Hey onbeşli onbeşli

Hey onbeşli onbeşli

Tokat yolları taşlı

Onbeşliler geliyor

Kızların gözü yaşlı

Bu mısraların gerçek anlamını kaçımız biliyor yada kavrayabilir bu tartışılır. Ben “Öyküleriyle ağıtlar” kitabını okumaya başlayıncaya kadar bilmiyordum. Benim bilgilerimde sezgiler ışığındaki tahmine dayanıyordu her yeni kuşak insanı gibi. Çok çok bunun bir ağıt olduğu bilgisinden ileri bir bilgiye sahip değildim. Taki bu kitaba başlayıncaya kadar.

Yazar bu kitapta ağıtların geleneksel kökenine ve biçim özelliklerine değindikten sonra onları konularına göre tasnif edip işlemeye başlamış. İlk bölüm askerde, seferberlikte ölenlerin ağıtı. Bu bölümün ilk konusu onyedililer. Yazar burada bahsediyor 15 lilerin ağıtından. Lafı fazla uzatmadan size onların kim olduğunu aktarayım. Onlar yedi düvelin üzerimize saldırdığı büyük savaşta hiçbir çıkar yol bulamamaktan öte yaşlarının da gelmesiyle askere alınmış olanlar. Onlar hicri 1316 doğumlu olanlar. O savaşa katılıp da en azından yara almadan kurtulabilmiş insan nadirdir; 15’liyse yok gibi. Onların birçoğu şehadet şerbetini içti. Tarihin hazin tesadüfü sonucu o tarihte doğmuşlardı. Doğum tarihinin faturasını büyük bir topluluk olarak şehadetle ödeyen başka kaç aynı yılda doğmuş insan var ki? Tabi ki fürüzan’ın bahsettiği 47’lilerde bir başka örnek olabilir.

Kayıplarını bu kadar beliğ bir üslupla ifade edip onların anısını ölümsüzleştirmeyi başarabilmiş nadir milletlerdeniz. Bizim tarihimizin sonucu olarak edebiyatımızda ağıtlarla yoğrulmuştur. Her metnin bir arka planı mevcuttur. Bunu bilen anlar bizi ve edebiyatımızı. Ve bunu bilen bilir bu dili kültürü bir bütün olarak korumamız gerektiğini. Dil bir kültürün aktarılmasında rol alanların en başında gelenlerdendir. Edebiyat, tarih ve toplum bir bütündür. Ve bu tuğlalar oluşturur bir milleti.

Kökümüzden kopmak istemiyorsak; daha doğrusu onurlu bir şekilde yaşamak istiyorsak tarih ve edebiyatımıza korkmadan, burun kıvırmadan ve hepsinden önemli ve gereklisi büyük bir azimle eğilelim. E ne demiş üstad: “Melalini anlamayan nesle aşina değiliz.” Kubbede yeni hoş sedalar bırakmak için bir kere daha okuyalım öğrenelim. Öğrenmesini bilene ve isteyene bizim ağıtlarımız bile tek başına bir tarih okyanusudur.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Deneme
  • Bu günlerde kimse, Üsküdar’a giderken mendil de bulamıyor; içine lokum da dolduramıyor. Mendiller öyle bir değişime uğradı ki; ne bulunabilir, ne de içine lokum doldurulabilir halleri kaldı. Çok değil, bundan onbeş, yirmi yıl sonra gelecek olan kuşak, “Mendilimde Gül Oya” türküsünü duyduğunda, o günkü kağıttan mendillerle oyanın arasında bir ilişki kuramayacağından, kafası karışacak ve türküden; “Manda yuva yapmış söğüt dalına, yavrusunu sinek kapmış gördün mü?” gibi absürd bir anlam çıkaracaktır.

    Artık rüyada görülen mendilinde, sevgiliye verilen mendilinde bir anlamı yok. Kağıt mendillere akıtılan gözyaşı bile değerini yitirdi.

     Değişimden deyimler de nasibini aldı. “Mendil açmak”, “mendil sallamak” gibi deyimler rafa kalkarken; sevgilisini başkasına kaptırdığından hüsrana uğramış genç kızların, fazlaca rağbet ettiği “bir mendil gibi kullanıp atmak” deyimi güzel türkçemize kazandırılmış oldu.

