, sıralanmışlar  arasında, ben de  sıralanmışım, sırlanmışım hâmûşânda..bir  mezar taşının dibindeki  toprak  bulaşmış basamakta  oturup, Marmaranın  akışını  izlemekteki  hazzı..Yaşamı  en çok da  hâmûşânda  hissedişi  kime  anlatayım..

Devamını okumak için bir tık yeterli »

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

  • 0 Yorum
  • Kategori: Blog, Deneme
  • güle şiddet..

    bahçe  de.. 

    biri demiş ki  ben de  çiçek  açarım,          

    benim  de  gül  olur  adım.. 

    olmamış..açamamış..

    Devamını okumak için bir tık yeterli »

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

  • 0 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Semaya Yolculuk

    Gökyüzüne merdiveni dayamalıyım kendimce,
    Dayamalı ve anlamalıyım zamanı iyice,
    Yolum uzun başlamalıyım artık,
    Şairin dediği gibi çıkmalıyım merdivenleri ağır ağır.
    Dilimde O’na söylenmiş tövbeler yumağıyla,
    Gönlümü dolduran nurlu imanımla,
    Ümitle dolmuş şu ömrü hayatımla,
    Yükselmeliyim bulutlara, 
    Yükselmeliyim yeniden varoluşa.
    Devamını okumak için bir tık yeterli »

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

  • 1 Yorum
  • Kategori: Blog, Şiir
  • Yürekteki Yanık

                Genç kız, el aynasında makyajını kontrol etti; “-Gayet iyi.” dedi. Güzelliğinden emindi.Çevresindeki erkeklerin pervane olmasından zaten biliyordu güzel olduğunu. Hayatın tadını çıkaran, rahat yaşayan biriydi.

    Devamını okumak için bir tık yeterli »

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

  • 2 Yorum
  • Kategori: Blog, Öykü
  • BUĞULU CAMLAR

    Adam küçüklüğünde ismini buğulu camlara yazardı. Ve ismi, buğunun çözülüşüyle birlikte camdan silinirdi. Yine de o, evlerde, otobüslerde, mağazalarda, bitimsiz bir hevesle, her bulduğu buğulu cama adını yazdı. Buğusuz camlarda, nefesinden yarattığı buğuya verdi nefsini. Ve sonra kağıtlara yazdı, ve sonra kumsallara ve sonra kitaplara… Ama yazdıkları, adını hiçbir zaman kalıcı kılmadı. Hiçbir zaman sonsuza taşıyamadı.
    Devamını okumak için bir tık yeterli »

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

  • 0 Yorum
  • Kategori: Öykü
  • Güneşçağ Savaşçısı

    “Onlar gittiler

    Giderken bir muştu gibiydiler”

    Böyle diyordu gönül insanı Erdem Bayazıt sonsuzluğa yürümeden önce. Ölmeden önce ölünüz emrine harfi harfine uymuş diri yüreklilerden biriydi o. O bir Güneşçağ savaşçısıydı adı üstünde. O da gitti ve giderken o da sonsuzluktan haber veren bir muştu gibiydi. Çünkü mısra mısra müjdelerinde yokluğu mağlup etmişti hep ve sonsuzluğa davet etmişti herkesi. Çağcıl insanın çoğu zaman düşünmediği, hatta anti aging felsefeleriyle hafife bile aldığı; ama aslında hakkındaki soru işaretlerinin mutlaka cevaplanması gerektiği ölüm gerçeği hakkında bakın neler diyordu şâir:

    Kabuğunuza çekilin yorganınızı çekin üstünüze

    Kalsın titrek ve mavi elleriniz

    Bekleyin geliyor ölüm usulca

    Usulca girer koynunuza.

    Biz çoğunlukla ölüm şairi olarak sadece Cahit Sıtkı’yı biliriz. Elbette onun şiirlerinde ölüm teması ağırlıklı olarak işlenmiştir. Ama her şâir aslında diğer insanlardan mutlaka daha fazla ama kendi değer ölçülerinin mütevazi sınırları içerisinde muhakkak ölümden bahsetmiştir. Çünkü bengi bir yaşam isteyen şâirin ruhunu, şu kısa ömür doyuramamaktadır. Zira duyguların hendesesinde hesaplar sonsuzluk ölçekli yapılır. Hele şâirler için boyutlar arasında her hangi bir sınır yoktur. Geçmişle gelecek, başka başka ruh dünyalarıyla ölüm ötesi hayat, onların yürek gezegenlerinde sarmaş dolaştır.. Şairlerin hislerine herhangi bir sınır konulamaz. Aslında şiirin en birinci malzemelerinden olan söz sanatları ve bunların içinde epey bir yekün tutan mübalağa sanatı, ruhun dizginlenemeyen sonsuzluk arayışlarının kelime düzleminde hafif bir yansımasıdır. En yenici şiirlerde bile şairlerin bu şuuraltı arayışları kendini belli eder.

    Devamını okumak için bir tık yeterli »

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

  • 0 Yorum
  • Kategori: Deneme
  • Bahçe

    İnsana ait ne varsa konuşalım, dedi karşımdaki.

    Konuşalım, dedim. Sakin ve temennisizdim. Kafamda sorular yoktu. Olan bitenden etkilenmişe benzemiyordum. Bir kadın ipe çamaşır asıyordu, ağzındaki mandalın teli küflenmişti.

    Nereden başlasak daha iyi olur ki? diye devam etti.

    Lâf mı bu şimdi, dedim. Çocukluğumuzdan tabii.

    Bize va’dedilen bahçelerin en temizi orası değil miydi? En güzel kokular oradan gelmiyor muydu? Gülün gül gibi, papatyanın papatya gibi, yaseminin yasemin gibi baktığı yer o bahçe değil miydi? Suyu en çok o zaman anmıyor muyduk? Terli akşamüstlerinde babamızdan önce eve dönme telâşı bizi bir alev gibi sarmıyor muydu?

    Ağzında tuttuğu mandalı eline aldı kadın, küf kokusu yayıldı dudaklarından, hafif sarı çamaşırları asmayı bitirdiği için yorgun ve mutlu gözüküyordu.

    Devamını okumak için bir tık yeterli »

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

  • 0 Yorum
  • Kategori: Blog, Deneme
  • Pro Aeternitas Carpe Diem

    Bizler için çok önemli aylar vardır. Mesela doğduğumuz ay önemlidir çoğumuz için. Biz dünyaya gönderilmeseydik eğer, şu koskoca kâinatı ve şu bir ömre sığdırdığımız evrenleri nasıl görebilir, farkında olmadan içine daldığımız on boyutlu olayları, bu olayların girdapsı derinlikleri içinde boğulmadan/ya da boğularak nasıl yaşayabilirdik? Hele ebeveynlerimiz için aylar çok önemlidir. Bizim gün gün, ay ay büyüme çabalarımızı gülücükler eşliğinde izlerler. Çoğunlukla “Babası bak! Oğlun emeklemeye başladı”, “Annesi bak kızın konuşuyor” şeklinde devam eden tatlı sohbetlerin yaşandığı bu ilk aylar, bizden çok bizi büyütenler için çok derin anlamlar, geleceğe dair çok tatlı hülyalar yüklü aylardır. Onlar yaşlandıklarını önemsemeden, hatta düşünmeden bizlerin taze hayatlarını solurlar. Sanki daha bir gençleşir, daha bir çocuklaşırlar. Bu gerçeğe inanmayanlar, torunuyla oynayan bir dedeyi seyretsinler. Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır.

    Devamını okumak için bir tık yeterli »

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

  • 1 Yorum
  • Kategori: Blog, Deneme
  • Hüzün

    Gecenin hüznünü toplamaktı niyetim.Ve toplayıp bir rüzgar gibi savurmaktı etrafıma.Her dize de yer ayırtmaktı.Her yazının, başlığı yapmaktı.

    Gece de topladığım hüzün yağmurlarını düşündüm bir an.Tıpkı nisan yağmurları gibi susamış gönüllere, deniz serinliğini tattırmaya niyet ettim.Olur ki, reddedilirim korkusu yoktu içimde.Reddedilmeyecektim,şartlanmıştım.Çünkü lugatçemde ki,reddedilmeyle başlayan kelimelere kelepçe vurmuştum bir kere…Kelepçelenen kelimelerle işim olamazdı benim…

    Devamını okumak için bir tık yeterli »

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

  • 1 Yorum
  • Kategori: Deneme
  • Ayna

    Aynada başka birini görüyorum

    Bu ben değilim,

    Aman allahım,

    saçlarım,

    Devamını okumak için bir tık yeterli »

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

  • 0 Yorum
  • Kategori: Blog

  • Üye Girişi





    Hemen abone olun! Yeni yazılar e-posta ile gelsin:

    Dağıtım: FeedBurner

    Bağlantılar




    Arşiv



    KİTAP ARAYIN!




    Alexa Rating