    Gelişimine devam eden kağıt mendil, türünün bir ilerisi olarak ıslak mendili icat ederken, çocukların “ne” ile “körebe” ve “mendil kapmaca” oynayacağını hiç hasaba katmadı. İleride “körebe” dendiğinde çocuklarımız “gözleri görmeyen bir ebe” hayal ederlerse şaşmamak gerek.

    Kolonyalı mendile geçerek bir evrim daha gerçekleştiren kağıt mendil, iş dünyasında da üstün zeka gerektiren büyük bir değişime imza attı. Yaşları çok küçük olduğu için iş bulamayan çocukların, mendil satma gibi bir sektörde, istihdam edilmesine olanak sağlarken; dilenmek için açacak kumaş mendil bulamayan dilencilerin de işsiz kalmasına sebep oldu.

    Kağıt mendil vitaminli şeklini geliştirdiğinde, artık ne sevgiliye yollayacak, ne de sallayacak mendil kaldı. Halay başı da mendil bulamadığından halayı terketki. Çocuklar içi para dolu mendil yok diye büyüklerin elini öpmez oldu. Öğretmenler kağıt mendili kontrol etmeyi gururlarına yediremediklerinden mendil kontrolunu bıraktılar.

    Kısacası kumaş mendil imparatorluğu yıkılıp, kağıt mendil imparatorluğu kuruldu. Böylece ütülenmiş, deste deste, rengarenk mendiller de ve bu mendillere ait öyküler de tarihteki yerini aldı. Bugünkü kağıt mendillere de ne türkü yakılabilir, ne de mısra düzülebilir. Onlar sadece kullanılır ve atılır.

    Nazmiye Denizer

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 1 Yorum
  • Kategori: Deneme
  • ‘Savaş bitti, iyiler kaybetti!’

    Pınar Kür, NTV’de Müjde Ar, Çiğdem Anad ve Aysu Kayacı ile birlikte sunduğu programda, 2008′den ümitli olmadığını belirterek, “22 Temmuz’da enkaz altında kaldık” dedi, genel seçimlerin halkın oylarıyla oluşan sonucunu kastederek. Ve bir şarkı sözünden de psikolojik durumunu şöyle özetledi: “Savaş bitti, iyiler kaybetti!”

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 1 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Hayat işte

    Daha dün denecek kadar yakın zamanda doğduk. İşe yaramamanın ne kadar zor olduğunu işsiz kalanlar biliyorlar.
    Bazen işim erken bitince çeşitli ziyaretler gerçekleştiririm. Ziyaretimi halkın içinde olanlarla olmasına dikkat ederim.Özellikle de vasfı şu olsun dememem. Selam veririm kim olursa olsun.
    İnsanın tabiatında vardır. Sıcak sohbet ortamı bulunca, samimi olarak konuşurlar hemen kaynaşırlar.
    Konuşuldukça insanların yaşadıklarına vakıf oluyoruz. Anlatmasında mahzur olmayan konuları yüreğinin diliyle anlatmaya başlıyorlar.
    Sanki dertlerine derman olma yetkim var gibi. Devamını okumak için bir tık yeterli »

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 1 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Sigara içme yasağı

    Küçüklüğümde yolculuktan nefret ederdim. Hele bir de otobüste,araç tutan birileri varsa çekilmezdi yolculuk.
    Yolculuk değildi , resmen içkenceydi. Adam dışarıda sigara içmez, nedense otobüse adımını atar atmaz, sigarasını yakardı.
    İçmeyenlerin hakkını çiğniyorsun desen, kardeşim sen de yak, iç diye çıkışılırdı. Resmen sigara dumanıyla hemhal olurduk, içmeyenler azap çekerlerdi.
    İçmelerini önlemek için kasabamızdan binenlerin içinde sözü dinlenilen var mı diye bakardık? Varsa sevinirdim. Şükür amca sigara içmelerini önleyecek diye.
    —Arkadaşlar sigaraları söndürelim. Araba tutan analarımız var derdi. Ana denince Anadolu’ da başka söze hacet kalmaz.
    O yolculuk hatırı sayılır insanımızın sayesinde ve duyarlılığından dolayı sigara dumanından uzak geçerdi.
    Aksi olan hatırlı kişi yoksa, yandık, o zaman arabanın içinde.
    Geçenlerde büyüğümün biri anlatıyor. İnsanlar ne kadarda kabaymış dedim içimden. Adana’ ya gidiyorum. Üç paket sigara aldım. Yedi saatlik yolda üç paket sigarayı bitirdim dedi. Devamını okumak için bir tık yeterli »

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Semaver Dergisi internet dünyasına ısınıyor

    Kültür sanat dünyasına yönelik yayın yapan semaver dergisi farkına varılamamaktan şikayetçi.Okuyucular şaşırabilirler belki de şöyle bir soruyu sormakta haklı bile olabilirler:” iyi de ne zamandan beri yayındasınız.”Anlatalım öyleyse hikayesini ;

    Yazmayı dert edinmiş bir kaç arkadaş bir araya gelip birşeyler yapma kararlılığı içinde olmuşlar .Günümüz koşullarında basılı yayın çıkarmanın zorluğu ilk başta umutlarını kırmış.Öylese ne yapmalı diye düşünüp taşınmışlar e dergicilik   fikri  umutsuzluğun  yerini umuda bırakmış dergibi’yi örnek almışlar kendilerine.Derginin yazar kadrosunda hikayeleriyle tanıdığımız “Kent Masallarının “yazarı Gülçin Durman,”Mahruk Baba” ve “Bilmiş, Kebikeç” hikaye kitaplarının yazarı Ceyhun Emre Teoman,geçtiğimiz sene kısa hikaye yarışmasında “Yağmur” isimli kısa hikayesi ile dikkat çeken   Kasım Tiryaki  ,analitik makale ve değerlendirmeleriyle  Eyüp Karataş ve Zeki Çoban, bitmeyen kurşun kalemiyle dergiye renk katan Yunus Kadakal dikkat çekici yazarlar arasında.Derginin Genel Yayın Yönetmenliğini  Halil İbrahim Şan yapmakta.

    Genel yayın yönetmeni ile yaptığım görüşmede kendisini  gelecek için umutlu gördüm.Daha henüz yeni bir başlangıç yaptık ama ileride daha büyük kitlelere ulaşacağız diyor.Önümüzdeki günlerde yep yeni   görünümünün dışında    yazar kadrosuna daha bir çok kuvvetli kalemlerin katılacağının müjdesini veriyor.

    Meraklısına işte sitenin adresi:http://www.semaverdergisi.com

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 1 Yorum
  • Kategori: Haber, Dergi
  • Zamanda Sadık Yalsızuçanlar yazmış

    Yahya Kemal Beyatlı‘Kuğunun son şarkısı’ydı Yahya Kemal ve bize, şiiriyle, nesirlerinde ifade bulan düşünceleriyle, onlara vücut veren ‘tahassüs’üyle, modern zamanlarda, ‘gelenek’le nasıl bağ kurulabileceğini gösterdi.

    2 Aralık 1884′te, İstanbul’u merkez bilen bir şehirde, Üsküp’te doğdu. 1 Kasım 1958′de, Üsküp’ü kardeş bilen bir merkezde, Merkezefendi’nin şehrinde öldü. Yahya Kemal yetmiş dört yıllık ömre bir anlamda halkası olduğu zincire, Divan geleneğine ve seslendiği yeni tahayyüle görkemli bir eser armağan etti: Kendi Gökkubemiz. Bu ilk anda, Heidegger’in, ‘inşa etmek’teki belirlemesini çağrıştırır: Evet, biz yerde yaşıyoruz ama gökle çevriliyiz. Devamını okumak için bir tık yeterli »

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: İktibas, Ajanda
  • Artık Bitti, Perde!

    Davranışlarımızı yönlendiren en güçlü duygu nedir sizce? Adalet mi, sevgi mi, nefret mi? Bu soruyu kendime sorduğumda en başta aklıma kibir ve bunun kardeşi olan mülkiyet duygusu gelir. Ademoğlu’nun şeytan kendisine secde etmeyi ret edip kendi üstünlüğünü ileri sürdüğünden beri kibir duygusuyla başı beladadır.

    Her şeyin en iyisini sahiplenir, her şeyin mülkiyetini kendi tekeline almalıdır. Kıymeti kendinden menkul varlığına bir takım yanılsama ile dolu anlamlar biçerek yegane hak iddiasında bulunur. Malı onundur; asla paylaşmaz kendi gücü ile kazanmıştır, makam onundur; kaybetme ihtimali karşısında dünyayı yıkar, karısı onundur itaat beklemek en doğal hakkıdır; öyle kendisine özel bir dünyası olamaz, çocukları onundur; hayalleri ebeveynlerinin hayallerini aşamaz, toprak onundur, vatan onundur, onur, şan, şöhret onundur, cennet onundur, cehennem onundur akla gelen ne varsa ona yakışır. Hele ki ilahi olanla ilişkisini kopardığından beri bu duygu çok daha patolojik bir hal almıştır. Yeryüzündeki kendi geçici misafirliğini unutur, mutlak malik havasına bürünür. Artık benim değilsen kara toprağınsındır, ya sev ya terk ettir, alev alev İzmir’dir, madem ki onun değildir sevgiliyi toprak almalı, konaklar yanmalı, komşular kovalanmalıdır. Devamını okumak için bir tık yeterli »

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Blog
  • Serdar TuncerKonuşturan: Selçuk Küpcük
    Milli Gazete

    Serdar Tuncer’in Tasavvufi şiirleri yorumladığı “Yolumuz Aşk Yoludur” adlı albümü çıktı. Selçuk Küpçük, Tuncer’le yeni albümü, şiir ve tasavvuf üzerine konuştu.
    Mevcut şiir albümlerinin neredeyse tamamı müzikal altyapıyı öne çıkartan bir saund sunuyor. Oysa sizin çalışmanızda şiir/söz öncelenmiş. Bu konuda neler söylersiniz?

    Şiir tariflerinden hareketle bu soruyu cevaplamak lazım galiba. Yüzlerce cevabı var şiir nedir sorusunun. Baudlauire albatrosun kanatlarında arar kafiyeyi, Şeyh Sadi güllerin yağında bulur, Schiller arslanların arasına atılan bir eldivende berraklaştırır fikrini, Mevlana kafiye düşündüğü sıra sevgilisinin ‘yüzümden başka bir şey düşünme’ ihtarıyla yaklaşır şiir hakikatine v.s. Her şair kendi şiirini tarif eder aslında, kimisi poetikleştirecek çapta, kimisi bir kaç cümle ile… Son noktada ise Peygamber Efendimizin “şiir hikmettir” ifadesiyle karşılaşıyoruz. Şimdi, herhangi bir şiiri okurken onu altyapı, aralarda şarkı gibi unsurlarla destekleyebilirsiniz. İç ahenginin –musikisinin- tamamlanması, işin popülerleşmesi manasına, ama hikmet okurken başka… Allah dostlarının şiirleri hikmet tarifine en fazla yaklaşanlar olmak itibariyle bir iç ahenk taşıyorlar zaten. Makyaja ihtiyaçları yok. Bundan dolayı, alt yapıyı sade tutarak, sizin ifade edişinizle şiiri önceleme ihtiyacı hissettik. Galiba hem farklı hem de iyi oldu böylesi. Devamını okumak için bir tık yeterli »

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 0 Yorum
  • Kategori: Müzik, Söyleşi
  • İhsan Işık İLESAM Başkanı

    İlim Edebiyat ve Sanat Eserleri Meslek Birliği’nin (İLESAM) başkanlığına İhsan Işık seçildi. İLESAM’ın 10. Olağan Genel Kurulu, 12 Ocak 2008 Cumartesi günü Türk Tarih Kurumu toplantı salonunda gerçekleştirildi.

    İki aday listesinin yarıştığı genel kurul salonunda İhsan Işık’ın listesi  katılan 229 delegenin oylarından 127’sini alarak sandıktan galip çıktı.

    Seçimde iki oy geçersiz sayılırken  adaylardan İsmet Bora Binatlı ve Mehmet Nuri Parmaksız’ın listesinde 100 oy çıktı.

    İhsan Işık  başkanlığındaki Yönetimde şu isimler yer aldı:

    İhsan Işık, Doç. Dr. Ramazan Acun, Mehmet Atilla Maraş, Yrd. Doç. Dr. Zeki Gürel, Tülay Arıcı, Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu, İsmail Kara, Prof. Dr. Vahit Bıçak, İslam Beytullah Erdi.

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
  • 2 Yorum
  • Kategori: Haber

  • Üye Girişi





    Bağlantılar




    Arşiv



    KİTAP ARAYIN!




    Alexa Rating